Erdoğan ne yapmaya çalışıyor?
- GİRİŞ23.07.2012 10:55
- GÜNCELLEME23.07.2012 11:50
Daha sert ve daha İslamcı bir gelecek dönemi mi, yoksa sıradan bir muhafazakar iktidarın sıradan icraat alanlarına yine sıradan bir yönelişi mi?
Bu sorular Erdoğan'ın içinde bulunduğu politik hareketlenmeyi açıklamak için yeterli değil. Bir kısmını belki ama tamamını değil... Mesela, muhafazakar iktidarlar, toplumla ilişkilerinin gereği dini ve sosyal değerlerin önünü açmak gibi bir sorumluluğa sahiptir. Bütün dünyada demokratik siyasetin temel ayrım noktası da budur. Cumhuriyetçi/muhafazakar partiler dini değerlere, gelenek ve sosyal bağların güçlenmesine öncelik verirler. Sosyal demokrat çizgideki partiler ise bu alanlardaki girişimlerin bireyi sınırlamak ve özgürlüklerden mahrum bırakmak olarak değerlendirirler. Daha mesafeli bir politik çizgiyi temsil ederler...
Türkiye'de ise, durum başlangıçtan itibaren daha problemli olmuştur. Din ve muhafazakarlık sosyal hayattan, ekonomiden, siyasetten, istihdam branşlarından, akademiden, medyadan vs. sistematik bir baskıyla geriletilmiştir. Cumhuriyet jakobenizminin temel doğrultusu bu olmuştur. Dindar olanı baskı altına almak ve sosyal hayatta da gidebildiği yere kadar geriletmek...
Erdoğan'ın son dönemdeki girişimleri de temelde eşitsiz gelişen bu yapının onarılmasını hedefliyor. Bir hayat tarzının bir diğerine üstünlüğünü garantilemek değil, tek parti yıllarıyla birlikte üstünlüğü kurumsallaşan bir tarza karşı kendini ortaya koymak isteyen sahici toplumsal talepleri eşitlemeyi amaçlıyor.
Malum... Eğitimiyle, siyasetiyle, akademisiyle, istihdam imkanlarıyla, medyasıyla bir hayat tarzı norm olarak tayin edilmişti. Bu tarz genel bir ifadeyle Atatürkçülük olarak tanımlanıyordu. Başörtüsü ve alkol her durumda birer kırmızı çizgi olarak belirlenmişti. Ömrü tükenmiş bir pozitivizm sadece dini ve geleneği değil, siyasal hayatı ve bireyin kimliğini de tayin ediyordu.
Norm olan; yani herkesin kendisini uydurması gereken hayat tarzı buydu...
İçinde ne başörtüsü, ne din eğitimi, ne İslam dünyasıyla iyi ilişkiler ve ne farklı sermaye gruplarının iş hayatında veyahut da üniversite hayatında bulunması gibi çeşitlilikleri katiyen barındırmıyordu.
Aksine, tek tipin dışındakine hayat hakkı tanımayan, onu takip eden, devletten ve kamusal alandan sürmeyi ilke edinen bir baskı dönemi vardı. Hafızalarımız biraz zayıf olsa da Türkiye böyle bir ülkeydi, unutmayalım.
Dindarlığı dışlayan ve bir suç objesi haline getiren temel unsur başta askeri olmak üzere her türlü vesayetçilikti. Şimdi... Makro planda askeri vesayetin geriletilmesi ne anlama geliyorsa mikro planda toplumu ve sokağı bu baskılardan arındırmak da o anlama geliyor.
Yorumlar1