Tütün nasıl sekülerleşti?

  • GİRİŞ21.04.2011 23:59
  • GÜNCELLEME21.04.2011 23:59

Tütün deyince, doğal olarak akla önce Amerika kıtası gelmektedir. Mısır, domates ve patateste olduğu gibi, tütün de Amerika kıtasından dünyaya yayılan bir bitkidir. Amerikan yerlileri (Kızılderililer) Avrupalılar kıtaya gelmeden önce tütün kullanmaktaydılar. Hatta diğer bazı canlı türlerinin ağrılarını gidermek için tükettikleri arasında bu bitki de vardı. Dahası tarihsel bilgilere göre, “ilk Avrupalı yerleşimciler tütün içmeyi Kızılderililerden öğrenerek tütünü daha sonra gittikçe popüler olacağı Avrupa'ya taşıdılar.”  

Avrupalılar tütünü taşıdılar ama ruhunu unuttular… 

Amerikan yerlileri Avrupalılardan farklı olarak tütünü eğlence, keyif amaçlı değil, ayinlerinde ve ancak deneyimli şamanlarınca dini gerekçelerle kullanıyorlardı. Yani tütün içmenin ruhanî bir havası olması, nefesle “halvet” olması, hücreleri usul usul saran iştiyaktan o zamandan belliydi! J

Amerika’da Yukatan adasında yaşayan Maya’lara ait tarihî taşlar üzerindeki resimlerde ve Kuzey Ohio bölgesindeki höyüklerdeki eserlerde tütünün kullanılma şekillerine, pipo resimlerine sık sık rastlanmaktadır. Kristof Kolomb ve arkadaşları San Salvador adasına ayak bastığında ada yerlilerinin ağız ve burunlarından dumanların çıktığını görmüşler ve dumanlarında kurutulmuş tütün yaprağı olduğunu öğrenmişlerdi.

Maya ve Aztek uygarlıklarında rahipler dinsel törenlerde tütün dumanını kullanmışlardı. Daha sonra tütünün keyif verici etkisine alışarak ayinler dışında da tütünü içmeye başladılar. Yani tütün bir anlamda sekülerleşti. Zaman içinde rahipler dışındaki insanlarda da alışkanlık yapmaya başlayan tütün, Orta ve Kuzey Amerika’da yaygınlaşmıştır.  

Orta Amerika’da Meksika ve Antiller halkı arasında bu keyif verici duman yayılırken, o zamanın doktorları olan rahipler, tütünden şifa umarak taze yapraklarını yaralar üzerine koyarlar, göğüs hastalıklarına karşı dumanını koklatırlar ve kokusunu baş ağrılarının tedavisinde kullanırlardı. 

Tütün içme âdeti, Amerika’yı keşfeden Portekizli ve İspanyol gemicilerin önce kendilerinin alışması ve daha sonra yanlarında diğer şehirlere götürmeleri sonucunda yaygınlaşmaya başlamıştır. Gemilerin iki kıta arasında gidip gelmesi suretiyle İspanya, Portekiz ve diğer Avrupa şehirleri, tütün ve içme âdetiyle tanışmışlardır. Meksika’nın “Tabesco” bölgesinde tütün tarımının yapıldığını gören İspanyollar, Küba’da tütün içme borusuna “tabaco” adının verildiğini duymuşlar, “tabaco” adını kullanarak her gittikleri yerde bu adın yayılmasını sağlamışlardır. 

Bu anlamda tütün, Avrupa geleneğinde keyif vesilesi olmakla kalmamış, aynı zamanda Avrupa’da artan refah ve servet düzeyine göre arz-talep dengelerinin oluşması sonucunda, Amerika’nın güneyinin hızla sömürgeleştirilmesine de yol açmıştır. İlk sömürge yayılımının ardında tütün üretimini arttırma isteği de bulunmaktaydı. Avrupalılar Amerika'ya getirdikleri siyahî kölelerle, açtıkları alanlarda tütün ekimi yapmaya başladılar. Bu süreçte tütün hem yeni ziraat alanlarının oluşturulmasında, hem de oralarda çalışacak insanların temininde etken bir madde olarak da dünya tarihinde yerini almıştır. 

Tütünün keyif verici olarak kullanılmaya başlanmasından sonra tüketimi hızla artmıştır. Fuzuli harcama olarak kabul edilmesi ve sağlığa zararlı olduğu ileri sürülerek çeşitli yasaklar getirilmiştir. 1575’de İspanya ve Amerikan kiliselerinde tütün kullanılması yasaklanmış, 1603’de İngiltere’de Kral I. Jacque tütün içimine karşı mücadele etmiş, 1620’de Japonya’da tütün içme yasağı getirilmiş, 1652’de Almanya-Bavyera’da tütün kullanımı yasaklanmış, 1653’de Saksonya, Avusturya’da tütün içilmesi aleyhinde faaliyetler olmuş. 1634 yılında Rusya’da, 1657 yılında İsviçre’de tütüne yasaklar getirilmiştir. Tütün kullanımına karşı konulan yasaklar ve ölüm cezaları çok sayıda insanın hayatını kaybetmesine sebep olmuş, buna rağmen insanlar tütün kullanmaya devam etmiştir. 

Getirilen bütün yasaklar ve cezalara rağmen tütün kullanımının önü alınamamıştır. Devletlerin tütünden elde edecekleri geliri fark etmeleri ve bu gelirin önemli bir miktarda olması nedeniyle tütün kullanımı ve tarımı teşvik edilmiştir. Böylece devletler tütünden çeşitli vergiler ve bandrol almaya, imtiyaz ve tekeller kurmaya başlamışlardır. 

Tütün kendine ait bir sektör, bir kültür oluşturmakla da kalmadı. Amerikan Bağımsızlık Savaşında (ki kimin nereden bağımsızlaştığı tartışmalıdır) tütün büyük rol oynadı. Yüzyıllar içinde Amerika’da büyük bir ihracat kalemi olan tütüne İngiliz Krallığı’nın özellikle Üçüncü George zamanında, Fransa’da vb. açtığı savaşların finansmanını yüklemek için tütün maddesine ağır vergiler konması, kolonileri işleten Amerikalı eliti rahatsız etmiş ve zamanla onların en büyük argümanlarından olan “temsilsiz vergi” kavramını da ortaya çıkarmış, bu da halk kitlelerinde önemli bir slogan halinde şuur altına yerleşmiştir. Aslında savaş tam bir bağımsızlık mücadelesi olarak başlamamıştır. Savaş İngiltere'nin Yedi Yıl Savaşları sonucu harcadığı paraları geri kazanabilmek adına Amerika'da bulunan kolonilere ağır vergiler yüklemesiyle başlar. Bugün hüküm süren petrol savaşlarının bir benzerini bu olaylarda görmek mümkündür. 

Amerika’daki çatışma önce İngiltere'nin sömürge sorunlarından kaynaklanan bir iç savaş olarak başladıysa da, 1778'de Fransa'nın, 1779'da İspanya'nın, 1780'de Hollanda'nın Amerika'nın yanında yer almasıyla uluslararası bir savaşa dönüştü. Amerikalılar kara kuvveti olarak hem eyalet milisleri, hem de çoğunluğu çiftçilerden oluşan 20,000 kişilik düzensiz bir Kıta Ordusu topladılar. İngiliz Ordusu ise 42,000 kişilik iyi eğitilmiş düzenli bir kuvvetten ve Alman kökenli 30,000 paralı askerden oluşuyordu. İngiliz Kralı George’dan George Washington dönemine geçişte Amerika 13 eyaletten oluşan bir “yeni” ülke iken, tütün önemini korudu. 

Kovboyluğun bittiği döneme rastlayan (sinema ve) Westernlerin çıkışıyla kovboyun tütün çiğnemesi, dişleri arasında ezerek sigar içmesi, hakaret etmek isteyince ağzındaki tütünü ya da sigarını ateş edercesine tükürmesi “erkeklik kültünün” bir yansıması oldu.   Ayrıca kovboyun sigarasını hasmının ya sırtına kibriti sürterek ya da kendi yıldızlı çizmesine sürterek yakması onun kanunsuz güç ve fallik özelliklerini de işaret ediyordu. 

Şimdilerde her mekândan kovulan sigara yirminci yüzyıl başlarında Kelloggs gibi firmaların reklamlarında kullandığı ve atletik bir vücuda sahip olma ilâcı gibi lanse ettiği mamûl iken, yakın zamanlara kadar Marlboro sigarası ve “Amerikan Batısı” imajını çizen kovboy tipli, elinde kemendi, hafiften kısılmış gözleri ve yanında atı ile “Marlboro adamı” da aynı kültürel tellere dokunarak “country” müzik çalıyordu. 

Daha sonraları caz, arabesk gibi farklı müzik türleriyle özdeşleşen sigara, eskiden topluca ailenin aynı tabaktan yemesine gülen ve yeni dönemlerin gelişiyle birlikte herkesin ayrı tabaktan yemek yediği dönemlerde, evlenmek isteyen erkeğin artık erkekliğini, evlenme arzusunu simgeler oldu. Ancak baba ya da büyükler yanında sigara içmenin yasak olması, yani büyüğe hak olan, onun otorite alanını, erkeklik alanını çiğnemek şeklinde algılanırken terbiyesizlik ve edepsizlik gibi değerlendirilmeye başlandı. Bu şekilde aşağıdan yukarıya gönderilen sigara içme dilekçesi, diğer göstergesel davranışların yanında, evlenmek için izin ya da yol açma arzuhâlini de ortaya koyuyordu.  Yani önce sekülerleşen, sonra da “erkekleşen” sigara erkekliğin isbatı için bir vesile olurken, erkeklerin dünyasına adım atmak isteyen kadınlara da bir nevi musallat oldu.

Metin Boşnak - Haber 7
mbosnak@metinbosnak.org

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat