Sandığa gidiyoruz... Acıyla, umutla

  • GİRİŞ29.03.2009 08:10
  • GÜNCELLEME29.03.2009 08:10

Aylardır, tartıştık, liderler konuştu, toplum dinledi, medya yorumladı ve sessizlik günü gledi çattı. Sandık başına gidiyoruz... Ülke için hayırlı olsun.

Yerel seçim, demokrasimizin aksatılmadan sürdürülen unsurudur. Genel seçimler hep anayasal süresinden önce yapıldı ama yerel takvim 5 yılda bir aksamadan sürdü.

Yerel seçim sadece yerel seçim de değildir. Kampanya dönemi de bunu açıkça gösterdi. Belediye başkanlarını belirlemenin ötesinde, bütün beklentilerin odağında bir seçim için oy vereceğiz.

İktidar dengelerinde değişiklik isteyenlerin de, yeniden yapılanma fırsatı kollayanların da, herhangi bir amacı olmaksızın heyecan peşinde koşanların da gözü bu seçimdedir. Temiz duygular da art niyetler de sandığın açılmasını bekler.

Sandık demokrasinin temize çekilmesi; demokrasinin hiçbir güce boyun eğmeyen en yüksek mertebesidir. Topluma doğru/yalan yüzlerce şey anlatabilirsiniz, insanları ürkütebilir veya umutlandırabilirsiniz. Dünyayı vaad edersiniz ya da dünyanın yıkılmakta olduğunu söyleyebilirsiniz ama her sözün, her iddianın, her korkunun bittiği yer sandıktır. Sandığa çare yoktur. Bugüne kadar olmamıştır da. Demokrasi tarihimiz, seçmenin ne kadar isabetli ve ne kadar acımasız fayda maliyet analizi yaptığını gösteren sayısız örneklerle doludur. Sonucu beğenmeyenler ‘Halk bu işten anlamıyor’ derler ama dikkatle bakınca o sözün aslında demokrasiye itimatsızlıktan değil, demokrasi korkusundan olduğu da görürüz.

Sandık demokrasiden korkanların da korkusudur...

Darbe teşebbüslerinin, hemen seçim sonrasında başlaması tesadüf değildir. Sandık açılınca hayal kırıklığı büyük olur ve insanı şaşırtır çünkü.

Demokrasi isteyen de demokrasi eksilsin diye el ovuşturan da sandığa bakar

Neyse ki Türkiye, iki yıldır tarihinde görülmemiş bir demokrasi gösterisine şahit oluyor; açılmayan dosyalar açılıyor, dokunulmaz sanılanlara dokunuluyor. Bu bir umuttur ve umarız ki artık sandıktan çıkana tahammül edemeyenlere sabırlı olmayı öğretir.

22 Temmuz’dan bugüne kadar yaşananlara bakınca Türkiye’nin artık her seçimin bir öncekinden daha da önemli olduğu düzene girdiğini görürüz. Demokratik kazanımların zenginleşmesi için her oy değerli hale gelmiştir. Bu seçim kampanyasında ideolojinin ve çatışmanın az, açılımların ve hizmete odaklılığın nisbeten çok olması da bu yolda yürümenin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.

Sandığa bir demokrasi şehidinin acısıyla gidiyoruz.

12 Eylül’deki yiğitliği, 28 Şubat’taki duruşuyla tarihe adını yazdıran Muhsin Yazıcıoğlu aramızda olmadan sandığa gidiyoruz. Ne hazindir ki, ülkenin tam da darbelerin hesabını sormaya başladığı, darbecilere dokunmaya başladığı bir tarihi geçitte onu kaybettik. Söz söylemenin, tavır koymanın zor olduğu zamanlarda konuşmuş, sağlam durmuştu. Baskıları, tepkileri umursamamış demokrasi safından ayrılmamıştı. Herkes iktidar ikballeriyle aklını kaçırıp, geçmişini satarken Yazıcıoğlu ‘millet iradesi’ne sığınmayı tercih etmişti.

Ve kader... Ülke fırtınalarla dolu bir geçitte yolunu aydınlığa çıkarmak için seferber olmuşken, tabiatın bütün acımasızlıkları aynı anda buluşturduğu bir geçitte Muhsin beyi ve arkadaşlarını yitirdik.

Mitingden mitinge Türkiye aydınlansın, ülkede huzur olsun, büyük birlik gerçekleşsin ve darbeler tarihe gömülsün diye koşuyordu. O koşarken Allah vazifesinin tamam olduğuna hükmetti, onu sevenlerinden ayırdı. Herkesin sevdiği nadir insanlardan biri olmayı başardığı, acılı, çileli, kavgalı hayatı bir dağın eteklerinde son buldu.

Büyük ve yiğit bir insanı kaybettik. Türkiye’nin başı sağolsun... Allah rahmet eylesin.

Bugün kurulan sandıkta da demokrasi kazansın.

Mustafa KARAALİOĞLU - STAR
mkaraalioglu@stargazete.com

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat