Okul yolu – Neşe yolu
- GİRİŞ09.02.2011 07:37
- GÜNCELLEME09.02.2011 07:37
Belki bir araba geçer, tekerleri ile dizi geçip bele vuran karı yarar, bize bir yol açılır diye beklerdik. Tipi vuuvv!.. diye eserdi; gözlerimiz, ağzımız, burnumuz, bilhassa kulaklarımız donardı.
Ama beklenen araba geçmezdi.
O yıllarda taşranın küçük kentlerinde birkaç tane, kasabalarında sadece resmi ve askeri araçlar, köylerinde hiç araba yoktu.
Zaten yol da yoktu.
Ama yine de "okul yolu-neşe dolu" derdik.
Bu sözün altı boş değildi. Altını dolduran bir baştan bir başa saflık, samimiyet, neşe, sağlık, hareket, arkadaşlık dolu çocukluk idi. Bir daha dönemeyeceğimiz bir cennet. Birlikte aşamayacağımız tepe, yaramayacağımız kar yoktu. Varsın araba gelmesin. Tahta çantalarımızı sırtımıza bağlardık, en iriler en güçlüler öne geçerdi. Karı yara yara gitmek, yanakları kıpkırmızı olmak, o soğukta terlemek, ilerledikçe türküler şarkılar söylemek, naralar atmak bir kahramanlıktı sanki.
Ne kadar yürüyorduk bilemiyorum.
Ama bu yürüyüş bizi yormuyordu.
Ne kar, ne yağmur-çamur önümüzü kesmiyordu. Alabildiğine uzanan her şeyi beyaz örtüsüne bürüyen karın ortasında siyah önlük-beyaz yaka ile birer karınca gibiydik.
Köşe yazısının tamamını okumak için bu linki kullanabilirsiniz
(Mustafa Kutlu - Yeni Şafak)
Yorumlar1