Atina’nın hiç bitmeyen azınlık nefreti!
- GİRİŞ07.08.2026 09:12
- GÜNCELLEME07.08.2026 09:12
Yunanistan, Türk azınlığa yönelik sinsi planlarına her geçen gün yeni birini ekliyor!
Batı Trakya, Lozan Barış Antlaşması’nda ‘adil bir bölgesel denge kurma’(!) amacıyla kurgulansa da zaman içinde bu denge Yunanistan lehine tek taraflı bozulan en hassas diplomatik alanlardan biri hâline geldi ne yazık ki…
Bölgede tarihsel ve kültürel kökleriyle varlığını sürdüren Türk soylu azınlık, son dönemde hem sosyo-ekonomik hem de demografik baskı araçlarının odağında yer alıyor. Yunanistan yönetiminin sınır bölgelerine, özellikle de Türk nüfusun yoğun olduğu Meriç ve Rodop havzasına yönelik uygulayageldiği planlı nüfus ve iskân politikaları, iyi niyetli bir bölgesel kalkınma hamlesinin ötesinde, oldukça kötücül, tescilli bir demografik mühendislik çabası olarak karışımıza çıkıyor.
Atina yönetiminin sınır bölgelerine etnik Yunan asıllı vatandaşları yerleştirme stratejisinin temelinde, sınır güvenliği gerekçesinin arkasına gizlenmiş bir homojenleştirme politikası yatıyor. Aslında bu yaklaşım, Türk azınlığın yoğun olduğu coğrafi bütünlüğü kırmayı ve bölgedeki yerel idari mekanizmalarda Türk soylu temsil oranını marjinalleştirmeyi hedefliyor!
Devlet teşvikleri, vergi muafiyetleri ve lojman imkânlarıyla desteklenen bu yapay nüfus transferi, Lozan Antlaşması'nın ruhuna aykırı olduğu gibi, Avrupa Konseyi Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşmesi’nin 16. maddesinde açıkça menedilen "azınlıkların yaşadığı bölgelerdeki nüfus oranlarını değiştirmeyi amaçlayan tedbirlerden kaçınma" ilkesini de doğrudan ihlal ediyor.
Hemen belirtelim, Yunan hükûmeti, her türlü ekonomik aracı Yunan asıllı vatandaşının hizmetine sunsa da bu proje çok da ilgi görmemiş ve geniş halk kitleleri bu politikayı benimsememiştir.
Batı Trakya Türk azınlığına yönelik asimilasyon çabaları, yalnızca mekânsal düzenlemelerle sınırlı kalmayıp hukuki, dinî ve iktisadi alanlar da birer baskı mekanizması olarak kullanılıyor.
Yunanistan’ın, kendi iç hukukunun millî güvenlik reflekslerini bahane ederek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını uygulamaktan imtina etmesi ve "Türk" ibareli dernekleri yok sayması, evrensel hukukun açık bir ihlalidir.
Bu kördüğümün aşılması adına inanç özgürlüğünü gölgeleyen müftülük krizinin, seçilmiş müftülere ahdî özerkliğinin iade edilmesi yoluyla çözülmesi diplomatik bir zorunluluk hâline gelmiştir.
Batı Trakya’ya yönelik uzun yıllardır uygulanan sistematik ekonomik ambargolar ve tarım arazilerinin kamulaştırılması gibi iktisadi dışlama politikaları, genç Türk nüfusu üretkenlikten kopararak onları Avrupa içlerine göç etmeye zorluyor. Bu, gerçekte tescilli bir demografik eritme politikasından başka bir şey değildir.
Bu baskı mekanizmalarının yanı sıra Türk azınlığın tarihsel varlığına indirilen en ağır darbelerden biri de vakıf malları ve mülkiyet haklarının sistematik olarak gasbedilmesi stratejisidir. Osmanlı döneminden kalan ve azınlığın sosyal, kültürel ve dinî hayatının can damarı olan vakıf mülkleri, antidemokratik kararnameler, keyfî kamulaştırmalar ve fahiş vergilendirme politikalarıyla ellerinden alınıyor!
Türk azınlığın kendi mülkleri üzerinde tasarrufta bulunması engellenirken, vakıf yönetimlerine azınlığın iradesi dışında devlet eliyle kayyımlar atanması, bu zengin tarihsel mirasın tasfiyesini ve ekonomik egemenliğinin çökertilmesini hedefleyen açık bir mülkiyet hakkı ihlalidir.
Hasılı, Yunanistan'ın sınır bölgelerinde yürüttüğü yapay nüfus yerleştirme politikaları ve Türk kimliğini yok sayan asimilasyonları, Balkanlar'daki bölgesel istikrara ve iyi komşuluk ilişkilerine hizmet etmediği gibi her geçen gün iki ülke arasındaki gerginliği tırmandırmaya yönelik oldukça bilinçli uygulamalardır.
Doğu Akdeniz ve Ege'de hukukun üstünlüğünü savunan Atina'nın, kendi sınırları içindeki Türk azınlığın ahdî ve evrensel insan hakları söz konusu olduğunda sergilemiş olduğu çifte standartlı, ırkçı, baskıcı tutumuna karşı uluslararası camia ve insan hakları örgütleri, daha net bir diplomatik duruş sergilemelidir DESEK de böyle olmayacağını gayet iyi biliyoruz zira BATI ikiyüzlüdür!
Hak arayışı mücadelesinde Türk azınlığın meşru taleplerinin uluslararası hukuk zemininde savunulması, kalıcı barışın yegâne anahtarıdır. Türkiye, Batı Trakya Türk Azınlığı’nın her zaman yanındadır ve yanında olmaya devam edecektir.
Yunanistan hiç unutmasın ki;
Batı Trakya Türk Azınlığı bir güvenlik tehdidi değildir. Aksine bir barış ve güvenlik köprüsüdür...
Meryem Aybike Sinan / Türkiye Gazetesi
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol