Atık kusan bir çağda sıfır atıkla yaşamak mümkün mü?
- GİRİŞ04.06.2026 08:59
- GÜNCELLEME04.06.2026 08:59
Öyle günlerden geçiyoruz ki etrafımızdaki her şey atık kusuyor; İnsanlar, fabrikalar, iş yerleri, oteller ve evler. Bütün hücreleri atık üretmeye ayarlı korkunç bir çağda yaşıyoruz. Üstelik bu atıkların çoğu da zehirli.
Fabrika atıkları havamızı ve suyumuzu zehirlemeye kurulu bir saat gibi işliyor. Petrol ve türevlerinden imal edilen pet ve plastik ürünler bütün insanlığın ortak evi olan tabiatı neredeyse yok olma noktasına getirdi. Evsel atıklar çevremizi zehirlemeye devam ediyor. Yaydığı pis kokular nedeniyle pek çok akarsuyun yanına bile yaklaşamıyor, ormanların kenarında dolaşamıyor, birçok sahilde denize dahi giremiyoruz.
Bilginin bile atık olduğu korkunç bir çağın içindeyiz.
Sıcak günler kapıda. Mahallelerdeki çöp kutularında envai çeşit atık kokusu birbirine hunharca karışmaya başladı bile. Eski kitaplardan insanları gül ve hanımeli kokularının karşıladığını öğrendiğimiz sitelerin girişlerinde şimdilerde yoğun atık kokuları pusuya yatmış vaziyette.
Egzoz ve baca atıkları nedeniyle ölüm fiyatına hayat satın alıyoruz kentlerde.
Olay sadece bundan da ibaret değil üstelik. Maddi alanda olduğu gibi mana tarafında da derin kırılmalar yaşıyoruz. Fabrikasyon dini ritüeller ve belli merkezlerde üretilen fason bilgilerle karşılaşıyoruz mesela. Bin yılların ötesinden getirdiğimiz milli ve dini değerlerden tutun da bilgiye kadar her alanın bu yeni düzende tek kullanımlık bir atık olarak tasarlandığı talihsiz günlerden geçiyoruz. İnternet aracılığıyla kontrolsüzce ve gelişigüzel pompalanan çoğu bilgi, başta çocuklar olmak üzere gençliği ve bütün toplumu gözlerimizin önünde zehirlemeye devam ediyor.
“Satın al, daha çok tüketerek doyasıya hazzı yaşa ve buruşturup at” çağında yaşıyoruz vesselam. Bu durumun bizim kültür ve medeniyet ikliminde yaşanması ise kelimenin tam manasıyla bir bilinç tökezlemesi.
Bütün insanlığın kurtuluşu için gönderilmiş bir dinin mensupları ve alemlere rahmet olarak gönderilmiş kutlu bir elçinin ümmeti olmamıza rağmen dünyadaki bu zihni tökezlemelere direnç gösteremememiz tam bir akıl tutulması. Üstelik bakiyesinde tam bağımsızlık mücadelesi verdiğimiz Osmanlı’nın kurucu sultanı Osman Gazi’nin, dünyanın her tarafında olup bitenden haberdar olmamızı salık veren “yeryüzü çadırınız olsun” mesajı hala kulaklarımızda canlı iken bunu yaşamamız da işin cabası.
Çok güçlü medeniyet köklerimiz olmasına rağmen dünyaya ve dünya meselelerine dair bakışımızda devasa sorunlar yaşıyoruz.
Hayatımıza, toplumumuza ve bütün dünyaya yön verebilecek kudretteki kültür ve medeniyet kavramlarımızı dünya ölçeğinde yoğurup yorumlayacak büyük ve muzdarip zihinler yetiştirememek en büyük eksiklerimizin başında geliyor. Öyle ki içinde yaşadığımız çağ bütün hücreleriyle atık kusarken sıfır atıklı bir hayat mümkün müdür? Diye soru sorup dünya ölçeğinde harekete geçmek en başından sahip olmamız gereken bir haslet olmalıydı. Gelin görün ki bunun için Emine Erdoğan Hanımefendi’yi beklememiz gerekti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan Hanımefendi medeniyetimizde “israf” olarak nitelenen bu sorunun üzerine büyük bir vukufiyetle eğilerek “Sıfır Atık Hareketi” adıyla bu meseleyi küresel bir çevre politikası haline dönüştürmeyi başardı.
Sıfır Atık Hareketi, temizlemekten ziyade kirletmemeyi esas alan, atık kusan bir çağda hiç atık üretmeden sürdürülebilecek bir yaşam modelini bütün dünyada yaygınlaştırmayı hedef alan uluslararası nitelik kazanmış bir hareket. Bu hareketin bu günlerde tatlı bir telaşı da var. Sıfır Atık Hareketi uluslararası paydaşlarıyla 1-7 Haziran Sıfır Atık Haftası kapsamında İstanbul'da bir araya geldi. Emine Erdoğan Hanımefendi’nin himayesinde Sıfır Atık Vakfı ile Enerji Bakanlığı iş birliğiyle düzenlenen Sıfır Atık Festivali ise İstanbul Atatürk Havalimanı’nda bugün başlıyor ve 7 Haziran tarihine kadar devam edecek.
“Enerjide Verimlilik, Gelecekte Dönüşüm” temasıyla 4 -7 Haziran 2026’da Atatürk Havalimanı’nda düzenlenecek Sıfır Atık Festivali, enerji verimliliği ile sıfır atık yaklaşımını ortak bir toplumsal dönüşüm vizyonunda buluşturacak.
Daha yaşanabilir bir dünya adına geleneğin birikimini geleceğin ihtiyaçlarıyla sentezleyerek her yaştan insanı ortak bir sorumluluk etrafında buluşturmayı amaçlayan bu festival kapsamında düzenlenecek foruma 183 ülkeden 120'den fazla bakan, 200'den fazla belediye başkanı, 8 eski devlet bakanı ve büyükşehirlerin üst düzey isimler katılacak. İstanbul'u sıfır atığın başkenti yapmaya kararlı olan İstanbul Valisi Davut Gül yönetimindeki mega kentin 39 ilçesinde ise Sıfır Atık Festivali kapsamında atık oluşumunun azaltılması, bilinçli tüketim alışkanlıklarının yaygınlaştırılması ve kaynakların daha verimli kullanılması gibi konularda çeşitli etkinlikler düzenlenecek.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, İstanbul Valisi Davut Gül ve Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş iş birliğinde gerçekleşen bu etkinliklerin artarak devam etmesi en büyük temennimiz.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın veciz deyimiyle "böyle bir dönemde enerjimizi verimli kullanmak, kaynaklarımızı korumak ve atıklarımızı ekonomiye yeniden kazandırmak artık bir tercih değil, bir trend değil, bir zaruret, bir zorunluluk” haline gelmiştir.
Serin bir gölge, güzel bir hurma ve soğuk bir su!
Akan bir nehirden abdest alırken bile israf edilmemesine dikkat çeken bir medeniyet yaklaşımından en fazla ekmeği çöpe atan bir topluma savruluşumuzu düşündüğümüzde hayatın her alanında israfa ne kadar dikkat etmemiz gerektiği apaçık ortadadır. Bizler yaşantımızın her anından hesaba çekileceğimize iman eden bir medeniyetin mensuplarıyız. İslam tarihi bunun çarpıcı örnekleriyle dolu. Bunlardan bir tanesi de Efendimizin başından geçen “serin bir gölge, güzel bir hurma ve soğuk bir su!” hadisesi;
Yoksulluğun dip yaptığı, evlerin çoğunda sıcak yemeğin pişmediği günlerin birinde Resulullah Efendimiz pek adeti olmadığı bir vakitte dışarı çıkar. Hz. Ebu Bekir’le karşılaşınca ona bu vakitte niçin dışarıda olduğunu sorar. Ebu Bekir, “Allah Resulü ile karşılaşıp selamlaşırız”, ümidiyle çıktığını söyler. Az sonra Hz. Ömer de gelir. Resulullah aynı soruyu sorduğu Ömer’den “beni buraya açlık getirdi” lafını duyunca “ben de acıktım” der.
Sonra hep birlikte koyun ve hurmalarının çokluğuyla tanınan Medineli Ebu’l-Heysem’in evine doğru yürürler.
Ebu’l-Heysem su getirmeye gittiği için onları hanımı karşılar. Biraz sonra Ebu’l-Heysem bir su kırbasıyla çıkagelir. Misafirleri görünce kırbasını yere koyar ve “anam babam sana feda olsun” diyerek Allah Rasulü’ne sarılır. Misafirlerini bahçesine götürür. Bir yaygı sererek onlara bir hurma salkımı getirir. Hep birlikte ikram edilen hurmalar yenir, üstüne sular içilir.
Nihayet Efendimiz, Hz. Ebu Bekir ile Ömer’e şu hatırlatmada bulunur;
-Bu canı tende tutan Allah’a andolsun ki bu, kıyamet günü hesaba çekileceğiniz nimetlerdendir; Serin bir gölge, güzel bir hurma ve soğuk bir su!”
Mürsel Gündoğdu/Haber7
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol