Davos’u anlayan da anlamayan da haklı
- GİRİŞ03.02.2009 07:54
- GÜNCELLEME03.02.2009 07:54
Başbakan Erdoğan’ın Davos’ta gösterdiği tavır öncelikle tarihi bir değer taşıyor.
Sadece Türk diplomasi tarihinde böyle bir çıkış olmaması değil, aynı zamanda Avrupa’da da benzeri bir örnek yaşanmadı. Tepkiler, protestolar ve itirazlar elbette var ama böylesi bir tepki; üstelik de İsrail gibi dokunulmaz, sorgulanmaz bir ülkenin Cumhurbaşkanı’na restin bir örneği yok.
Erdoğan, benzeri durumlarda sıkça başvurulan zoraki ve gayri samimi tebessüm yerine hak edilmiş cevabı vermeyi tercih etti. Sahneyi tekrar tekrar izleyince başka bir karşılık vermenin imkansız olduğu da görülüyor. Yıllardır her fırsatta her bahaneyle sivilleri öldüren, son partide de bu katliama bin 200 masumu ekleyen bir ülkenin Cumhurbaşkanı’nın o panelden dünyanın gözü önünde haklı, mağdur ve galip bir edayla çıkmasına hangi vicdan müsaade edebilirdi?
Peres, hem öldüren, hem en azından çocuklar için bile özür dilemeyen ve üstelik Erdoğan’ı da ‘Siz bu işleri Mübarek’ten, Abbas’tan daha iyi mi biliyorsunuz?’ diyerek mat etmeye çalışan bir profil olarak hak edilmemiş bir şov sergilemeye kalktı. Örneğini de hatırlayalım. ‘İstanbul’a füze yağsa ne yapardınız’ diyordu. Tehdit, Peres’in tezinin içinde saklıydı.
Söylenenler söylendi. Hem dünya hem Türkiye kamuoyu notunu verdi. Tarihi hadiselerin yansımaları böyle olur.
Davos restinin Türkiye’ye yansımalarına bakalım. Bakalım da nasıl bir zihniyet devrimi yaşamakta olduğumuzu görelim.
Dış politika bilinci ve uluslararası bir güç profili olarak kendimizi nereye oturttuğumuzu kavrama açısından benzersiz, sarsıcı bir şey yaşadık. Özellikle son 5-6 yılda adım adım ilerlemekte olan bir süreçte durup dururken depar attık.
Türkiye Davos öncesinde henüz, ‘Uluslararası sorunlara karışalım mı karışmayalım mı?’ sorusuna bile tam cevap verememişti.
Birçoklarımız hala, ‘bekle gör’ün esaretinden kurtulmuş değildi. Ankara’nın kurulan her masada bir sandalye kapması; hatta kendiliğinden masalar kurması yeni bir durumdu. Geçiş dönemi yaşıyorduk ki Davos patladı...
Özellikle, daha ilk anda ‘Erdoğan herşeyi mahvetti, Türkiye rezil oldu’ diye atılanları da ‘Bunun faturası çıkar’ korkusuyla konuşanları da yadırgamadım... Yeminli Erdoğan düşmanlarını hariç tutarsak, Davos’a temkinli yaklaşanların gayet anlaşılabilir bir haklılıkları vardır.
Çünkü, bu ilk kez oluyor.
Çünkü, Türkiye ilk kez kendisini itip kakanı, itip kakabileceğini gösteriyor.
Çünkü, diplomasinin sadece sahte, soğuk tebessüm değil, gerekirse masaya yumruk ve omuza el vurmak olduğu ilk kez görülüyor.
Çoğunluğumuz zihni böyle yüksek dozda bir reaksiyona hazır değildi. Bildiğimiz tek yol sert yazılı açıklamalardı. Birileri sözünü söyler, bizimkiler de suratını asar veya en fazla çıkışta ayaküstü birkaç laf ederdi.
Sadece bizimkiler değil, dünya da böyle yapardı. Canlı yayınlarda masada hesap sormak imtiyazı sadece ABD ve Rusya Başkanı’na aitti ve zaten onlara da yanlış yapmak cesaret isterdi. Bir de İsrail’in imtiyazı malum.
Bu pencereden bakılırsa bir daha görülür ki Erdoğan öyle kolay bir ezber bozmadı. Bildiğimiz birçok şeyi unutmamız gerekecek.
Bozulan ezberin yerine hemen yenisini koymak, birkaç dakika içinde yeni perspektif açmak zordur. O yüzden şaşkınlıkları ve endişeleri yadırgamıyorum. Hatta ‘aydın’ tavrının toplumun gerisinde kalması da anlaşılır bir şeydir.
Zira böyle durumlarda, yani politik değer taşıyan hamlelerde toplumun, aydınlara ve medyaya kıyasla her zaman daha rasyonel olduğunu biliyoruz.
Tek endişe Türkiye’deki Yahudi cemaatine ilişkin bir tavır gelişmesiydi ki Erdoğan bu sürecin kazasız belasız atlatılması konusunda da kesin bir üslup geliştirdi. ‘Yahudilere karşı düşünen karşısında beni bulur’ demek zamanında ve isabetli bir tavırdır. Başbakan’ın Davos’taki hamlesini desteklemek kadar, beraber yaşadığımız azınlıkların hukukunu korumak da toplumsal bir sorumluluktur.
Mustafa Karaalioğlu - Star
mkaraalioglu@stargazete.com
Yorumlar3