‘Paralel operasyon’ Komisyon’dan geçemedi

  • GİRİŞ06.01.2015 09:53
  • GÜNCELLEME07.01.2015 09:37

Karardaki 9 imza AK Partili üyelere ait; 9’u da hukukçu. CHP ve MHP’li üyelerin tamamı hukukçu değil, onlar Yüce Divan yönünde oy kullandı.

AK Partili üyelerin gerekçeleri şöyle özetlenebilir:

- 17-25 Aralık siyasi operasyondu. Kimlerin nasıl organize ettiğini o tarihten sonra her yönüyle ortaya çıkarılan ‘paralel örgüt’ yapılanmasında gördük.

- 17-25 Aralık, 7 Şubat MİT krizinden, dershane tartışmasından, Suriye Türkmenleri’ne yardım götüren MİT TIR’larına operasyondan, beddua seanslarından, yargı kumpaslarından, yasadışı dinlemelerden, Başbakan’ın ofislerine dinleme cihazı konulmasından, Dışişleri Bakanlığı’nın dinlenmesinden bağımsız değildir.

- ‘Bahane’ olarak gösterilen suçlamalarla ilgili deliller hukuksuz elde edilmiştir, geçersizdir. Bunlarla yapılacak adil bir yargılamada ceza çıkmaz. Bunu bildikleri için medyaya sızdırarak algı operasyonuyla sonuca ulaşmak istediler.

- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, soruşturmalar hakkında ‘takipsizlik’ kararı vermiştir.

Komisyonun hukukçu üyelerinden AK Parti Konya Milletvekili Mustafa Akış’a, inceledikleri dosyalar ve karara ilişkin düşüncelerini sordum.

Özetle aktarıyorum:

- Kararı sadece ‘siyasi’ saiklerle vermedik, adli yönden de inceledik.

- Soruşturmanın kaynağı, 2007’de bir uyuşturucu operasyonunda elde edilen telefon konuşmalarında ortaya çıkan şüpheler, 2008’de isimsiz bir ihbar mektubu ve bir MASAK raporu.

- Ancak 2012’ye kadar 4-5 yıl bu ihbarlarla ilgili hiçbir işlem yapılmamış!

- 2012’de yeni bir imzasız ihbar mektubu gelmiş. Bütün şüpheliler, telefon numaralarına kadar bu mektupta listelenmiş!

- 1 Ağustos 2013’te bir başka imzasız ihbar mektubu gelmiş; aynı IP adresinden daha önce de 12 kez ihbar geldiği anlaşılmış, ancak ihbarcının kimliği araştırılmamış; diğerleri gibi ‘güvenilir delil’ sayılmış!

- Bu kadar ‘ayrıntılı’ bilgiler bulunan ihbar mektupları, “polisin, yaptığı istihbari dinlemelerle elde ettiği bilgileri ‘kendine’ ihbar ettiği ve bunun üzerine adli soruşturma başlatıldığı”nı gösterir.

- İsimsiz ihbarlarda Rıza Sarraf’ın ‘altın ihracı’ meselesi uyuşturucu ve PKK ile ilişkilendirilmiş, ancak bu konular soruşturmada dikkate alınmamış, Sarraf’ın takibinde kullanılmış.

- Bu da, ihbarların sadece planlanan soruşturmayı başlatmak amacıyla özel olarak hazırlandığını gösteriyor.

- Polise, 18 Temmuz 2012’de gelen bir isimsiz ihbarın soruşturması iki ay sonra, 13 Eylül 2012’de başlatılmış; arada neler olmuş, bilinmiyor.

- Soruşturmada ‘son tedbir’ olarak uygulanması gereken ‘dinleme’ en baştan başlatılmış.

Dinleme kararlarını uzatan hakimler de skandallara imza atmış:

- 17 Eylül 2012’de verilen ilk dinleme kararını 14 Mart 2013’te uzatan hakim, “17 Mart tarihinden itibaren” ifadesini kullanmış; yani insanüstü bir güçle “kalan üç günde delil elde edilemez” kararını verebilmiş!

- İstanbul 34. Sulh Ceza Hakimi ise daha ileri gitmiş ve 9 Temmuz 2013’de verdiği uzatma kararında, “4 Temmuz 2013 tarihinden itibaren..” diyerek geçmiş tarihli dinleme kararı vermiş!

- İki yıl boyunca, tanıklıktan çekinme hakkı olduğu için kaydedilmesi yasak olan kişilerle (karı-koca, baba-oğul vb) konuşmalar dahil, tüm konuşmalar kaydedilmiş; sonra bunlardan bazıları hakkında da dinleme kararı alınmış.

- Dinlenenlerden 32’si şüpheli olarak zikredilmiş, ancak 100’den fazla kişi ve 300’den fazla numara dinlenmiş!

- Polis fezlekelerinde birçok eylem ‘suç’ diye sıralanmış, ancak bunlara suçüstü yapılarak müdahale edilmemiş ve ‘suçun işlenmesini önlememek suçu işlendiği itiraf edilmiş.

Yani ‘şartların olgunlaşması’ beklenmiş!

- Dosyadaki polis raporlarında, “Nisan 2013’te tüm şüpheliler tespit edildi” deniliyor. Ancak bu tarihten sonra da teknik takip ve dinleme devam etmiş!

yazının devamı için tıklayınız

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat