Nükleer gerilim hattında diyalog
- GİRİŞ30.07.2008 10:36
- GÜNCELLEME30.07.2008 10:36
Ve elbette öte yanda çirkin yüzüyle sokağa taşan sinsi terörün açtığı yaradan yüreğimize damlayan kan...
Türkiye, kıyaslanacağı kıyaslanamayacağı herhangi bir ülkenin taşıdığından daha çok yükü, daha büyük gerilimleri sırtlanmış yoluna devam ediyor. İçeride de dışarıda da.
Dışişleri Bakanı Ali Babacan Tahran’da 115 ülkenin katılımıyla gerçekleşen Bağlantısızlar Toplantısını misafir olarak izliyor. Dünya ittifaklarla, paktlarla, savunma örgütleriyle sıkı ve güvenlikli dostluklar ararken, 115 ülkenin bir ayağıyla bağlantısızlığı da ihmal etmemesi çok ilginç bir reel politik örneği. Ama Babacan’ın İran seyahatinin asıl nedeni bu toplantı değil.
İçerdeki ağır gündeme inat Türkiye dışarıda, özellikle de yakın coğrafyada önemli bir aktör olmanın mesaisini sürdürüyor. Babacan, Dışişleri Bakanı Muttaki ve Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’la görüştü. Gündem; İran’ı giderek kuşatan nükleer çalışmaların Batı’da yarattığı reaksiyonun bu ülkeye muhtemel olumsuz yansımaları... Yani, halen devam eden yaptırımların genişleyebilecek olması ihtimali ve en önemlisi de İsrail veya ABD’nin İran’ı vurma riski.
İran, tahminlere göre sahip olduğu 3 bin santrifüjle uranyum zenginleştirme işlemi yapıyor. Cumhurbaşkanı Ahmedinejad geçtiğimiz günlerde bu sayının 6 bine çıktığını söyleyerek ABD’yi neredeyse delirtti. Santrifüjler, teknik deyimle U-235 ve U-238 ayrıştırmasını gerçekleştiriyor. Bu işlemin ilk aşaması nükleer enerji üretme imkanı sağlarken, son aşaması da nükleer silah/bomba üretimini mümkün kılıyor.
U-235’in saflaşma oranı yüzde 96’ya çıktığında atom bombası yapılabiliyor. Yani, önemli olan zenginleştirme teknolojisine sahip olabilmek. Sonra nükleer silaha sahip olmak sadece zaman meselesi ki bazı kaynaklar İran’ın bu aşamaya da ulaştığını iddia ediyor.
6 ülke; ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin ve Almanya İran’ın uranyum zenginleştirme işlemine şiddetle karşı çıkıyor. Buna karşılık İran da nükleer silahla ilgili olmadığını olaya sadece enerji açısından baktığını ve bunun da en doğal hakkı olduğunu belirtiyor. 5’i nükleer silaha sahip olan 6 ülke ise İran’ın bu savunmasını inandırıcı bulmuyor. Öte yandan, dünyanın petrol ve doğalgaz rezervleri açısından en zengin ülkelerinden birisi olan İran’ın geleceğin enerjisi olan nükleere sahip olmasının da -silahlanma olmasa bile- bu ülkeler tarafından bir başka rahatsızlık konusu olduğu biliniyor.
Türkiye, iki tarafın da isteğiyle krizin çözümü için bir tür kolaylaştırıcılık rolü üstlenmiş durumda. Bunun anlamı İran’a herhangi bir şarta uyması için telkinde bulunmak değil. Ankara, görüşme sürecinin devamı, diplomatik kanalların açık tutulması ve krizin çözümü için diplomatik seçeneğin dışına çıkılmamasını öneriyor. Türkiye, bölgede kimsenin nükleer silah üretmesini istemiyor ama barışçıl amaçlarla nükleer enerji sahibi olmanın da her ülkenin hakkı olduğunu düşünüyor.
Krizin son aşamasında 6 ülke İran’a üç aşamalı plan içeren bir belge sundu. Plan şöyle:
1-) Şu anda devam eden zemin yoklama görüşmeleri. Cenevre’de yapılan görüşmelere ABD’nin Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı (Bill Burns) düzeyinde katılması ve ardından 6’ların belgesine bizzat Rice’ın imza atması Tahran’ı memnun etti. İlk kez bu düzeyde muhatap alındılar.
2-) Ön müzakere süreci. Bu aşamada 6’ların şartı var. İran mevcut santrifüj ünitelerine yenisini eklemesin ama mevcutlar dönmeye devam etsin. Buna karşılık 6’lar da BM’den yeni bir yaptırım çıkarılmayacağını garanti ediyorlar. Ancak bunlar yapılırsa ön müzakere sürecine gireceklerini açıkladılar.
3-) Müzakere süreci. Bu aşamada da 6’lar bütün santrifüj işlemlerinin durdurulmasını İran bugüne kadar ne ürettiyse onunla kalmasını şart koşuyorlar. Buna karşılık da halen devam eden ve İran’a büyük sıkıntı veren 3 BM kararını askıya almayı vaat ediyorlar.
İkinci aşama için süre 6 hafta olarak belirlendi, üçüncü aşama için ise 3-6 ay. İran, üçüncü aşama paketinin içine, ABD’den gelen tek taraflı yaptırımları kaldırma şartını da ekletmek istiyor.
Ancak, temel mesele ve cevap bekleyen soru ikinci aşama için İran’ın ne diyeceği. Tahran pozisyonunu belirlemeye çalışıyor, Babacan da muhataplarına müzakere sürecinin kopmamasının faydalı olacağını anlatıyor.
İki taraf da Türkiye’nin devrede olmasından dolayı memnun ancak sorun kolaylıkla çözülebilecek gibi görünmüyor. Bir yanda, bütün dünyaya hemen her gün nükleer resti çekerek harekete alanını iyice daraltan İran, öte yanda kafası çok karışık ama başta İsrail’in güvenliği olmak üzere bölgesel dengelerde rol kaptırmak istemediği için İran’ı hedefe koyan Amerika... ABD’de bu yılın sonunda başkanlık, İran’da ise gelecek Haziran’da Cumhurbaşkanlığı seçimleri var. İki seçim de çok önemli birer faktör ama o güne kadar zaman kazanmak de kolay olmayabilir.
Sorun böylesine derinleştiği için herkesin zihnini de İran’ın vurulma riski meşgul ediyor. Ankara, bu en kötü senaryoyu tümden ihtimal dışı görmüyor ama zayıf seçenek olarak değerlendiriyor. İsrail’in İran’ı vurma ihtimali ise ABD’nin vurmasından daha da zayıf görülüyor.
Yorumlar1