Büyük Bozkır’ın Zümrüt Gerdanlığının İzinde; Almatı (3)

.

  • GİRİŞ31.08.2023 09:28
  • GÜNCELLEME01.09.2023 08:53

Kazakistan'ın güney doğusunda Tanrı Dağları’nın uzantısı Ala Dağ’ın eteklerinde mükemmel parkları, özgürlüğe kanat takmış ağaçları, elma bahçeleri ve her köşesinden el sallayan görkemli yapılarıyla Almatı, huzurun kollarına yaslanmış mutlu bir şehir olarak insanları kendisine davet ediyor. Şehir sanki bir açık hava mümüzesi gibi ve Kazakistan’ın paha biçilmez zümrüt gerdanl​ığı olarak dört mevsim boyunca özgürlüğün tadını çıkarıyor.

Almatı Ruslar tarafından 1854’te sınır kalesi olarak kurulan bir şehir. 1991 yılında Kazakistan’ın bağımsızlığı kazanmasından sonra ülkenin ilk başkenti oldu. Almatı bugün iki milyonu aşkın nüfusu ile Orta Asya’nın en gelişmiş şehri olmanın yanında geçirdiği hızlı değişimlerle Kazakistan’ın kültür, turizm, ekonomi ve ticaret merkezi olmayı sürdürüyor. 

Almatı’da hangi caddeye çıksanız sizi ya Ala Dağ’ın muhteşem manzarası ya da görkemli bir mimari yapının karşılaması an meselesidir.

Almatı’da ilk durağımız Çimbulak idi. Burası Almatı’dan 25 kilometre uzakta. Dört mevsim çeşitli turizm etkinlikleri için projelendirilmiş olan bu şirin yer kışın kayak merkezi olarak kullanılmasının yanında diğer mevsimlerde ağırlıklı olarak doğa yürüyüşü, dağ bisikletçiliği, kampçılık ve benzeri bireysel ve sosyal etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Muhteşem bir tabiat eşliğinde yaptığımız keyifli bir yolculuğun ardından yılın her mevsiminde ziyaretçi akınına uğrayan Çimbulak’a ulaştık.

Burada, zirvedeki kara inat sizi sımsıcak saran bir huzur iklimine savruluyor ve adeta yüreğinizde akıp giden zamanı sıfırlıyorsunuz.

Gittikçe soğumaya başlayan hava ile botanik parkı andıran rengarenk kır çiçekleri eşliğinde zirveye yaklaştıkça heyecan katsayımız artmaya devam ediyor. Zira orada hem tarihin sıfır noktasındaki hatıraları yad edecek hem de muhteşem Almatı manzarasını doyasıya seyredecektik.  

Teleferikle zirveye doğru yol alırken sanki geçmişle bugünün zaman aralığında kaygısızca salınıyor gibisiniz.

Yaz mevsimine inat sert esen rüzgâr ve ona eşlik eden yağmurla karşılıyor bizi Ala Dağ’ın dorukları. Tepeleri saran duman ve ipil ipil yağan yağmura bağrımızı açarak sırılsıklam oluyoruz bu kadim dağın doruklarında. Nihayet sabrımız meyvelerini veriyor ve biraz sonra dumanlar dağılıyor. Ala Dağ’ın zirvesinde muhteşem çiçeklerle ve bize uzaklardan hayal meyal el sallayan Almatı manzarasıyla baş başa kalıyoruz.

Tanrı Dağlarının doruklarında ıslanmak, ata yurda olan özlemi ve kan kardeşlerimizle hasreti dindirmek gibi bir şey…

Bu muhteşem zirveden aşağıya inerken benzersiz resimler asıyorum zihin belleğime. Buradan hiç ayrılası gelmese de insanın, çağıran yeni yerlerin hatırına revan oluyoruz yola. Almatı için açık hava müzesi demiştik ya. Şimdi diğer güzellikleri keşfetmenin heyecanı sarıyor yüreğimizi.

2. Dünya Savaşında Rus tanklarını durduran Almatı kahramanlarının adını yaşatan 28 Panfilovçu Askerleri Parkı ve çevresi bizlere adeta bir görsel şölen sunuyor. Burada gezmek hem geçmişe yolculuk yapmak hem de Kazak kardeşlerimizin kültürel miraslarına sahip çıkışlarına tanıklık etmek gibi.

Almatı’da yeni gün uyanırken biz farklı bir maceranın kollarına atılmaya hazırlanıyoruz. Yeni durağımız Altın Emel Milli Parkı ve bozkırın bağrına doğru heyecan yüklü bir yola revan oluyoruz. İli Nehri ile Ala Dağ sıradağları arasında yaklaşık 4600 kilometrekarelik bir alanda 1996 yılında kurulan bu park, Kazakistan'ın en büyük koruma alanı olmanın yanında UNESCO Dünya Kültür Mirası'nın da bir parçası.

Altın Emel Milli Parkı; Büyük Almatı Gölü, eşsiz bozkır manzarası, muhteşem doğası ve sürprizlere açık yol maceralarıyla insanı adeta büyülüyor.

Bozkır geniş, yol ise uzun. Keyif verici bir safarinin elinden tutunca hilal biçiminde bir kumula varıyoruz. Bozkırın bağrına altın kolye gibi konmuş “Şarkı Söyleyen Barçan Kumulu” bütün albenisiyle karşımızda. 120 metre yükseğe 1,5 km yürüyerek ulaşıyoruz. Bozkır ayaklarımızın altında.

Altın Emel Milli Parkında gezip dolaşmak şarkı söyleyen Şan Kumulları eşliğinde Cengizhan’ın izini sürerek tarihin derinlerine dalmak gibi.

Baschi köyünde verdiğimiz molada hem Kazak mutfağının tadına vararak kardeşlerimizin kusursuz misafirperverliğine tanık oluyor hem de bozkırın özgürlük efsunlayan köy kültürünü deneyimleme şansı buluyoruz.   

Kazak kardeşlerimiz, ziyaretçilere eşsiz doğal güzellikler sunan Altın Emel Milli Parkı’nı kurarak arkeolojik, tarihi ve kültürel anıtlar ile nesli tükenme tehlikesi altında olan bitki ve hayvan türlerini koruma altına almışlar. Bu da ekoturizmin doğal akışında seyrederek bozkırdaki mucizevi oluşumların zarar görmeden gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlıyor.

Almatı’nın 300 km. uzağında bozkır doğal yaşamının tam merkezindeyiz. Uzayıp giden engebeli yollarda yaşadığımız tarifsiz off-road heyecanına bozkırda özgürce dolanan antilop sürüleri ile vahşi yaşamın her tonu bütün çıplaklığıyla eşlik ediyor. Daha fazla turizm destinasyonuna ulaşabilmek için zamanla yarışıyoruz adeta. O sıralarda sonsuza akan sarışın düzlüklere nazire edercesine gün uzuyor, zaman da yavaşlıyor sanki.

Nihayet İli-Ala Dağ havzasının eşsiz güzelliklerine ulaştık. Işıl ışıl bir hava eşliğinde gezip dolaştığımız bu yere ani bastıran bir yağmurla veda ettik.

Bozkır, muhteşem gün batımı manzaralarıyla anlık tablolar oluşturmaya koyulunca dönüş yoluna revan oluyoruz. Kat edilecek mesafe uzun ve zihin belleğimiz ağzına kadar güzelliklerle dolup taşıyor.

Almatı’daki son günümü her caddesi huzur kokan ve her sokağı şiir yazan bu güzel şehri boydan boya özgürce adımlamaya ayırdım. Almatı, bir şair ve yazara ilham verecek bütün zenginlikleri bünyesinde barındırıyor. Yemyeşil ve tertemiz sokaklarla muhteşem mimari eserler arasında keyifli bir yürüyüşün ardından Yeşil Pazar’a geldim.

Yeşil Pazar’da her türden pazar ürününün yanında elmanın da her çeşidi var. Burada rengarenk tezgahların arasında dolanırken elmanın anavatanında olduğunuzu iliklerinize kadar hissediyorsunuz.

Yeşil Pazar Almatı’nın en eski pazarı ve 1875 yılından beri tezgâhları en taze meyve-sebze ve pazar ürünleriyle müşterilerine hizmet veriyor. Mutlaka ziyaret edilmesi gereken bu pazarda alış-veriş yapıp tezgâh sahipleriyle bir süre sohbet ettikten sonra ayrılıyorum.

Gündemimde parkta oynayan Kazak balalar vardı.

Otele dönüş yolunda soluklanmak için uğradığım parkta neşe içinde oynayan çocuklarla karşılaşınca selam verip aralarına karıştım. Türkiye’den geldiğimi öğrenince bana Türkiye hakkında bildiklerini anlatmaya başladılar. Saniyeler içinde keyifli bir sohbetin fitilini ateşledik. İstanbul’dan Antalya’ya uzayan sohbet spora, oradan da ezeli ve ebedi kardeşliğimize kadar ilerledi.      

Kazakistan’ın gelecek aydınlık günleri bu çocukların gözlerindeki parıltıdan kendisini hemen ele veriyordu. Cevval Kazak çocuklarıyla bu asrın Türk yüzyılı olması için çok çalışacağımıza dair ahitleşiyoruz.

Kazakistan ziyaretini yeni dostlar edinerek ve güzel hatıralar biriktirerek neticelendirdim. Kazakistan, turizm alanında muazzam bir potansiyele sahip. Kardeşlerimiz hem resmî kurumların yaptığı projelerle hem de yetiştirdiği yetkin rehberler aracılığıyla turizm alanında kendilerini dünya ölçeğinde tanıtmanın gayretine yoğunlaşmışlar. Bunu da oldukça güzel yapıyorlar. Öyle görünüyor ki Kazakistan, çok yakın gelecekte dünya turizminin parlayan yıldızı olacak.

Kalın sağlıcakla efendim.

Mürsel Gündoğdu

murselgundogdu@gmail.com

Yorumlar2

  • Azıma 5 ay önce Şikayet Et
    Evet benim Almatı şehirim mucizeler bilen güzellik lere şok dolu. Size şok başarılar diliyorum, teşekkür ederim
    Cevapla
  • Yörük GURD 5 ay önce Şikayet Et
    Güzel gezi-yazı olmuş tebrikler ve teşekkürler.
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat