Edward Said’in Barack Obama’yla fotoğrafı

.

  • GİRİŞ28.10.2023 10:28
  • GÜNCELLEME31.10.2023 13:32

Prof.Dr.Edward Said, 1998 BBC yapımı, yönetmenliğini Charles Bruce’un yaptığı  “In Search of Palestine-Edward Said’s Return Home / Filistin'in Arayışında-Edward Said'in Eve Dönüşü” belgeselinde hayatını anlatmıştı. Bu belgeseli kısaca anlatıp Said’in dünyada gündem olmuş iki fotoğrafını yorumlayacağım bu yazıda. Fotoğraftaki isimlerin hikayesi, Amerika’nın İsrail ile ilişkisini oldukça sarih bir şekilde anlatmaya yeterli.

“FİLİSTİN'İN ARAYIŞINDA - EDWARD SAİD'İN EVE DÖNÜŞÜ”

Belgesel film, Osmanlı Lübnan’ında doğan Nasıralı anne Hilda Musa ile Filistinli baba Wadir Said’in 1932’de gerçekleşen evlilik fotoğraflarıyla açılıyor. 1935 Kudüs doğumlu Edward Said’in ülkesine dair hatırladığı en korkunç olay, evlerinin yakınında bulunan Kudüs’teki Kral David Otelinin 1946’da siyonist yeraltı örgütü Irgun tarafından bombalanması ve farklı uyruklardan onlarca kişinin ölmesi. Sonra İsrail devletinin kuruluşuyla 1948’de yurtlarından çıkarılıp mülteci olarak Kahire’ye göçmüşler. Filmde lise ve üniversite eğitimini alıp en prestijli üniversitelerinde hocalık yaptığı yeni yurdu Amerika’dan oğluyla birlikte Filistin’e gelmesi anlatılıyor. İlk durak, yıkılmış evlerinin bulunduğu mahalle.. Sonra okuduğu Hristiyan ilkokuluna gidip kayıt defterlerinde, listelerde adını aramakta. 

Said çocukluk bilgisiyle 1946 Deyr Yasin köyü katliamının hayatta kalmış son tanıklarını arıyor. Elinde tesbihiyle heyecanla konuşan yaşlı kadın Um Salah, şimdi olmuş gibi gözlerinin önünde bütün oğullarının kardeşlerinin kuzenlerinin öldürülüşünü anlatıyor. Bu katliamdan sonra köyler kolayca boşaltılmış, evlerinden çıkarılan insanlar mülteci kamplarına doldurulabilmiş. İlk başbakanlardan Nobel Barış Ödüllü Menahem Begin’in “Bu zafer olmasıydı İsrail devleti kurulamazdı” dediği olay.

Elli yıldır her yıl, her saat, her dakika yaşanan bu işgalden utandığını söylüyor Said. Dünyanın herhangi bir yerindeki Yahudi birey ne zaman isterse İsrail’e gidip vatandaş olabilecekken, sürülmüş hiçbir Filistinli ülkesine dönemiyor. Birçok belgeselde apaçık görüldüğü gibi burada da Filistinlilerin evlerinin yanı başında buldozerler beklerken, biraz ötedeki tepelerde bembeyaz parıltılı yerleşimler yükseliyor. Tarlası yerle bir edilen yaşlı Arap “Burası benim toprağım, ben ektim orayı” derken, Said’in “Ne dersin?” dediği genç İsrail askerinin ne hissettiğini bilemiyoruz.

Mahmut Derviş ile Edward Said’in yaptıkları sohbet belgeselin en can alıcı bölümlerinde biri. Şair doğduğu Galilee köyünün yerle bir edilişini, İsrail devletinin buraya yerleşim yerleri ve Kibbutz’un inşa edişini anlatıyor.   

YERSİZ YURTSUZ

1967 savaşından sonra Filistin meselesiyle daha yakından ilgilendi; kendi kimliğinin daha çok farkına vardı. Hıristiyan Arap bir ailenin çocuğu olarak evinde Arapça, dışarıda İngilizce konuşan, Batı okullarında eğitimini tamamlayan ve akademik hayata ABD’de katılan Edward Said bu özellikleri sebebiyle kendisini ne bütünüyle bir Arap ne de bütünüyle bir Batılı gibi hissedebilmiştir. Edward Said “Kış Ruhu” adını verdiği, Türkçeye “Yersiz Yurtsuz” ismiyle çevrilen otobiyografi kitabında “hem pis Arap hem de Anglikan” olmanın yarattığı çatışmayı anlattı.

Lisans eğitimini Princeton Üniversitesi’nde (1953-1957) gören Said, Harvard Üniversitesi’nde yüksek lisans (1960), İngiliz dili ve edebiyatı alanında doktora (1964) çalışması yaptı. 1963’te araştırmacı, 1965’te asistan, 1968’de doçent ve 1970’te profesör olduğu Columbia Üniversitesi’nden ölümüne kadar ayrılmadı.

Kendini Arap Amerikalı olarak tanımlayan, doğduğu topraklara dair "Tüm dünya bir misafirhane iken Kudüs benim evimdir" diyen ve New York’ta Hıristiyan bir Filistinli akademisyen olarak yaşayan Said, orkestra kuran, müzik üzerine eleştiri yazıları yazan bir piyano virtüözüydü. Aynı zamanda insan hakları aktivisti olarak da ün yaptı.

Said 1978’de kaleme aldığı ve aydınlanma felsefesi ile sömürgecilik arasındaki kirli ilişkiyi gözler önüne serdiği "Oryantalizm" adlı eseriyle dünya çapında tanındı. Oryantalizm, kısa bir zaman içinde “20’inci yüzyılın en önemli akademik metinlerinden biri” haline geldi. Said, kitaplarından Oryantalizm’de, Kültür ve Emperyalizm’de, Haberlerin Ağında İslam’da, Filistin Sorunu’nda yapmış olduğu çözümlemelerin felsefî temellerini oluşturmuştur. Amerikan kamuoyunda Filistin meselesinin bir tür sözcülüğü görevini üstlendi.

Bağımsız egemen bir Filistin devletinin kurulması için çok ciddi bir mücadele sergileyen Said, 1977’de Filistin Kurtuluş Örgütünün (FKÖ) yüksek otoritesi olan Filistin Ulusal Konseyi’ne bağımsız delege olarak katıldı. Yasir Arafat’ı, Oslo görüşmelerinde (Filistin-İsrail barış görüşmeleri) aşırı teslimiyetçi bir politika izlemekle eleştirerek, 1991’de yaklaşık 15 yıldır görev yaptığı Filistin Ulusal Konseyi’nden istifa etti.

SAİD’İN OBAMA’YLA FOTOĞRAFI

Göç ettiği vatanı Filistin’e ve Kudüs’e ancak Amerikan vatandaşlığı aldıktan sonra 1992’de dönebilen Said, aynı yıllarda kan kanserine yakalandı.

Çektiği Filistin belgeselinde, altmış küsur yaşına rağmen Yahudi askerle itişip kalkarken hafızamıza kazınan Said, 2000 yılında Güney Lübnan’da Siyonistlere taş atarken karşımıza çıkmaktan geri kalmazdı; çok kısa bir zaman içinde hem siyaset hem de akademi çevresinde bomba etkisi yapan bir fotoğrafı daha var. Fotoğraf, güneş gözlüğü ve kasket takmış bir adamı, taş atarken gösteriyor. Ancak fotoğrafı çekilen kişinin dünyaca ünlü Filistin asıllı akademisyen Prof. Dr. Edward Said oluşu, görüntüyü tartışmaların merkezine oturtuyor. Sembolik bir olay bu. 'Topraklarımızdan defolun!' söylemine gönderme yapmaktadır.

Said’in o sırada görev yaptığı New York’taki Columbia Üniversitesi’nde Yahudi öğrenciler ayaklandılar. Haftalar süren polemikler, Edward Said’in görevden alınmasına yönelik talepleri bile beraberinde getirdi. Üniversite yönetimi ise, “Öğretim görevlileri, fikirlerini ifade ettikleri için cezalandırılamaz” diyerek, Edward Said’in bu eylemini “fikir özgürlüğü” bağlamında değerlendirdi.

Said’in Obama’yla fotoğrafı da, ABD’de gündeme bomba gibi düşmüştü. 4 Kasım 2008'de yapılan ABD başkanlık seçimlerinde Demokrat Parti'nin adayı olan Obama Barack Hussein, ABD'nin 44. devlet başkanı seçildi. ABD tarihindeki ilk ve tek Afroamerikalı devlet başkanıdır. Başkanlık görevinden önce; 1997'den 2008'e kadar Illinois senatörü olarak görev yaptı. Obama’nın başkan seçildiği 2008 seçiminde Cumhuriyeçilerin ve İsrail lobisinin dolaşıma soktuğu bir fotoğraf var. Obama’nın Chicago yıllarında Edward Said, Raşid Halidi ve Ali Ebunime ile yemek yerken çekilmiş bir fotoğraf. Muhtemelen 1990’ların sonlarıdır.

Fotoğraftaki ikinci isim Ortadoğu tarihçiliğinde otorite bir isim olan Raşid Halidi; Obama’ya yakın bir isimdir. Obama 2008’de seçim kampanyası sırasında, Halidi hakkında ‘bana kör noktalarımı, sapmalarımı gösteren’ kişi olarak tarif etmişti. Halidi, Obama’dan bu övgüleri alırken İsrail lobisinin akademik ve medyatik terörüne düzenli bir şekilde maruz kaldı. Fotoğraftaki son isim Ali Ebunime, 1948 sonrası mülteci olmuş bir Filistinli ailenin Amerika’da doğan çocuğu. Diğer iki isme göre oldukça genç olan Ebunime, bir aktivist.  

AMERİKAN SİYONİZMİ

7 Ekim 2023 Filistin’in Aksa Tufanı adını verdiği İsrail savaşında ABD Başkanı Joe Biden’in Netenyhu’ya verdiği koşulsuz ve sınırsız desteğin konuşulduğu bugünlerde neden Said’in Obama’yla fotoğrafını hatırlatıyorum? Said’in büyük bir öngörüyle bugünleri aydınlatan bir tezi var da ondan. Said son yıllarında, 11 Eylül’le açılan alanda aktif hale gelen, ‘modern bir din’ olarak tarif ettiği, ismine ‘Amerikan Siyonizm’i dediği yeni bir dalgaya dikkat çekti. Bu Amerika’da uzun yıllardır etkin bir güç olan İsrail lobisini aşan yeni bir durumdu bu.

Uyarıları yapan Said’in vefatından sonraki yıllarda ‘Amerikan Siyonizm’i Bush döneminde pervasız bir şekilde arzı endam edecekti. Küreselleşme döneminde (2002 – 2027) ‘Amerikan Siyonizm’i ABD’nin stratejik merkez haline getirdiği Doğu Akdeniz’de, yarım asır önce açtığı karakolu olan İsrail’i, tetikçi olarak kullanarak Orta Doğu’yu karıştırmasıydı. Amerikan Siyonizmi, aynı zamanda Amerikanlaşan insanlığın, Birleşmiş Milletler’in 100. Yılı olan 2052’de uyruğu olarak yaşamaya başlayacağı, bugün BM’de temsil edilen dünya devletinin İsrail gibi soykırımcı olacağını haber vermektedir. Gelecekte dünya çapında faaliyet gösteren bir terör örgütünü öngörmektedir yani.

25 Eylül 2003 günü gazetelere düşen bir vefat haberi, Prof. Dr. Edward Said’in 68 yıllık ömrünü New York’ta tamamladığını haber veriyordu. Said’in cenazesi vasiyeti üzerine Lübnan’a getirilerek, başkent Beyrut’un kuzeybatısındaki Brummana’da bulunan Protestan mezarlığına defnedildi.

ABD’de yaşayan Filistinli Arap akademisyen Prof.Dr.Edward Said, Hıristiyan dünyasının vicdanıdır aynı zamanda. İsrail’in Filistin’deki soykırımını kılını kıpırdatmadan sessizce izleyen Hıristiyan dünyasının kanayan vicdanı.

Yorumlar4

  • Ali 3 ay önce Şikayet Et
    İsrail’in Filistin’deki soykırımını kılını kıpırdatmadan sessizce izleyen Hıristiyan dünyası yok. Yahudi olan ya da yahudi olamayan hristiyan siyonist (maalesef bu bir ironi) köleliğinin kana susamış, vahşi ve barbar haçlılar var.
    Cevapla Toplam 7 beğeni
  • Durmuş Günay 3 ay önce Şikayet Et
    Edward Said’in, Hristiyan dünyanın vicdanı olduğu çıkarımı mantıki olabilir mi? Yani Edward Said Hristiyan olduğu için Hıristiyan dünyanın vicdanını temsil ettiği çıkarımı tümevarımcı akıl yürütmenin sakatlığı. O zaman Hristiyan ve İsrail’i destekleyen bir kişi Hristiyan vicdanını neden temsil etmesin? Edvarf Said kendi vicdanının temsilcisidir diyebiliriz.
    Cevapla Toplam 9 beğeni
  • Öğretmen 3 ay önce Şikayet Et
    Allah aşkına neyin güzellemesini yapıyorsunuz, Gıgı Hadid Bella Hadıd te filistinli diye gurur mu duyalım............
    Cevapla Toplam 9 beğeni
  • Osman Selvi 3 ay önce Şikayet Et
    Haberlerin Ağında İslam ve Oryantalizm kitaplarını okuduktan sonra bu yorumu yazsaydınız keşke hocam. Pekala bir Hristiyan'ın da vicdanlı olabileceğini düşünürdünüz.
    Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat