Dünya Sessiz, Filistin Nefessiz

.

  • GİRİŞ12.10.2023 08:22
  • GÜNCELLEME13.10.2023 09:58

Dünya İsrail diye bir devletle yüzleştiğinden bu yana Filistin topraklarında gelişigüzel bombalar patlıyor, topraklar fütursuzca işgal ediliyor, insanların ev ve bahçelerine eşkıya gibi el konuyor, çocuklar ölüyor, analar ağlıyor ve babalar cayır cayır yanan yüreklerini intikam duygularıyla dağlıyor.

Yıllardır dünya sessiz, Filistin nefessiz.

Yüzyılın başında kurgulanan yeni dünya düzeninde güçsüzün eli kolu bağlandı, sözüm ona iktidar sahiplerinin hüküm sürdüğü topraklar hariç adalet her yerde yasaklandı. Bin yıl boyunca Türk komutanlar tarafından barış, huzur ve liyakatle yönetilen üç dinin mukaddes saydığı Filistin ve Ortadoğu topraklarından Osmanlı’nın çekilmesinin ardından bu coğrafya vahşete, kan, zulüm ve gözyaşına bulandı.

Mazlum halklar nefessizken dünya yine sessizdi.

Sınırları cetvelle çizilen ve yöneticileri sömürgeci zihniyetler tarafından atanan petrol zengini Arap ülkeleri riyal yumuşaklığı ve sıcaklığıyla donattığı yataklarında zevk ü sefa içinde uyurken arkasına dünyanın jandarması ABD’yi takan İsrail, akıl almaz yöntem ve sahtekarlıkla bir avuç toprakta kurmayı başardığı devletçiğini sürekli genişletip büyütmenin hayaliyle yanıp tutuşuyordu. Bu hayalini hayata geçirirken ne kural tanıyordu ne de kanun. Ne hakla işi vardı ne hukukla. Bu süreçte ne kınamalara kulak astı ne protestolara. Ne BM kararlarını dinledi ne de cılız uyarıları. Menfaati neyi gerektiriyorsa ve bu uğurda yapılması gereken neyse her zaman onu yaptı. Hem de pervasızca, insafsızca, ilkesizce, namussuzca, haysiyetsizce ve insanlık onurunu hiçe sayıp ayaklar altına alarak…

Bu ilkesizliklere dünya sessiz kalırken Filistin yine nefessizdi.

İnsanlık, 1947 yılından beri hemen her gün İsrail tarafından açılan yeni yerleşim bölgeleri duyurularıyla, Filistin’e atılan füze haberiyle ya da orada öldürülen çocuk, yaşlı, kadın, öğrenci, nine ve dede haberleriyle güne uyandı. Bütün bu haberler dünya ana akım medyasında yorumsuz olarak ve çoğu zaman da sessiz sedasız geçiştiriliverdi. Hatta o vakitlerde pervasızca atılan füzelere, patlatılan bombalara, sıkılan kurşunlara ve hunharca işgale sapanla karşılık vermeye çalışan Filistinli gençlerin attığı taş, Siyonistlerden ziyade bazı medya patronlarının başını yarmışçasına sert tepkilere bile neden olurdu. Başına demir tokmaklarla vurula vurula öldürülen ve sırf vatanlarına sahip çıktı diye zindanlarda sebepsiz yere süründürülen Filistinli direnişçilerin çığlıkları arş u âlâya direk olurken çoğu medyanın sür manşetinde insanlık adına güçlü bir kınama metnine bile dönüşemedi. Bu zorlu süreçte sadece şiddet, şiddeti doğurur diye bayramlık akıl verilmekle yetinildi Filistinlilere ve onlar sürekli olarak eli kolu bağlı oturmaya, taşkınlık çıkarmamaya davet edildi. Bu acı yüklü günlerde Filistinliler daima susturulurken İsrail pervasızca coşturuldu ve yıllar yılı dünyanın gözü önünde mazlum bir halka gece gündüz kan kusturuldu.

Bu zorlu süreçte de herkes sessiz, Filistin nefessizdi.

Yetmiş yıl boyunca hiçbir ilke gözetmeden yüz elli bin canına kıyılmış, topraklarının tamamına yakını işgal edilmiş ve acının her tonuna maruz bırakılmış bir halktan bahsediyorum. Hangimiz onların yerinde olsak akıl ve ruh sağlığımızı muhafaza edebilir ya da bu kabustan uyanabilmek için hangi akıl dışı ve saçma sapan bir sebebe sarılmazdık ki?

Hamas’ın, tamamına yakını işgal edilmiş topraklarına yönelik giriştiği bugünkü ani baskın ve saldırılarına biraz da bu pencereden bakmak gerekmez mi? Hadi tarafsız görünüp beni ilgilendirmez diyenleri bir nebze olsun anladık da Hamas baskınının ilk anından itibaren sosyal medya ortamlarında servis edilip elden ele dolaştırılan çoğu sahte görüntülere bakarak; yetmiş yıldır zulmün kitabını yazmakla meşgul olan, kademe kademe terörün her çeşidini uygulayarak bir millete soykırım uygulayan ve nihayet türlü hilelerle elde ettiği toprakları günden güne işgalle genişletip bu yerlerin asıl sahiplerini insanlık tarihinin en büyük açık hava hapishanesine kilitleyerek tarihten silmek isteyen bir terör devletinin yanında yer almak, bütün Müslümanları hayvan olarak gören insanlık damarı tıkanmış Siyonist bir Yahudi’den başka  hangi tükenmemiş veya arızalanmamış vicdana sığabilir?

Henüz patlak vermiş bir savaşta siviller ölürken, şehirler bombalanırken, hastaneler çığlık sesleriyle dolup taşarken, insanlar esir edilirken ve rastgele atılan bombalar insanların üzerinde Azrail gibi kılıç sallayıp dururken klavye başında savaşı körüklemek, tarihi gerçekliği hesaba katmadan cadı avına çıkar gibi suçlu avına yeltenerek küresel servis edicilerin sofrasına meze olmak ve böylesi zor bir durumda insanlık adına tek çıkış yolu olan barış değirmenine su taşımamak ne kadar insanidir ne kadar vicdanidir?

Türkiye insanlığın barış umudu olmaya devam ediyor.

Dünyanın gözü önünde adım adım yok edilişe isyan olarak gerçekleştirilen ve aşılmaz denen demir kubbe efsanesini yerle yeksan eden Aksa Tufanı harekatının ardından başta ABD olmak üzere Avrupa devletlerinin tamamına yakını İşgalci İsrail’in yanında bu ateşe benzin dökmeye koşarken Arap ülkeleri mutat sessizliğini koruyor. Bölgeye yönelik kırmızı çizgilerini açıklayan, barış ve itidal çağrısı yapan, sivil kayıplara dair kaygısını en yüksek perdeden dile getiren ve baş döndürücü bir diplomasi trafiğiyle yangını söndürmeye odaklanan tek ülke ise Türkiye. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan öncülüğünde Türkiye, eskiden beri Filistin meselesinin çözümüne en fazla mesai harcayan, bu hususta etkili diplomasi yürüten ve en ağır bedeller ödeyen ülkedir aynı zamanda. Şimdi o bölge yeniden bir yangın sarmalının içine sürüklenmişken her şeye rağmen bir barış umudu varsa bütün dünya biliyor ki bu da Türkiye’nin atacağı adil ve dengeli adımlar sayesinde mümkün olacaktır.

Türkiye gayet iyi biliyor ki; geçmişte bu bölgede hunharca tutuşturulan Arap baharı ateşinin, eski liderleri öldürülerek Libya’nın istikrarsızlığa mahkum edilmesinin, Irak’ın sebepsizce işgal edilerek üçe bölünmesinin, Mısır’da Mürsi yönetimine yapılan sinsi darbenin, İran’ın ağır ambargolarla dizginlenmesinin, Suriye’nin İŞİD adlı bir terör örgütü bahanesiyle işgal edilerek üçe bölünmeye hazır hale getirilmesinin, Rusya’nın  Ukrayna ile savaşa zorlanıp Ortadoğu’ya uzanan kollarının budanmak istenmesinin altında yatan asıl sebep İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun çok açık şekilde ifade ettiği büyük arzusu; “İsrail’in Hamas saldırılarına vereceği yanıt Orta Doğu’yu değiştirecek” sözünün bir an önce tahakkuk etmesidir.

Türkiye iyi biliyor ki Filistin’de sorumsuzca yakılan bu ateş bir an önce söndürülmezse Siyonistlerin kendilerine vat edildiğine inandıkları toprakların (arz-ı mev’ud) kapıları ardına açılacak ve bu ateş bizim Güneydoğumuzu da içine alacak olan Büyük İsrail Devleti’nin hayalden gerçeğe dönüşme umudunu olabildiğince canlandıracaktır. Bu yüzden Filistin meselesi bizi hem tarihi hem bugünümüz hem de geleceğimiz adına doğrudan ilgilendiren bir meseledir. Bunu iyi tahlil edemezsek ABD’nin Suriye’de PKK’yı neden eğitip donatarak himaye ettiğini, PKK’nın ülkemize yönelik terör faaliyetlerini, bu örgütle on binlerce şehit ve yüz milyarlarca dolara mal olan büyük mücadelemizi anlama şansımız olmayacaktır.

O yüzden Filistin yanarsa bütün Ortadoğu yanar ve Ortadoğu yanarsa bu ateş bize de sıçrar.

Haydi şimdi safımızı yeniden belirleyelim.

Kalın sağlıcakla efendim.

Mürsel GÜNDOĞDU

murselgundogdu@gmail.com

Yorumlar2

  • Ahmet 4 ay önce Şikayet Et
    Turkiyenin yeri BATIDIR. Amerikadır NATO dur. Gerisi bos...
    Cevapla
  • J211 4 ay önce Şikayet Et
    Safımız sonuna kadar Filistin. Sonsuza kadar adalet sonsuzda kadar hürriyet.
    Cevapla Toplam 2 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat