Medeniyet bunalımından çıkış: Diriliş

.

  • GİRİŞ14.05.2022 09:31
  • GÜNCELLEME16.05.2022 10:02

Eyüpsultan Belediyesi’nin kültür sanat etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilecek  ‘Temel Meseleler, Eyüp Sultan Söyleşileri: 1.Medeniyet Bunalımı’ başlıklı panelde Yüksel Kanar ve Nazif Tunç beylerle Türkiye’nin temel meselelerini konuştuk.   

Programda açılış konuşmasını yapan Eyüpsultan Belediyesi Kültür İşleri Müdürü İrfan Çalışan Bey, içinde bulunduğumuz Zal Mahmut Paşa Külliyesi’ndeki Baki Salonu’nun, medeniyet bunalımının konuşulacağı bu ilk programla açılışını yaptığımızı ifade etti.  Hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. 

Bütün problemlerin temelinde medeniyet bunalımı var. Cehalet, inançsızlık, anomi, yozlaşma, üretimsizlik, yoksulluk, dışa bağımlılık, kargaşa ve terör görünümlerine tanıklık ettiğimiz  medeniyet bunalımı, bu ülkede iki asırdır batı etkisi olarak kavramlaştırıyor.  

İslam medeniyeti, belli başlı şu dört krizi geçirmiş ve şu sonuçlarıyla karşılaşmıştır:  

1. Peygamber sallahu aleyhi vesellem Efendimizin ahirete irtihali ile yaşanan duygusal kriz.  

2.Bu kriz başta Hz.Osman radiyallahu anhın şehid edilmesi ve Sıffin olayında Hz Ali radiyallahu anhın haksızlığa uğratılması. Bu kriz, maalesef siyasal bir kriz gibi başlamış görünmekle birlikte ümmet bütünlüğünü acısını bugün de hissettiğimiz bir bölünme ile bozmuştur.  

3.Batı'dan Haçlıların, Doğu'dan Moğolların saldırısıyla karşılaştığında yaşamıştır medeniyetimiz. Bu kriz tasavvuf erbabının halkın umut ve inancını sağlam tutması ile aşılmıştır ve nihayetinde bu kriz Osmanlı gibi büyük bir Cihan Devleti'nin doğmasına sebep olmuştur.  

İslam medeniyeti bütün bu bunalımlardan güçlü açılımlar yaparak çıkmayı başarmıştı.  

4.Dört yüz yıllık bir güçle Avrupa'ya hükmetmiş Osmanlı devleti, 18,19 ve 20. asırlarda maalesef Batı saldırganlığı karşısında tutunamamış ve emperyal güçlerce yıkılmıştır. Bu kriz, İslam toplumlarının son büyük krizi olmuştur ve hala da etkisi devam etmektedir.  17. yüzyıldan beri yaşadığımız batılılaşma krizinden ise bir türlü çıkamadık. Bu yazıda, kısaca medeniyet bunalımı panelinde yaptığımız konuşmaları anlatacağım.  

MEDENİYET KRİZİ VE SONUÇLARI 

Yazar Yüksel Kanar, bu gün gelinen noktada en büyük bunalım çağını yaşadığımızı belirttikten sonra  “Sezai Karakoç’a göre bu medeniyetimizin büyük krizidir: Ölüm kalım krizi! ”  dedi.  

Osmanlı Devleti’nin çöküşü, bizim için öylesine bir şok oldu ki, medeniyetimiz ve toplumumuz sona erdi sandık. Batı böyle ilan etti ve aydınlarımıza bunu inandırdı. Oysa fakirleşmiştik ve imkânlarımız azalmıştı. Kendimizi her toparlamak isteyişimizde ve her başımızı kaldırdığımızda, Batı yeni bir teknik şokla geldi ve biz kendimizi yine kaybettik. Dış krizin, zamanla içimize işlediğini ve psikolojik bir boyut kazandığını anlattı.. 

Yüksel Kanar, ekonomik gerilemelerin ve askeri darbeler şeklinde görünüm kazanan siyasi buhranların temelinde medeniyet krizi olduğunu; bütün bunalımların medeniyet probleminden doğduğunu  vurguladı. Bu dev kriz sadece yöneticileri veya sadece aydınları değil artık halkı da tedirgin etmiştir. Nesiller hızla birbirinden koparak, babaları anneleri büyük korkularla sarsmaya devam etmektedir. Giderek bir psikolojik bunalım haline gelen bir krizden bahsediyoruz, dedi. 

Yüksel Kanar, Sezai Karakoç’un, ‘Fizikötesi Açısından Ufuklar ve Daha Ötesi 1 / Perde Devrildiği An’ adlı muhteşem analizlerin yapıldığı mükemmel kitabında medeniyetin krizlerini yaklaşık olarak 15-17 civarında bakış açısından ele aldığını söyledi: “Ekonomi, eğitim, tarih, din, coğrafya, dış güçler, saldırılar, iman zayıflığı, Avrupa'nın yükselişi bunlardan bazıları. Bunları biz çizgi gibi sebep-sonuç ilişkisi içerisinde ele almaktan ziyade hem sebep hem sonuç olabilecek şekilde dairesel olarak bir birbirini besleyen meseleler olarak ele almış. Kesinlikle karamsar biri olmaması da ayrıca insanı çekiyor. Problem var ve çözülecek. Çözülebilir. Eğer şunları şunları yaparsak. Salt problem analizi değil. ”  dedi.    

Sezai Karakoç’a göre Batı hayranlığı ile yola çıkmak hiçbir mazeret kabul etmeden yanıltıcıdır bizler için. Sosyalizm, komünizm ve liberalizim hiç bir derdimize deva olamayacaktır. Çözümü dışarıda arayanlar, izm’lerin peşine düşenler, batıdan alıntılarla batıya karşı durabileceklerini sananlar yanılmaktadır.   

Üniversitelerimizde sosyal bilimler Avrupa merkezli paradigmalarla ele alındığından aydınımızın ilahiyat fakültelerinde bile medeniyet krizine oryantalist yaklaşımdan kurtulamadığını anlattı.

KRİZDEN ÇIKIŞ: DİRİLİŞ

Çözüm arayışları ikiye ayrılır. Bir yanda sosyla bilimler ve düşünce dünyasındaki, teorideki arayışlar, diğer yanda ise olaylar dünyasındaki, uygulamadaki, siyasetteki arayışlar. İmam Şamil’in savaşı, olaylar dünyasındaki arayışların güzel bir örneğidir mesela. Ama İslam âleminin her yerinde ve her zamanda sadece siyasi çıkış yapmak veya sadece bilim alanında kalmak diye bir şey söylenemez. 21. yüzyılda İslâm, devlet yönetimi sorununu yeniden ele almalıdır. İslam, Budizm ve Hıristiyanlık gibi devletten adeta tamamen uzaklaştırılıp soyutlanamaz. Devlete karşıt veya yabancı hale getirilemez.  

İslâm dünyası çelişkiler yumağıdır; onda hem dirilişin, hem umutsuz ölümün alametleri görülüyor. Bir yanıyla taklit bataklığında boğuluyor, kimi yerde beklenmedik direnişler gösteriyor. Sezai Karakoç’a göre, bağımlılık piramidinde en önemli olarak “politik”, sonra “ekonomik” ve nihayet en son “kültürel” bağımlılık sorununu gündeme getiren aydınlar, açık bir yanılgıdadırlar. Kriz, oysa tam anlamıyla bir “metafizik bunalımdır.”  Bu yüzden inançta diriliş olmadan hiçbir şey yapılamaz. İnançta dirilişin ardından düşüncede, sanatta ve eylemde diriliş gerekli. 

Müslümanlar, medeniyetimizin krizine bakarak umutsuzluğa düşmemelidir. Eğer meseleyi ciddiye alır ve ruhunun ve iradesinin en geniş gücüyle çözüm ararsa o zaman varılacak sonuç, bunalım sınavıyla aynı oranda büyük olacaktır. 

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİNİN DIŞINA ÇIKMAK 

Sinema yönetmeni Nazif Tunç, Batılılaşmanın en yıkıcı etkisinin sanat, edebiyat alanında olduğunu anlattı.  Osmanlı döneminde Tanzimat’tan sonra edebiyatta kendi çizgimizi bırakıp batıdan tiyatro, roman ve kısa hikaye türlerini aldığımızı söyledi.  

Cumhuriyet döneminde Türk tiyatrosunu kuran Muhsin Ertuğrul ve tiyatrocuların sinemayı etkisine dikkat çekti. Tarih, din, milli kültüre karşıt olan batıcı sanatın sanat iktidarını elinde tutması nedeniyle topluma batıcı kültürü dayattığını anlattı. Sinemanın milli kültürü tahrip ettiğini; Karacaoğlan’ı çapkınlık timsali haline getirdiğini, kadı, imam, hacı gibi dini statüleri itibarsızlaştırdığını; bugün bu ülkede Şaban, Recep ve Ramazan isimleri aşındırıldığından çocuklara verilemez hale geldiğini söyledi. 

1980’li yılların başında, İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde yüksek eğitime başladığını anlatan Nazif Tunç, sinema setlerine ‘sızabilmek’, yönetmen ve oyuncularla iletişime geçmek, sinemayı içerden keşfetmek için  1985’ten itibaren Türkiye Gazetesi’nde sinema ve tiyatro yazıları yazmaya başladığını; bu süreçte1986 senesinde Tarık Buğra’nın “Kuruluş-Osmancık” dizisinin senaryo asistanlığını üstlendiğini anlattı. 

1990’da Yücel Çakmaklı’nın yönetmenliğini yaptığı “Kurdoğlu- Osmanlı Bedel İster” sinema filminin senaryosunu yazdığını ve “Kurdoğlu- Bu Yola Baş Koyduk” filminin yönetmenliğini de yaptığını söyledi. 1991 senesine TGRT televizyonunda dizi ve film yönetmenliğine başladığını; 1992-2002 yılları arasında birçok dizi ve filmin yönetmenliğini yaptığını; 2011 senesinde Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema- Televizyon Bölümü’nde “Film Yapım Yönetim” derslerinde öğretim görevlisi olduğunu söyledi.  

2012 senesinde Malatya Film Festivali’nde Danışma Kurulu Üyesi, 2013-15 yılları arasında da Kanal 7 Televizyonu Drama Koordinatörü olarak görev aldığını da ifade edip hatıralarını anlattı. Türk milletinin tarihsel gelişimine, ulusal kültürüne, inancına, geleneğine ve medeniyet tasavvuruna dayanan konularda güncel ve tarihi senaryoları filme çekmeyi sürdürdüğünü söyledi. 

Türkiye, sinemada ve dizi filimde bir ivme yakaladığını söyleyen Nazif Tunç, dünya kültür endüstrisinden pay alan bu başarılı filmlerin bizi ne kadar temsil ettiğini sordu. Gazeteden televizyona, oradan da dijital yayıncılığa hızlı ve kontrolsüz giren ülkemizin medya mağduru olduğunu söyledi. Bilgisayar ve cep telefonları hayatımızın merkezine yerleşti, dedi. Kültür endüstrisinin dışına çıkmadan kültürel bağımsızlığımızı kazanmanın ve sanatta dirilişin imkansız olacağını ifade etti. 

Yüksel kanar ve Nazif Tunç ile Eyüpsultan’da medeniyet bunalımından çıkış projesi olarak Diriliş’i konuşmaya devam edeceğiz, önümüzdeki aylarda da.. 

Yorumlar1

  • Muhammet Sırrı 3 gün önce Şikayet Et
    Paneli izledim. Çok sarsıcıydı. Yeni bilgiler aldık, bakış açımız genişledi. Teşekkürler.
    Cevapla Toplam 2 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat