Cemaat, hükümet ve birkaç nokta

  • GİRİŞ15.02.2012 08:57
  • GÜNCELLEME15.02.2012 08:57

Bir. Türkiye, ilkeli duruşun nadir bulunduğu ülkelerden birisidir. Mesela, “Atanmışlar hangi ideolojiden olursa olsun milletin seçilmiş temsilcileri üzerinde vesayet kurmamalıdır” şeklinde bir ilkeyi hemen herkes benimser. Ama o atanmışlar kendi ideolojisine yakın insanlarsa “Ama...” ile başlayan yüz türlü tevil duyarız. O zaman şu soru vacip olur: Kemalist cemaatin vesayetine hangi nedenle karşı çıkıyoruz? Vesayet kurmaya çalışanların ideolojisi yüzünden mi? Yani “biz”den olmadıkları, dahası bize karşı oldukları için mi? Yoksa, vesayet bizzat kendisi karşı çıkılması gereken kötü bir olgu olduğu için mi?

İki. Güzel ülkemiz, türlü türlü otoriterliğin kaynaştığı, kültürünün, geleneğinin, tarihinin ve hatta dini yorumlarının bu otoriterliği besleyebildiği bir ülkedir. Bu bizi biraz önceki ilk noktaya götürüyor. Biz otoriterliğe, diktatörlüğe, zorbalığa, faşistliğe niçin karşı çıkıyoruz? Mesela, Kemalist otoriterlik kötü, devletin bütünlük ve bekasını, dini ve istibdadı harmanlayan Abdulhamidvari bir otoriterlik iyi midir?

Üç. Eleştiriye tahammülsüzlük bu ülkede herkesin, her kesimin belirgin vasıflarından birisidir. Eleştiri ikidir. Ya bir şeyin, kişinin ya da düşüncenin bizzat varlığına düşmansınızdır. Ondan nefret edersiniz ve eleştirirsiniz. Nefret eleştirisi yıkıcıdır. Meyvesizdir de. Düzeltmeye, ıslah ve tadil etmeye çalışmaz. Nefret edilen şeyden iyi bir eylemin çıkmayacağı duygusuna dayalıdır. Ülkenizi işgal eden düşmanın yol, köprü veya bina yapmasını nasıl alkışlamazsanız, “iç düşman” gördüğünüz kesimlerin de hiçbir iyiliğini dile getirmezsiniz. Ama, eleştiri nefretten kaynaklanmaz sadece. Şefkat eleştirisi de vardır bizim geleneğimizde. Varlığını seversiniz o kişinin ya da şeyin. İyiliklerinin kötülüklerine galip geldiğine inanırsınız. Ama hakikatın hatırı için onu eleştirirsiniz de. Sevdiğiniz için eleştirirsiniz. Omuzundaki akrebi haber verircesine ikaz edersiniz onu. Eleştirmemeniz onu sevmediğiniz anlamına bile gelebilir. Şefkat eleştirisinin kimliği üslubunda gizlidir. Nefret eleştirisinin değil ama şefkat eleştirisinin konusu olduğumuzda, canımızı yaksa da, bireysel ya da cemaatsel egomuzu yaralasa da, durup düşünmemiz, muhasebe yapmamız ve hatta sevinmemiz gerekir.

Dört. Bu ülkenin insanları çok okumaz, alim değildir, ama sağduyuludur. Basiretleri rahmeti celbeder. Bir sanatçı ya da şarkıcıyı baştacı ederler, ama siyaset etmesine izin vermezler. Güvenliği sağlamakla yükümlü üniformalıları yürekten severler, ama siyasete girdikleri takdirde onlara bir gram yüz vermezler. Yıllar önce, televizyon ekranındaki bir tartışmada şimdi rahmetli olan bir sanat müziği sanatçısı musikide manevi değerleri savununca öyle bir destek, takdir ve teşekkür seliyle karşılaşmıştı ki, başı dönmüş ve “Bugün hangi şehirden adaylığımı koysam, milletvekili seçilirim ben arkadaş!” diyebilmişti. Ya da, çok çevik bir generalimizi hatırlayın. Üniformasını çıkardığı anda nasıl hüsrana düştüğünü aklınıza getirin. Aynı şey, dine gönülden hizmet edenler için de geçerlidir. Sırf Allah rızası için yaptığınız hizmetleri alkışlarlar, dini terbiye almaları için çocuklarınızı size emanet ederler, ama siyaset etmeye kalkarsanız, kibarca sizi bir kenara iterler. Bu ülkenin insanları her şeyden çok serbestiyeti ve rahat bırakılmayı isterler. Onları herhangi bir ideoloji adına zaptu rapt altına almaya kalkarsanız, maksadınızın tersiyle tokat yersiniz.

Beş. Kendi içinde hiyerarşinin koyusundan, tek adamcılık ya da elitizmden, otoriter yöntemlerden kurtulmamış bir görüşün millete demokrasi, özgürlük ve adalet getirmesi mümkün değildir. Atatürk’ün tek başına bütün milletvekillerini belirlemesi kötüdür de, toplam üç-dört kişinin (şu andaki parti liderlerinin) adayları kendilerinin belirlemesi iyi midir? Benzer şekilde, oyların oyların eşitliğine, vicdanların hürriyetine ve fikir serbestisine dayanması gereken ülke yönetimine ilim ya da irfan yollarının,  medrese veya tarikatın, yöntemlerini uygulayamazsınız.

Altı. Güç ve iktidar baş döndürür. Narsisizminizi okşar. Cürete cesaret verir. Kaderin adaleti bazen beşerin zulümleriyle tecelli eder ve size sınırlarınızı bildirir.

Yedi ve son. Muhabbet asıl, birlik ve beraberlik hedef, maksatlar kadar vasıtaların da meşruiyeti temel, ve ilkeler/hakikatın hatırı herkesten ve herşeyden üstün!

Murat Çiftkaya - Haber 7
ciftkaya@yahoo.com
www.muratciftkaya.net

Yorumlar3

  • sade vatandaş 12 yıl önce Şikayet Et
    OLANLARIN İÇ YÜZÜ NEDİR BİLMEM AMA. Evet yazarın dediği gibi AMA ile başlayan demiş ya. Benim de bir AMAM var. Yapılan ve ve yapılacak işlerde tek doğru vardır. Ve insan dürüst ise hele hele imanlı bir Müslüman ise DOĞRUYA DOĞRU YANLIŞA YANLIŞ demelidir. Bir insan doğruları hak ve adaleti savunuyorsa ADAMINA GÖRE MUAMELE YAPMAZ. Gündem deki konuları kimler meydana atıyor bilmem ama BEN İNANÇLI BİR OLARAK şuna inanırım.YANLIŞI YAPAN BABAM DAHİ OLSA CEZASINI ÇEKMESİNİ İSTERİM.
    Cevapla
  • Zülkarneyn 12 yıl önce Şikayet Et
    Abdülhamid de Tayyip Bey de Despot Değildir.. eleştiri tabii ki yapılsın ama... Tayyip Bey kadar işlerin iç yüzüne aşina mısınız ki, onu hoyratlıkla itham ediyorsunuz? Abdülhamid merhumu istibdad ile suçlarken onu eleştirenlerin yıllar sonra dile getirdikleri nedametlerini nereye koyuyorsunuz? Cemaat ve hükümet arasında güya hesaplaşma vehmedenlere katılırcasına atılan bir başlıkla ne amaçlıyorsunuz? Ben bu milletin Tayyip Bey'in şahsında bulduğu yed-i emin'i artık birilerinin de öpmeleri gerektiğini, bunun onlara hiçbir şey kaybettirmeyip yıllar sonra Abdülhamid örneğindeki gibi bir pişmanlıktan kurtaracağını iddia ediyorum...
    Cevapla
  • muhterem al 12 yıl önce Şikayet Et
    laikçi bakış. laikçilerin; ''Müslüman camiye gidip namazını kılsın oyunu versin ama devleti yönetirken bize karışmasın.biz istediğimizi yapalım'' anlayışıyla, yazarın cemaate bakışı arasında hiç bir fark yok. insanımız müslüman da olas laikçi eğitimin etkilerini üzerlerinden atamıyorlar.
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat