Psikolojik Haçlı Seferleri

  • GİRİŞ10.01.2023 10:17
  • GÜNCELLEME12.01.2023 08:17

Üç şair, sanat hayatı boyunca üç Haçlı Seferi’ne karşı savaştı.

Mehmet Akif Ersoy, hem askeri Haçlı seferinde hem de sosyolojik Haçlı seferinde mücahitti. Mehmet Akif, mensubu olduğu milletin Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve Milli Mücadele’de Haçlı ordularıyla savaşta, askeri Haçlı Seferlerine karşı mücadele etti, şiir yazdı. Daha sonra da İslam medeniyetinin bütün kurum ve kuruluşlarıyla yıkılıp yerine Batı uygarlığının inşa edilme sürecinde, kısaca sosyolojik Haçlı seferine karşı şiir yazdı.

Necip Fazıl Kısakürek de sosyolojik Haçlı Seferlerine karşı şiir yazdı.

Sezai Karakoç ise bu iki şairden farklı olarak milletimizin psikolojik Haçlı seferine karşı direnişine destek verdi, mücadele etti ve sanatını bu yönde kullandı.

SOSYOLOJİK HAÇLI SEFERİ

Öncelikle üç Haçlı seferi kavramlaştırmasının Sezai Karakoç’a ait olduğunu belirtmeliyim: “Eski Haçlı seferleri silaha dayanıyordu; açık ve netti. Bugünkü haçlı seferleri gizli, hileli, aldatmalı. Fakat bu haliyle de o kadar yoğun bir hale geldi ki sağduyusunu bütün bütün yitirmemiş bir insan, bunu derhal anlar.”  (Farklar, s.19) Kültürel Haçlı seferi de askeri olandan az şiddetli değil.

Sezai Karakoç, ülkemizdeki gizli, hileli ve adatmalı sosyolojik Haçlı Seferleri’ni şöyle anlatıyor:

“Önce kolejle, hastaneyle işe başlandı. Hristiyanlık gelenekleri, modern çağ gelenekleri gibi gösterilerek kabul ettirildi. Yılbaşında çam öldürmek ve hindi kesmek, sokaklarda acayip kılıklı ve uydurma sakallı noel babalar dolaştırmak, mum söndürür gibi beş dakika elektriği söndürmek gibi gerçeğe, dine, akla, estetiğe ve çağa aykırı Hristiyan gelenekleri  ‘Batılı olma’nın, ‘Avrupalı olma’nın şartı oldu artık. Bu birinci duraktı.”

Türkiye’de karşı karşıya olduğumuz kültür savaşının ilk aşaması sosyolojik yıkım, ikinci aşaması ise psikolojik yıkım oldu. Batı’nın kavram, kuram ve kurumlarıyla ülkemizi inşa etmesini bakın nasıl açıklıyor:

“Bu birinci dönemin metodu, dolaylı metottur. Gençliği İslam din ve geleneklerinden ayırmak, tarihi Hristiyan geleneklerini, 20. yüzyıl, modernlik ve laiklik anlayışı olarak yerleştirmek ve böylece genç adamı ilk anda hristiyan etmek mümkün olmasa da kendi tarihi ve sosyolojik çevresinden koparmak, rengi az belirgin hristiyan ortamına oturtmaktı.”

Modernleşme, Batılılaşma adı verilen bütün yenilikler, yazının değiştirilmesi, Batı kültürünü esas alan eğitim, Avrupa merkezli bilim anlayışına teslim olmuş üniversiteler, Roma hukukunu yürürlükte tutan yargı, kapitalist sömürge ekonomisi, dünya iletişim ağının bir mekanizması haline gelmiş medya ve laik siyaset, sosyolojik Haçlı seferinin üstünlük sağladığı cephelerdi.

Mehmet Akif Ersoy ve Necip Fazıl Kısakürek bu sosyolojik Haçlı Seferlerinde milletimizin direnişine destek verdiler. Hakikat medeniyetini ve tarihimizi savundular.

PSİKOLOJİK HAÇLI SEFERİ

Sezai Karakoç, bu anlattığı sosyolojik Haçlı Seferlerinden sonra psikolojik Haçlı Seferleri aşamasına geçildiği tespitini yapmaktadır. İkinci aşamayı da sosyolojik olarak Hristiyan haline getirilmiş gençliğin psikolojik Hristiyan, yani ‘kişi olarak da Hristiyan yapma’ dönemi olarak tanımlamaktadır.

Sezai Karakoç’a göre sosyolojik Haçlı Seferlerinin sembolü Robert Koleji, psikolojik Haçlı Seferlerinin sembolü de ‘çimentodan yapılmış, uydurma Meryem Ana Evi’dir.

Sezai Karakoç, “Misyonerler, yurdumuzda, günde 24 saat, 3 vardiya çalışıyorlar. Harıl harıl bir inşaat içindeler.

(…) Birkaç yüz yıllık bir keşiş evinin son kalıntılarını çimentoyla kapatıp Meryem Ana’ya ait olduğuna dair rüyalar görüyorlar.

Tek silahları da: Turizm. Şu mahut turizm.” diyor.

Ümmeti ulusa dönüştürmek için milleti karga tulumba Batı uygarlığına taşıyanlar, psikolojik Haçlı Seferleri döneminde bütün güçleriyle Hristiyanlığı bu toprakların kurucu değeri haline getiriyorlar. Sezai Karakoç’un turizm üzerinden uyarıcı eleştirisi çok can yakıcı:

“Turist gelsin diye, yani birkaç kuruş kalsın diye, milli ve tarihi benliğimizin içten içe oyulmasına göz yummamız için gerekli atmosferi kolayca elde etmişlerdir; bu mitolojilere yakışır kutsllık dolandırıcılığına itiraz etmeyi, dikkat çekmeyi, turist düşmanlığı, gerilik, yurt faydasını görememek olarak yaftalayan basın, kraldan çok kralcı olarak yardımcılarıdır.”  

Sezai Karakoç, 1960’lı yılların ikinci yarısının başında kaleme aldığı bu yazıda, müthiş bir ön görüde bulunuyor, psikolojik Haçlı Seferleri döneminde basının, bugünkü tabirle medyanın rolüne vurgu yapıyor. Gazete ve radyodan sonra, sinema, televizyon, bilgisayar, tablet ve cep telefonu Hristiyanlık propagandası yapıyorlar.

Sosyolog Max Weber, Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu eserinde bireyciliği, pragmatizmi, konformizm ve hedonizmi Protestan ruhu olarak açıklıyor.. Dolayısıyla insanımız bugün Batılılaşırken, modernleşirken, kapitalistleşirken Hristiyanlaşıyor.

Bu yüzden bu topraklarda Haçlı Seferleri eksik olmaz; Hilal Hac kavgasıdır asıl çekişmenin adı.. 

Sezai Karakoç da hayatı boyunca milletimizin yanında yer almış, hakikat medeniyetini ve tarihimizi savunmuştur.

Yorumlar4

  • Kompataro 1 yıl önce Şikayet Et
    En büyük haçlı en büyük soyandır
    Cevapla
  • Mübadele tarihi 1 yıl önce Şikayet Et
    Mübadele tarihi iyi analiz edilmeli , hristiyan Türkler gönderilmiş Müslüman Rumlar alınmış o dönemde ama şimdi durum nedir?
    Cevapla Toplam 6 beğeni
  • Ergun 1 yıl önce Şikayet Et
    Basın yayın medya bu konulari devamlı işlemeli. Egitim müfradatı batı tekelinden kurtulmalı. Yabancı okullar ve cesitli demokrasi insan hakları maskesi altinda faaliyet gosteren tüm denekler kapatılmalı. Yunanı bedenen denize döktük. Manen esirleri olduk.
    Cevapla Toplam 16 beğeni
  • Zehni 1 yıl önce Şikayet Et
    Bu ve benzeri makaleleri tv kanallarında anlatmak gençliğe öğretmek lazım uyarmak lazim gençlik gazete okumuyor maalesef
    Cevapla Toplam 16 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat