Kar Çiçekleri’nin Ölümsüzlük Destanı ve Beyaz Vatan
- GİRİŞ08.01.2026 08:50
- GÜNCELLEME09.01.2026 08:54
Bundan tam 111 yıl önceydi. Dede Korkut’ların, Oğuz Kağanların ve Alp Er Tunga’ların hikmet parıltılarıyla sırladığı bu topraklarda Kahraman Mehmetlerimiz tarafından emsalsiz bir destan daha yazıldı. Buzla, kanla ve canla yazılan bu kutlu destan, aradan geçen onca yıla rağmen yarınlara daha güçlü adımlarla yürüyebilmek adına ne tür risklerin göze alınması ve ne büyük zorluklara göğüs gerilmesi gerektiğini bizlere apaçık anlatmaya devam ediyor.
Kar çiçeklerinin ölümsüzlük destanıydı bu ve içinde ilelebet payidar olacak, tutkusu asla dinmeyecek ve yıldızı hiç sönmeyecek bir “Beyaz Vatan” ideali barındırıyordu.
Sarıkamış, bu aziz topraklar için ne büyük mücadeleler verildiğinin ve çağa yürüyebilmek adına neler feda edildiğinin en önemli kanıtlarını bünyesinde barındıran bir açık hava müzesi, kutlu bir ziyaretgahtır bilene. Bu yüzden başta Malazgirt, Söğüt, Çanakkale ve Sarıkamış olmak üzere Kütahya’dan Dumlupınar'a, Sakarya’dan Büyük Taarruza kadar Mehmetçiğin mübarek kanıyla yeniden diriliş destanlarının yazıldığı aziz coğrafyaları Türk bayrakları, dualar ve tekbir sesleri eşliğinde ziyaret etmesi her Türk gencine bir performans görevi ya da Ortaokul/Liseyi bitirme tezi olarak verilmelidir.
Güçlü yarınlar istiyorsak, gençlerimizi bu topraklarda mayalanmış büyük ideallerle buluşturup o doğrultuda yetiştirmek zorundayız.
Bu anlamda Gençlik ve Spor Bakanlığımızı kutlamak gerek. Gençlik ve Spor Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile el ele vererek her yıl olduğu gibi Sarıkamış Harekatı’nın 111. Yıldönümünde de birçok ilden ve yurt dışından genç, yaşlı çok sayıda kişinin yanı sıra şehit ve gazi çocuklarının da yer aldığı büyük bir kafileyle "Türkiye Şehitleriyle Yürüyor" ve “Bu toprakta izin var” mottosuyla Sarıkamış Şehitlerini Anma Yürüyüşü düzenleyerek bu büyük ideali canlı tutmaya devam etti.
Vatan söz konusu olunca Türk’ün yüreği genişler ve her Türk evladının gönlünde bin yılların ötesinde yiğitlik ve kahramanlıkla mayalanmış kutlu mefkure, asırlık uykusundan uyanır.
Seferden söz açılınca cenk meydanından Türk’ün ufkuna yansıyan en belirgin resim, ateş gülleri ve kan çiçekleridir. Vatan, Türk’ün anası olduğu gibi babası ve atasıdır da. Bu yüzden Türk demek, mefkuresine yönelik tehditler ortaya çıkar çıkmaz hiç ardına bakmadan doludizgin bozkırın çiçek bahçelerine yüzükoyun serilendir.
Tarih şahittir ki yeryüzünün pek çok meydanı Türk atlarının nal izleriyle hilallenmiş, nice bozkır Mehmetçiğin şanlı zafer naralarıyla ırgalanmıştır. Şu kadar var ki tabiatın ipe sapa gelmez hırçınlıkları arasında bazı vakitler bizim için tarifsiz acıların vatanı haline gelmiştir. Milletimiz için geriye bakmadan ve kar-kış demeden yollara serilişin en onurlu duruşunu işaret eden Sarıkamış Harekâtı işte tam da bu yüzden belleğimizde her dem canlılığını koruyan hüzün yüklü bir ağıttır.
1.Dünya savaşı yıllarıydı.
Osmanlı İmparatorluğu, topraklarını paylaşmak isteyen küresel güçlerin kendi aralarındaki rekabetten yararlanarak ayakta kalmaya çalışıyor; Fransızların Suriye, İngilizlerin Irak ve Rusların Doğu Anadolu üzerindeki sinsi emelleriyle topraklarında kurmak istedikleri tahakküme ancak bu yolla direnmenin mümkün olduğuna inanıyordu. Ne var ki henüz Balkan harbinin açtığı derin yaralar sarılamamışken devletlerin yeni ittifaklar kurarak dünya savaşına hazırlık yapmaya başlamaları Osmanlı’yı adeta bir ölüm kalım tercihine mecbur bırakıyordu. Kendi toprakları üzerinde emellerini açıkça dile getiren itilaf devletlerine karşı bu savaşta Almanya’nın yanında yer alınmasının temel nedenlerinden birisi de belli ki buydu.
Takvimler 1 Kasım 1914 tarihini işaret ediyordu.
Payitahta can sıkıcı bir haber ulaştı; Rus ordusu Oltu-Kaleboğazı’ndan Narman’a, Sarıkamış-Karaurgan’dan Kötek’e, Micingert’ten Horasan’a, Karakilise’den Velibaba’ya uzanan Doğu sınırlarımız boyunca saldırıya geçerek Erzurum istikametine doğru ilerlemektedir.
Aslında o sıralar Rusların Türk coğrafyasına topyekûn bir saldırı başlatma niyetinde olmadıkları açıktı. Bu, mevcut cephelere yeni bir cephe daha açmak anlamına gelmekteydi ki o şartlarda bu durum Ruslar için büyük risk oluşturmaktaydı. Bu yüzden Rusların asıl amacı sınırlı bir harekât yürütmek ve bu sayede savaşı Türk topraklarına taşımaktı. Bu ince siyasetle bir taşla iki kuş vurulacak; hem bu cepheye fazla güç harcanmayacak hem de Kafkasya Müslümanlarının kendilerine karşı direnmelerinin önü alınacaktı.
Mevsim kıştı, her yeri kar-tipi sarmıştı.
Vatan toprakları bir varla yok oluş hengamesinin tam orta yerindeydi. Çok hızlı kararlar almak ve dahi uygulamaya koymak hayati önem arz ediyordu.
Şartlar ağır, tabiat olabildiğince sağırdı. Serde, binlerce yıllık bir devlet tecrübesi vardı ama eldeki imkanlar çok dardı. 1040 yılında Dandanakan’da dile gelen ve 1071’de Anadolu’yu bu millete vatan yapan iradeyle Türk’ün asırlar boyu rüyasını süsleyen İstanbul’un fethine bu milleti müyesser kılan ruh, dimdik ayakta ve canlıydı ama düşman bir o kadar donanımlı ve üstelik iki eli kanlıydı. Bu ahvalde Erzurum’daki 3. Ordu, Rus işgaline kayıtsız kalmadı. Hemen karşı harekata geçerek Rusların bu taarruzuna Köprüköy yakınlarında muhkem bir set çekti. Nitekim şiddetli çatışmaların ardından Ruslar, Azap-Zanzak-Hoşap hattına geri çekilmek zorunda kaldı.
Ne var ki Ruslar cepheyi yeni birliklerle takviye edip direnirken bizler yoğun kar ve tipi nedeniyle Kasım sonlarında taarruzu durdurmak zorunda kaldık.
Aralık ayı, savaş ilanları ve karşılıklı harekatlarla geçti.
Ruslarla birlikte İngiltere ve Fransa da Osmanlı Devleti’ne savaş açmıştı. Buna karşılık veren Osmanlı, itilâf devletlerine resmen savaş ilânında bulundu. Safların iyice belirginleştiği o günlerde Padişah Sultan Mehmet Reşad, Cihat Beyannamesi yayınladı.
Ruslar askeri mühimmat, kışlık donanım ve lojistik hizmetler bakımından oldukça iyi durumdaydı. Bütün ihtiyaçlarını Tiflis-Gümrü-Kars-Sarıkamış demiryolu üzerinden temin etmenin yanında sağlam karayolu bağlantılarına da sahipti. Bize en yakın demiryolu istasyonu ise cephenin 600 km gerisindeydi. Kağnı ve yük hayvanlarıyla orduya yapılan sevkiyat yetersiz kalıyor, kadınlar, talebeler ve çocuklar bile sırtlarında cepheye erzak taşıyordu. Üstelik askerimize kışlık elbise ve mühimmat getiren dört gemimiz Karadeniz’de Ruslar tarafından batırılmıştı. Bu hengamede Ruslar ilerliyor biz ise onları geri püskürtüyorduk. Bazen de bunun tersi oluyordu.
Cephedeki en büyük zaaf ve can yakıcı durum, güçlü hamlelerle düşmanı çekilmek zorunda bıraktığımız anlarda onları takipte gösterdiğimiz zafiyetti.
Bu durum bir yandan askerin moralini bozarken diğer yandan hem Rusların rahatlamasına hem de toparlanıp yeniden harekata geçmelerine neden oluyordu. Bu olumsuz gelişmeler Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa’yı ordu komutasında birtakım değişiklikler yapmaya zorladı. Nitekim ordu kumandanlığını da bizzat kendisi üstlendi.
Harbiye Nazırı Enver Paşa, savaşın teçhizatla değil yürekle kazanılacağına inanan bir komutandı.
Paşa, yaptığı yeni planla düşmanı kuşatıp bozguna uğratacaklarına yürekten inanıyordu. Yine bu sayede Turan yolunun açılacağını, Kafkasya’da Moskof zulmü altındaki kan ve din kardeşlerinin bu mezalimden kurtarılacağını düşünüyor, bu şekilde Moskof’tan intikam alınacağını ümit ediyordu.
Enver Paşa’nın emriyle 22 Aralık’taki Türk kıtalarının Sarıkamış yürüyüşü işte bu niyetle başladı ve kısa zamanda oldukça önemli mesafeler kat edildi. Pek çok cephe hattında Ruslara ağır kayıplar verdirildi. Epey ganimet de elde edildi. Bazı olumsuzluklar yaşanmıyor değildi. Buna rağmen ordu yılmadan ilerliyor, Ruslar ise paniğe kapılarak geri çekiliyordu.
Ne var ki bazı komutanların bireysel ihmalleri hem düşmana süre kazandırıyor hem de asker kayıplarımızın artmasına sebep oluyordu.
Nitekim bu süreçte pek çok askerimiz açlık ve şiddetli soğuklar nedeniyle adeta kardan kefenler giyerek şehit oldu. Ardından ordumuzun taarruz gücü iyice zayıfladı. Bunun üzerine Sarıkamış dört koldan kuşatıldı. Kısa aralıklarla el değiştiren Sarıkamış o hengamede ne Türk’e yar ne Moskof’a mezar oluyordu.
Sarıkamış harekatının zaferle neticelenmesine ramak kalmıştı.
Bir ara ordumuzun hücumları karşısında paniğe kapılan Ruslar, Türk birliklerinin durdurulması için İngiltere’den yardım istemek zorunda bile kalmıştı. Gelen takviye birliklerle Sarıkamış’ta Rus taarruzu yeniden başladı.
Bu süreçte bazı komutanlarla birlikte önemli sayıda askerimiz Ruslara esir düştü. Bazı birliklerimiz ağır zayiat vererek bölgeden çekilmek zorunda kaldı. Meydanı boş bulan Rus ve Ermeniler, bölgede büyük bir katliama giriştiler. 10. Kolordunun da cepheden geri çekilmesiyle birlikte Sarıkamış’ta bulunan kuvvetlerimizin neredeyse tamamına yakını esir alındı.
Bu gelişmeler üzerine Enver Paşa, takvimin 8 Ocak 1915’i işaret ettiği bu hüzünlü tarihte, orduya geri dönüş emri vermek zorunda kaldı.
Bir tarafta cepheye erzak taşıyan yüzlerce lise talebemizin olağanüstü gayretleri diğer yanda hiç yara almadan ve herhangi bir hastalık belirtisi olmadan hızlı yaşlanma nedeniyle gencecik yaşta toprağa düşen vatan evlatlarının yürek yakan hatıraları arasında Sarıkamış Harekâtı, vatanın istiklali için her türlü zorluğu göze alarak yollara düşen on binlerce kahramanımızın kar, soğuk, açlık ve kurşun yağmuru altında şehadete yürüyüşünün bembeyaz bir ağıtı olarak her Türk evladının yüreğinde asılı kalmaya devam edecektir.
“Vakit bizi çağırmışken Doğu’daki cepheye
Sarıkamış semaları buz püskürttü Mehmed’e
Mevsim kara kışa teslim, baş açık cepken delik
Ak kefenler giyinerek uçuştular Cennete”
Ufukları “Beyaz Vatan” idealiyle desenlenmiş bu kahraman kardelenlerimizin muazzez ruhları şad, mekanları cennet olsun.
Mürsel Gündoğdu/ Haber7
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol