"19 Nisan 1919'da Trabzon'a çıktım"

  • GİRİŞ15.05.2011 08:07
  • GÜNCELLEME15.05.2011 08:07

Nezih Uzel'in haberine göre, 1972 yılında görüştüğü İngilizlerin istihbarat dairesi başkanı Yüzbaşı Bennett, İngilizlerin, "millî hareketi" başlatmak üzere Anadolu'ya gittiğinin farkına varmalarına rağmen Mustafa Kemal'e engel olmadıklarını söylemiştir. Hemen itirazlar gelir: Madem İngilizler vize verdi, öyleyse belgesi nerede?

Bunun cevabını Türkiye 2 yıl sonra yine gazetemizden öğrenecektir. 19 Mayıs 1991 tarihli "Zaman"ın manşeti bu defa "Samsun'a İngiliz vizesi" şeklindedir ve tam 6 belge ilk kez görücüye çıkmaktadır. (Sonradan bazı hokkabazlar kitaplarında bu belgeleri ilk defa kendilerinin yayınladığını yazarak pay kapmaya çalışacaktır ama nafile.) Haberi yapan Vehbi Vakkasoğlu, belgelerin kendisine, kimliğini bilmediği "Bir dost"un gönderdiğini yazmıştır. Bu benim de tanıma şansına eriştiğim "dost"un kimliğini 20 yıl sonra açıklıyorum: Kâzım Karabekir'in damadı merhum Prof. Faruk Özerengin.

Böylece Türkiye, o zamana kadar dümeni kırık, pusulası bozuk, eski bir vapurla İstanbul'dan kaçarak Samsun'a çıktığını söyledikleri Mustafa Kemal Paşa'nın, aslında resmi bir görevlendirmeyle ve en önemlisi de, İngilizlerin onayıyla Anadolu'ya gönderildiğini öğrenmiş oldu.

Bu arada başka şaşırtıcı ayrıntılar da çıktı karşımıza. Genelkurmay ATASE Arşivi'ndeki bir belge bize Mustafa Kemal Paşa'nın yanında hiç de azımsanmayacak büyüklükte bir "karargâh" götürdüğünü göstermektedir. Bu belgeye göre Bandırma vapuruna 20 subay, 5 memur, 50 küçük subay ve 51 de silahsız küçük subay bindirilecek, yanlarına 17 binek hayvanı, 49 katır vs. ile 4 tane de otomobil verilecektir. (Aktaran: Z. Türkmen, "Mütarekeden Milli Mücadele'ye Mustafa Kemal Paşa", Bengisu Yay., 2010, s. 146.)

Lakin bütün bunlar ortaya çıksa da, Türkiye'de İnkılap tarihlerinin zırhını delip içine giremez. Giremez, çünkü İnkılap tarihleri bu tavırlarıyla bilim olma niteliklerini yitirmişler, bir retoriğe, coşkulu nutuklar atma tavrına gömülmüşlerdir. Bütün bu çalışmalarda anlı şanlı profesörlerin, "Ulu Önder Atatürk'ün dediği gibi..." diye başlayan makalelerini okuyunca tarih bilimi adına hüzünlenmemek elde değil. Bir kişiyi tarih üstü bir şahsiyet yapmaya, onu her bakımdan haklı çıkarmaya çalışmaya çalışan bir anlayışın, 1945 öncesi İtalya ve Almanya'sındaki tarihçilikten pek farkı kalmıyor.

İşte Şark Fatihi Kâzım Karabekir Paşa'nın kitapları, 1933'ten beri resmi tarihe bayrak açmasına, Ali Fuat Cebesoy'un hatıraları 1950'lerden itibaren yayınlanmasına, onca belgeye rağmen geldiğimiz nokta 1927'deki anlayışı aşabilmiş değil.

Kâzım Karabekir, yakın tarihi deşifre ettiği kitaplarında bize Milli Mücadele'nin farklı bir anlatısını veriyor. Lakin kimsenin tındığı yok. Peki bu adam hain mi? Değil. Hırsız mı? Asla. Namussuz mu? Haşa. Genelkurmay Başkanlığı anma toplantısı düzenlediğine göre resmen benimseniyor da. Öyleyse neden söyledikleri kaale alınmıyor?

Mesela Karabekir, Milli Mücadele'nin farklı bir öyküsünü anlatmaya şöyle başlıyor:

"19 Nisan 1919'da Trabzon'a çıktım. Doğu'daki askeri vaziyet şöyleydi..."

 kullan

Bu sert cümle, Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın "Nutuk"una başlarken kullandığı "19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıktım" cümlesine bir tür meydan okumadır. Arkasından da özetle şunları der:

Yazının devamını okumak için bu linki kullanabilirsiniz

(Mustafa Armağan - Zaman)

Yorumlar2

  • tuncay tezel 14 yıl önce Şikayet Et
    BİZ LAİK ATATÜRKÇÜLER OLARAK AKPARTİYE NEDEN OY VERİYORUZ?. Milletin özgürlüğü için derin devlet çeteleriyle uğraştıkları için.
    Cevapla
  • Ahmet Camnalbur 14 yıl önce Şikayet Et
    her hareket bır mite bağlanır. ki çoşkulu iğme kazanılsın ve devam ettirlsin.tarihi sosyolojıden ayıramazsınız,aksi hatırat olur...günümüzdeki akp ve sn.tayyip erdoğan olayını;sebeb,doğuş ve gelışıminin gerçeklerını öğrenmemız, umarım uzun yıllar almaz..sn.yazar bu konuda yazarsa memnun oluruz..saygılar
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat