Ya benim ol, ya toz!
- GİRİŞ13.01.2012 09:07
- GÜNCELLEME13.01.2012 09:07
Türkiye’de içi boşalmayan hemen hiçbir kavram kalmadı: sivil itaatsizlik, özgürlük, demokrasi, liberalizm, terörizm vb. Bir zihinsel detoks programı ki, değmeyin gitsin! Kimileri propaganda ile yeni semantik kisve giydi. Kimileri çengele asıldı, amuda kaldırıldı. Kimi kelimeler hallaç pamuğu gibi atıldı. O kelimeleri telaffuz edenlerin Hallac’ın akıbetine uğramadığı kaldı.
Devlet etmekle, mescit duvarına bevl etmek sendromu, “millet” ve illet bir tutma marazı, hükümeti şamar oğlanı, günah keçisi yapma densizliğinin haddi hesabı kalmadı. Sapla saman, hapla propaganda tozutup gidiyor gündemi. Olaylara düz bakma melekesini kaybettik; ya da beyin loblarımız yer değiştirdi sanki. İdeolojik otizm ile tarihsel şizofreni birbirine karıştı.
“Vicdan” “V-C-D” kökünden Arapça bir kelime. “Bulmak” anlamında. Zahir “doğruyu bulma melekesini işaret ediyor. Ancak bu kökü, VCD oynatıcı ile karıştırmalar son demlerin, “ya benimsin, ya toprağın” havasında bir hükümet aleyhtarı kara propaganda aracında dönüştü. “Ya benim ol ya da toz ol!” taraf’larından hükümferma gazetecilik revaçta.
Bu topa tutmaların arkasında, ülke ve millet menfaati konusunda rikkat değil, sureti haktan görünerek hükümetin meşru yetkilerini maniple etmek arzusu yatıyor. Son demlerde Batı’da Başbakan aleyhinde çıkan yazı ve tavırlara paralel olarak ülke içerisinde yerli bir koro türedi. Gazete köşelerinde “kamuoyu” adına, kamudan kaynak avcılığı yapılması ihkâk-ı hak prensibi oldu. Kışla komutanı edasıyla, emir-komuta zinciri doğrultusunda gelişmiş görünen bu hava silsile-i hakikat yerini silsile-i menfaati esas almaktadır. Onun da kendi içinde bir meratip-i silsilesi var.
En son Uludere’de yaşananlar bunun göstergesidir. Her nasılsa, daha birkaç ay önce, Başbakan’ın bile terörün hedefi olduğunu unutanlar, hedef saptırarak, Başbakan’ın “Stockholm sendromu”ndan mustarip olduğunu ifade eder oldular. Görüntülerin bulutladığı ışık mahareti ve kelambazlık ile gerçekleri buharlaştırmak, çıkar heykeline dönüştürmek cambazlığı çoğaldı.
Kaybolan gerçekler arasında, yakında Öcalan’ın aslında kandırılmış masum bir ergen olduğunu yazarlarsa şaşmamak lazım. Dahası, kaçakçılık—eğer mesele oysa—hukukunu göklere çıkarmak da cabası. Başbakan’a doğrudan bağlı olan MİT Müsteşarını ilzam etmekten kim fayda umabilir? Hele hele ülkenin hem dışarıdan ekonomi, medya ve siyasetle; içerden terörle terbiye edilmek istediği bir süreçte? Başbakan’ın ameliyat olması sonrasında gelişen olaylar ve Topkapı Sarayı baskınının doğrudan “Yeni Osmanlı”yı doğrudan hedef alan kürtaj girişimleri olduğunu anlamak için Maya takvimleri ve Nostradamus kitaplarına gereksinim mi var?
Batı’da Türkiye ekonomisine dair anlamsız raporların çıkmaya başlaması, Amerikan askerlerinin Kuzey Irak’tan ayrılması, Irak’ta etnik-dini çatışmaların yine ayyuka çıkması, İran’a saldırı ihtimali, Suriye’ye arka çıkar pozunda Rusya’nın “bu oyunda ben de varım!” demesi, Türk silah sanayisinin tedricen atılımlar yapması, yüzde yüz yerli olan piyade tüfeklerinin yapımı konusu, milli insansız hava araçlarının üretimine dair yüz akı gelişmeler, hükümetin akıllıca davranarak savunma sanayisini Türk sanayisinin ana kollarından biri yapmak için çaba sarf etmesi, hem üretim hem de savunma ihtiyaçlarını birleştirme gayretleri, SAAB’ın yerli Türk araba markası olarak devam ettirilmesine dair girişimler, henüz tay-tay giden borla çalışan arabanın Türk mühendislerince ve TÜBİTAK tarafından imal edilmiş olması, Türkiye’nin Kuzey Irak’ta kıyıdan köşeden petrol arama işlerine girişmiş olması, daha önce iki defa esrarlı patlamalar tecrübe eden Kırıkkale Silah fabrikasında geçenlerde yine esrarengiz patlamaların olması, TAI mühendislerinin nasılsa “intihar” etmiş olmaları, Rahmetli Muhsin Başkan’ın helikopter “suikastıyla” şahadeti titreyip kendimize gelmeye yetmiyorsa, üşüme hissi de mi uyandır mıyor?
İsrail’e selam çakacağınıza, biraz da oraya laf çakınız!
Metin Boşnak - Haber 7
mbosnak@metinbosnak.com
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol