KKTC diplomasisinde hafızayı yenilemek!
- GİRİŞ19.06.2026 09:23
- GÜNCELLEME19.06.2026 09:23
KKTC istiklalimiz, istikbalimiz ve var oluşumuzdur.
Ve dahi Akdeniz’deki stratejik güvenliğimizin ve millî varlığımızın uç kalesidir KKTC. Hem tarihî hem askerî hem de jeostratejik anlamda olmazsa olmazımızdır.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yarım asırdır uluslararası arenada hak ettiği siyasi, ekonomik ve hukuki statüyü kazanmak için büyük bir varoluş mücadelesi vermesine rağmen hâlâ istenilen sonucun alınamamasının altında yatan nedenlerin sayısı burada anlatılamayacak kadar çoktur.
Türk Devletleri Teşkilatının (TDT) sunduğu tarihî fırsat pencereleri ve yürütülen geleneksel diplomasi hamleleri kuşkusuz çok değerlidir. Ancak bugünün küresel dünyasında, bir devletin tanınma mücadelesi sadece masadaki diplomatik nota alışverişleriyle ya da resmî heyetlerin ikili görüşmeleriyle kazanılamaz.
Modern uluslararası ilişkiler, "kamu diplomasisi" ve "kültür ve sanat" gibi yumuşak güç unsurları üzerinden daha hızlı yürür ve sonuç verir. KKTC’nin adadaki tarihî haklılığını ve uğradığı mezalimi dünyaya anlatacak yeni bakış açılarına ihtiyaç vardır.
TDT üyesi kardeş ülke halklarının KKTC’deki kardeşlerinin acı dolu tarihinden bihaber olması onların eksikliği değildir. En büyük eksiklik, küresel kitlelere ulaşacak etkili, sarsıcı ve yüksek bütçeli sinema ya da belgesel projelerinin hayata geçirilememiş olmasıdır.
İsrail, Yahudi soykırımını “Schindler'in Listesi”, “The Piyanist” gibi sayısız filmle, dünya hafızasına kazımayı başardı. ABD, olmayan tarihini dahi bütün dünyaya pazarladı ve aslında acıdan başka hiçbir şey götürmediği coğrafyalara “barış ve insanlık” götürdüğü yalanını sanatın ve sinemanın bu muazzam dönüştürücü gücüyle gerçekleştirdi.
Peki KKTC’nin haklı davası için kaç sinema filmi yaptık?
Şahsen benim hafızamda tek bir film karesi yok! Kuzey Kıbrıs’ta yaşanan trajediler, tarih kitaplarının tozlu sayfalarına hapsedilmeyecek kadar büyük ve acıdır oysa! Rum çetelerinin ve EOKA-B terör örgütünün Kıbrıs Türklerine yönelik barbarca baskınları, katliamları, vahşetleri bugün sinemanın evrensel diliyle tüm dünyaya sunulmayı beklerken bizim gerçek sanatçılarımız nerededir? Kıbrıs Türk’ü ünlü yönetmen Derviş Zaim’in çektiği bir iki film dışında önemli diyebileceğimiz sinema filmi yoktur!
Açıkçası TRT’den yüksek bütçeli, dünya standartlarında bir yapımın bugüne kadar çekilmesi gerekirdi. Küresel dijital platformlarda yer alacak, uluslararası standartlarda çekilmiş tek bir etkili film, yüzlerce diplomatik rapordan çok daha hızlı, kalıcı ve sarsıcı bir farkındalık oluşturabilecek güçtedir zira.
Bu eylemsizliğin ve eksikliğin en somut, en yürek yakanı da Atlılar, Muratağa ve Sandallar köylerinde yaşanan katliamların âdeta unutulmaya yüz tutmuş olmasıdır. 14 Ağustos 1974 tarihinde, Atlılar köyünde Rum militanlar tarafından vahşice katledilen, aralarında daha birkaç aylık olan kundaktaki bebeklerin, günahsız çocukların ve yaşlıların bulunduğu soydaşımızın hikâyesi de yazılmadı!
Binaenaleyh kendi şehitlerinin feryadını dünyaya duyuramayan bir tanıtım stratejisi, uluslararası alanda kalıcı bir sempati ve meşruiyet devşiremez. KKTC’nin haklı davası, kurumsal bir hafıza eksikliği ve yetersiz bütçeli lokal etkinliklerin gölgesinde kalmamalıdır.
Rum tarafı, kurmaca mağduriyet hikâyelerini lobicilik faaliyetleri ve sanatsal prodüksiyonlarla dünyaya “gerçekmiş” gibi pazarlarken, Kuzey Kıbrıs Türk tarafının elindeki mutlak ve belgeli tarihî gerçeklerin sessizliğe ve kendi hâline terk edilmesi büyük bir stratejik hatadır. TDT üyesi kardeş devletlerinden başlayarak Atlılar köyü katliamı gibi vahşet tabloları çok dilli belgesellerle genç nesillere aktarılmalıdır.
Hasılı, KKTC’nin tanınma diplomasisi hafızasını yenilemelidir. Acilen sinema, edebiyat, dijital medya ve akademi dünyasını kapsayan geniş çaplı bir kültürel taarruz başlatılmalıdır. Şehitlerimizin aziz hatırası ve adadaki Türk varlığının geleceği, geçmişin acılarını unutturmamaktan ve bu haklılığı dünyaya en çarpıcı estetik dille anlatmaktan geçmektedir.
Unutulan her katliam ve mezalim kaybedilen bir mevzidir zira!
Meryem Aybike Sinan / Türkiye Gazetesi
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol