Yeni saldırganlık çağı

  • GİRİŞ08.01.2026 08:49
  • GÜNCELLEME09.01.2026 08:54

Dünya, Venezuela’da yaşanan gece baskını şokunu atlatamadan, Trump’ın masasındaki yeni menüde beş ülke daha olduğu ortaya çıktı.

Bu ülkeler Meksika, Küba, Kolombiya, İran ve Grönland.

Trump, “Güzellikle olmazsa ekonomiyle çökerteceğim” diyerek Danimarka’yı açıkça tehdit etti.

Batı başkentlerindeki derin sessizlik ise sürüyor.

ABD’nin yeni işgal ve ilhak ajandasında ilk kurban kim olacak?

Rusya’dan yapılan açıklama dikkat çekiciydi.

Latin Amerika’da CIA olmadan bir uyuşturucu ticaretinden bahsedilemez” denildi.

Öte yandan…

ABD, Venezuela’da uyuşturucu gerekçesiyle devlet başkanını kaçırarak ülkeye nasıl kayyum atıyor?

Bu sorunun teknik, siyasi ve stratejik cevapları var.

Önce teknik cevaptan başlayalım.

Afganistan’da yıllar önce haşhaş tarlalarının başında İngiliz askerleri ile ABD arasında bir gerginlik yaşandı.

Sonradan ortaya çıktığı kadarıyla, haşhaş tarlalarının başında İngiliz askerlerinin özel birlikleri nöbet tutuyordu.

ABD, bunu bilmeden bölgeye girince işler karıştı.

Yani aslında Rusya’dan gelen açıklamanın bir anlamda sağlamasıydı bu.

Venezuella’da çok tartışılan bir operasyon yapan ABD, uyuşturucuyla mücadele ettiğini söylüyordu.

Maduro’yu, Pablo Escobar ile bir tutuyor.

Daha önce Panama’da, 1989 yılında, Devlet Başkanı Nuriaga’ya operasyon yapılmıştı.

Maduro’ya çok benzeyen bir operasyondu.

İki kolunda iki ajanla götürülürken çekilen o tarihi fotoğraf kameralara yansımıştı.

Bir devlet başkanı, uyuşturucu baronu olarak tutuklanmıştı.

Teknik analizle birlikte başat giden siyasi analize göre, ABD’de başkanlık mücadelesi artık ayyuka çıkmış durumda.

Örneğin, Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Venezuela operasyonuna dair sadece bir tweet atmakla yetindi.

Başka bir açıklamasını görmedik.

Ardından evine saldırı düzenlendi.

Birçok konuda eleştirilen ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise Maduro operasyonunda en ön safta rol alan isimlerden biri oldu.

Aslında hesap basit: 2028’de ABD Başkanı olur muyum, olamaz mıyım kavgası.

Trump çıkıp “Ben kralım” diyor.

Yarın çıkıp “modern sultanım” da diyebilir.

Trump diyor ki: “Dünyanın en korkulan ve en güçlü ordusuna sahibiz.”

Tarih, birçok korkulan hükümdarı yazar.

Ama o hükümdarlara saygı duyulmuş mudur derseniz, duyulmamıştır.

Moğol istilası, Timur’un orduları, Cengiz Han bunun örnekleridir.

Komutan olarak korkulurlar, ordu olarak korkulurlar.

Ama tarih bu isimlere saygı göstermez.

Dolayısıyla korkulan ordu olmak övünülecek bir şey değildir.

“En çok benden korkuluyor” derseniz, en fazla Cengiz Han olursunuz.

Güçlü ordu, mazlumun yanında durabilen ordudur.

Türkiye buna rahatlıkla örnek verilebilir.

Ama işin arka planında başka bir durum var.

Trump bu cümleleri insanları karşısına almak için söylemiyor.

Yaklaşık bir ay önce Haber7.com’da yazdığımız yazıda, Aralık ayının başında Trump’ın Maduro’ya büyük bir tehdit savurduğunu yazmıştık.

Venezuela halkı, Türkiye’de sempatiyle bakılan bir halktır.

Maduro, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la iyi ilişkileri olan bir liderdir.

Ama dost acı söyler.

ABD Başkanı açıkça “Koltuğu bırak, yoksa fena olur” dedi.

Maduro ise buna dans ederek karşılık verdi.

Trump da basın toplantısında “Ben daha güzel dans ediyorum” diyerek alay etti.

Siyasi olarak Trump’ın ekmeğine yağ sürülmüş oldu.

Bir ülkenin devlet başkanı, tehdide dans ederek karşılık vermez.

Maduro, mahkemede “Ben bir devlet başkanıyım, savaş esiriyim” deyip masum olduğunu söylüyor.

Oysa Maduro’nun, “Beni başka bir ülkede yargılayamazsınız” diye dik durması gerekirdi.

Sonuçta kendi ülkesinden kaçırıldı.

Yetmezmiş gibi, Maduro’nun yerine geçen Rodriguez çıkıp “Çok üzgünüm” dedi.

İnsan otobüsü kaçırınca üzülür.

Treni kaçırınca üzülür.

İndirimli ürünü alamayınca üzülür.

Ama bir ülke işgal edilirken, üzgün olunmaz, direnilir.

Şu tespiti bir kez daha yerine koyalım.

Artık günümüz dünyasında güçsüz ülkeler haritadan silinme tehlikesiyle karşı karşıya.

  • Ya bir ittifak içinde olacaklar,
  • ya güçlü liderliğe sahip olacaklar, 
  • ya da güçlü liderlerin birleşiminden doğan ittifaklara dahil olacaklar.

Dünya bu yöne gidiyor.

ABD, “Ben güçlüyüm” diyor.

“Ben en çok korkulanım” diyor.

Brezilya ve Arjantin gibi ülkelerle sorun yaşamasa da, Küba, Venezuela ve Kolombiya gibi ülkelerin bu duruş karşısında fazla şansı yok.

Güçlülerle güçsüzlerin kapışmasını izliyoruz.

Şunun da altını çizelim.

Şu ana kadar net bir güç gösterisi izlemedik.

İkinci Dünya Savaşı’nı bitiren Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombaları bir güç gösterisiydi.

Ama altını çizelim:

Atom bombası atmak, alkışlanacak ya da saygı duyulacak bir şey değildir.

Birkaç saniyede on binlerce insanı yakıp kavurmak, sadece korku üretir.

Bugün İsrail’in Gazze’de, Lübnan’da ve Suriye’de attığı pervasız adımları izliyoruz.

Orada da algının nasıl yönetildiğini gördük.

Venezuela operasyonunda da bilgi akışı ABD menşeliydi.

“Helikopterlerle indik, evinden aldık, üç dakikada aldık” şeklinde bir hikâye servis edildi.

Oysa Kolombiya’nın eski Devlet Başkan Yardımcısı Santos Calderon çok çarpıcı bir iddia ortaya attı.

“Maduro satıldı, satan da Delcy Rodriguez” dedi.

Maduro’nun yerine göreve gelen Rodriguez yemin ederken elini kaldırdı.

Ama nasıl bir yemin etti?

Venezuela’nın çıkarları için mi?

Yoksa Venezuela’nın petrollerini ABD’ye vermek için mi?

İngiliz basınına göre ikincisi.

Nitekim İngiliz basını, Rodriguez’in Katarlılarla görüşüp ABD’ye göz kırptığını yazdı.

Burada ülke ismi önemli değil.

Herkes kendi ülkesi olarak düşünsün.

Şimdi puzzle parçalarını birleştirelim.

Devlet başkanlarının yakın dostluklar ve düşmanlıklar sergilediği bir dönemdeyiz.

Yani güçlü liderlik dönemi yaşıyoruz.

Trump, tutarsızlıkları olan ama güçlü bir karakter.

Bazı liderleri öne çıkarıyor, bazılarını yerin dibine sokuyor.

Böyle bir dönemde, “Cumhurbaşkanı Erdoğan filancaya dostum demiş” tartışmalarıyla vakit kaybedemeyiz.

Bu, küçük siyasi hesapların zamanı değil.

Odaklanmamız gereken ana mesele şu:

Dünya gümbür gümbür bir savaşa sürükleniyor.

Tarih kitaplarında Birinci ve İkinci Dünya Savaşı anlatılır ya,

İşte biz şu anda o satırların yazıldığı dönemi yaşıyoruz.

Yaşadıklarımızın Moğol istilasından ne farkı var?

Bu analiz doğru yapılmazsa, Venezuela’nın başına gelenler ortada.

ABD’nin Monroe Doktrini’ne geri döndüğü açıkça görülüyor.

Bu bize şunu gösteriyor:

+ABD savaşmadan gücünü pekiştirdi.

+Teknolojisini geliştirdi.

+Çin yükseliyor.

+Rusya, Ukrayna ile meşgul olduğu için zorlanıyor.

+Yaptırımlarla boğuşuyor.

Bugün en doğru şiar şudur:

“Hazır ol cenge, istiyorsan sulhu salah.”

Ve mesele tam da burada düğümleniyor:
Tarihin öznesi mi olacağız, yoksa tarih kitaplarında başkalarının yazdığı bir dipnot mu olacağız;
 

Yorumlar1

  • Murat gözükara 23 saat önce Şikayet Et
    Hazır ol Türkiye....2028 büyük savaş patlak verecek...şu an dünya devletleri silah stokluyor...
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat