Bozulan insan olunca…
- GİRİŞ23.04.2026 09:08
- GÜNCELLEME23.04.2026 09:54
İnsanın, arızalanan pek çok şeyi tamir etmesi mümkün. Üstelik gün geçtikçe bu kabiliyeti daha da gelişiyor insanoğlunun. Gelin görün ki bozulan insan genetiği olunca durum birden farklılaşıyor. İnsanın genetiği bozulunca toplumların huzur ve mutluluğu tarumar oluyor önce, hemen ardından da dünyanın bütün dengesi altüst oluyor zira.
Sevgili Peygamberimizin asırlar evvel işaret buyurduğu en vahim insani tehlike bugün bütün boyutlarıyla yürürlüğe girmiş durumda.
Şöyle buyurmuştu Efendimiz;
“…Vücutta öyle bir et parçası vardır ki o, iyi (sağlıklı ve düzgün) olursa bütün vücut iyi olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Bilin ki! O, kalptir.”
İçinde yaşadığımız çağ sadece kalbi hayatın dışına atmakla kalmıyor aynı zamanda aklı da kalpten soyutlayarak hem onu korumasız bırakıyor hem de yalnızlaştırıyor. Günümüz insanının fıtrata yönelik tehlike ve tehditler karşısında korumasız kalmasının temel nedeni budur. İnsanın kendisini kalabalıklar içinde yapayalnız hissetmesinin sebebi de bundan başkası değil.
Kalbin ışığından beslenemeyen bir akılla hayatın karmakarışık karanlık dehlizlerinde sağlıklı bir şekilde nasıl yol alacak insan?
Günümüzde kendisini herkesten akıllı zanneden ukela liderlerin dünya coğrafyalarına züccaciye dükkanına giren fil gibi dalıp her şeyi yerle bir etmelerinin sebebi de kıt akıllarını kalbin ışığından mahrum bırakmalarından başkası değil. Böylesine fıtri bir zenginlikten nasibini almayan ABD ve İsrail tayfasının akıllarını hezeyanlara teslim etmesinden daha doğal ne olabilir?
İnsanı diğer canlılardan seçkin kılan akıl-kalp bütünlüğü ve dengesidir.
Bu denge bozulduğu zaman insanın doğal dengesi de bozulur. Nitekim bu tayfa, akıl ve kalp bütünlüğünden uzaklaşarak sadece kendi dengelerini bozmakla kalmadı, sahip oldukları güç sayesinde bütün dünyanın dengesine de musallat oldular. Yoksa aklı başında olan insanların hiçbir ayrım yapmadan el ele vererek çoluk-çocuk önüne gelen herkesi öldürmesi normal midir? Ya da kendi midesi ile uçkuruna sahip çıkmaktan aciz kimselerin bölgesine veya bütün dünyaya düzen getirmeye çalışmasından daha abesle iştigal bir mevzudan bahsedilebilir mi?
İslam Dininde hukuk ile ahlak el ele vererek korunması dinin amacı sayılan "Zarurat-ı Hamse" yani beş temel zorunluluk alanı tespit etmiştir. İnsanın dünya ve ahiret saadetini sağlamak için dokunulmaz alanlar olarak kabul edilen bu ilkeler şunlardır;
“Canın korunması, aklın korunması, neslin korunması, malın korunması ve dinin korunması.”
Bugün dünya toplumlarına pompalanan zehirli hava ile mazlum coğrafyaları tarumar eden fiziki saldırıların temel amacı, insan olma hasebiyle korunması gereken bu beş alanı yerle yeksan ederek bazı insanları ve belli toplumları savunmasız, yalnız bırakmaktan başkası değil.
Öyle ki mazlum coğrafyalar başta olmak üzere hasbelkader dünyanın bazı bölgelerinde dünyaya gelmiş pek çok insanın can emniyeti zinhar yok.
Bırakın insanların mallarını pek çok ülkenin doğal zenginlikleri bir kısım akbabaların sıkı takibinde. Akıllar, hezeyanların ve sanal algı odaklarının istilası altında nefes alamaz vaziyette. Başta ailenin korunması olmak üzere nesillerimiz tarihin en ağır bombardımanına maruz bırakılıyor. Dinin korunmasına gelince; insanların dünya ve ahirette mutluluğunu esas alan bu ilahi müessese, içeriden ve dışarıdan yoğun bir bombardıman altında.
Bozulan insanın fıtratı ve genetiği olunca ne aile düzen bulabiliyor ne toplumlar ne de dünya.
Hani Türk’ün Büyük Bilgesi Dede Korkut “hırsız içeriden olunca kapı kilit tutmaz oğul" demişti ya. İşte bozulan insanın iç dünyası olunca dışarıda da hiçbir şey düzen tutmaz hale geliyor. Bu şartlarda insanlar kısaldıkça kısalıyor, aileler bozuluyor, çocukların zihinleri ele geçiriliyor, okullar taratılıyor, gencecik kızlar tecavüze uğrayarak öldürülüyor, ülkeler istila ediliyor, bebekler bombalanıyor, masum yürekler cayır cayır yakılıyor, tabiat hunharca katlediliyor…
Peki ne yapacağız?
İnsanı düzeltebilirsek dünya da düzelir.
Hani şöyle bir hikâye vardı. Çocuk işten gelen babası ile parka gidip oyun oynamak ister ama baba yorgundur. Çocuğu üzmeden bu işi halletmeyi düşünen baba, masanın üstünde bir dünya haritası görünce sevinir. O anda aklına müthiş bir fikir gelmiştir zira.
Haritayı küçük parçalara ayırır ve oğlunu yanına çağırır. Ona bu parçaları birleştirip eski haline getirdiği vakit parka gitme sözü verir. Nasıl olsa bu iş uzun sürecek ve sonra yorulup uykusu gelecek diye düşünüp rahatlar.
Ne var ki evdeki hesap çarşıya uymamıştır.
Sadece beş dakika sonra çocuk sevinerek babasına gelir ve haritayı tamamladığını söyler. Babasının elinden tutarak onu masaya götürür. Gerçekten de harita eski halindedir. Baba hayretler içinde bunu nasıl yaptığını sorunca çocuk ona tarihi bir cevap verir;
-Babacığım! Sayfanın arka tarafında bir insan resmi vardı. İnsanı düzeltince dünya haritası da düzeldi.
Biz de insanı düzeltmeyi başarabilirsek aileyi korumuş, çocuklarımızı savunmasız bırakmamış, genç kızlarımızı yürek yakan acılarıyla meçhul ölümlere terk etmemiş, coğrafyaları akbabaların insafına bırakmamış, tabiatı cayır cayır yakmamış ve bebeklerin körpe umutlarını soldurup çalmamış olacağız, kim bilir?
Bir taraftan her türlü ihtimale dair her alanda yoğun hazırlıklara hız kesmeden devam ederken bir yandan da insanı düzeltmenin ve en önemlisi de düzgün insan yetiştirebilmenin imkanına odaklanmalıyız.
Mürsel Gündoğdu / Haber7
murselgundogdu@gmail.com
Yorumlar1