Yüce Divan dediğiniz yer Anayasa Mahkemesi

  • GİRİŞ05.01.2015 09:49
  • GÜNCELLEME06.01.2015 09:28

Komisyon ya “Yüce Divan’a gitmelerine gerek yok” diyecek.

Ya da “Gitmeliler”...

Komisyon ‘savcılık’ hükmünde.

Kararı da ‘iddianame’ olacak.

Bu iddianame TBMM Genel Kurulu’na gelecek...

Komisyonun kararı ne olursa olsun nihai kararı Genel Kurul, yani milletvekilleri verecek.

Karar da ‘siyasi’ olacak.

Bu operasyonlar, yerel seçime 3, cumhurbaşkanlığı seçimine 8 ay kala siyasi sonuçlar yaratsın diye yapılmıştı.

Yarattı da... Muhalefetin tek seçim sloganı ‘yolsuzluk’ oldu.

Hükümet de buna karşı ‘hukuk kılıflı siysi operasyon’u anlattı halka...

Ve millet her iki seçimde de ‘operasyon’a karşı oy kullandı...

Ancak buna rağmen ‘yolsuzluk ve rüşvet algısı’ da kamuoyunda karşılık buldu.

Bugün de bunları genel seçime 5 ay kala konuşuyoruz...

Komisyon veya TBMM Genel Kurulu’ndan hangi karar çıkarsa çıksın, 6 ay sonra yapılacak seçimler öncesi siyaseten kullanılacak.

Bunu, eski bakanların “Kendi isteğimizle Yüce Divan’a gitmek istiyoruz” demeleri bile değiştirmez. ‘İstifa etmek onurlu davranış olur’ diyenlerin, bakanların istifalarından sonra “Madem haklıydılar neden istifa ettiler” (Yusuf Halaçoğlu, MHP) sözleri yeterli örnektir.

Yüce Divan kararı çıkarsa ‘siyasi operasyon iddiası çöktü’ diye yorumlanacak;

AK Parti, “bakanları Yüce Divan’da yargılanırken” seçime girecek;

‘17 Aralık siyasi bir operasyondur’ savunması tartışılacak;

Muhalefetten de ‘yolsuzluk iddialarına duyarsız kalmadılar’ diye bir takdir gelmeyecek...

Aksi karar çıkarsa ‘yolsuzluğu akladılar’ denilecek...

Ki zaten bir yıldır bundan başka birşey söylenmiyor...

AK Parti cephesinde ağırlıklı görünüm, “17 Aralık’ın ‘siyasi operasyon’ olduğu gerçeğini ‘bahane’ye kurban verecek bir sonuç çıkmayacağı” yönünde...

AK Partililer, meselenin ‘dört bakanı aklamak’tan öte olduğu konusunda hemfikir; -suç isnatlarından bağımsız olarak- bakanların linç kampanyasıyla zaten siyaseten en ağır cezayı yaşadıklarını düşünüyorlar.

Ve 17 Aralık’tan bu güne kadar ortaya çıkan ‘paralel yapı’ tablosuna işaret ediyorlar.

Ayrıca;

‘Yargılansınlar’ denilse de bir hukuki yargılama olmayacak.

Zira Yüce Divan denilen yer Anayasa Mahkemesi!..

İşin ‘adli’ boyutuna bakarsak;

Usulünce çalışılmış bir soruşturma ve ortaya konmuş bir iddianameye sahip olsaydık, ‘sadece’ yolsuzluk ve rüşvet iddialarını ele alabilirdik.

Ancak;

Daha ilk dakikalarında ‘sorunlar’ ortaya çıkmıştı.

Soruşturmalar başsavcıdan gizlenerek ve kimi adli kayıtlara sokulmadan, kimi de kod isimler verilerek yürütülmüştü;

Soruşturmada bu kadar ‘ketum’ davranabilen savcı ve polislerin elinde olması gereken her şey aynı gün internette yayılmıştı...

Ses kayıtları, görüntüler ve bunların bir senaryo oluşturacak şekilde toparlandığı ‘tape’ler...

Hukuki delillerine güvenen savcı ve/veya polisler bunu neden yapsınlardı ki?

Arkasından gelen 25 Aralık girişiminde de aynı sorunlar vardı.

“Delil denilen her şeyin hukuki bir dava için değil, kamuoyunda algı oluşturmak için hazırlandığı” tespiti bunun üzerine yapıldı.

17 Aralık soruşturması başka savcılara verildi ve “Usulüne uygun delil toplanmadığı, suçun unsurlarının oluşmadığı ve herhangi bir örgüte rastlanmadığı” gerekçesiyle ‘takipsizlik’ kararı çıktı.

‘Gerekçe’ hukuki olarak ortadan kalktı.

Takipsizlik veren savcılar ‘aklamakla’ suçlanıyor.

Ancak bundan asıl ‘hukuka uygun delil toplamayan’ 17 Aralık savcıları sorumlu tutulmalı...

yazının devamı için tıklayınız

Yorumlar1

  • suna 11 yıl önce Şikayet Et
    Divanın en yücesi var bekleyin bakalım.
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat