Sezai Karakoç’un Filistin’e Bakışı

.

  • GİRİŞ14.11.2023 09:39
  • GÜNCELLEME15.11.2023 09:17

Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi'nin düzenlediği ‘Filistin Konuşmaları’ adlı etkinlikte yazar Temel Hazıroğlu, yazar Yüksel Kanar ve ben, ‘Sezai Karakoç’un Filistin’e Bakışı ve İslam Birliği Düşüncesi’ni anlattık.

Bu yazıda, ‘Sezai Karakoç’un Filistin’e Bakışı ve İslam Birliği Düşüncesi’ konuşması için aldığım notları paylaşacağım siz okuyucularımla.

Bu vesileyle üstadımız Sezai Karakoç’a rahmet diliyorum; mekanı cennet, makamı ali olsun inşallah. Dostlarla gerçekleştirdiğimiz bu buluşma ve söyleşi, umarım ruhunu şad etmiştir.

Sezai Karakoç’un İslam dünyasına ve Filistin meselesine dair kitaplarına dağılmış pek çok yazısı var. Bu yazıları toplayıp akademik bir yaklaşımla çözümleyerek İslam birliği görüşünü, çağdaş İslam dünyasına yaklaşımını ve Filistin’e ilişkin düşüncelerini bütün derinliğiyle ortaya çıkarmak gerekiyor elbette.

Filistin meselesine bakışını belgeleyen somut bir veri olduğu için Mavi Marmara Katliamı’na dair (31 Mayıs 2010) Sezai Karakoç’un, Yüce Diriliş Partisi Genel Başkanı olarak yaptığı basın açıklamasını (4 Haziran 2010) hatırlatacağım burada.

Mavi Marmara Katliamı’nın milletimizin başına sık sık gelen bin bir mûsibetten biri olduğu, dolayısıyla ‘ne ilk ve maalesef ne de son’ olacağı tespitini yaptıktan sonra; ‘İslâm dünyasında, yönetimleri ve aydınları kuşatan büyük, âdeta sınırsız olan gaflet devam ettiği sürece, başa gelen bu tür belâ ve felâketler azalmaz, artarak çoğalır ve daha tahripkâr olur ve daha çok zarar verir’ demektedir. Gaflet vurgusuyla başlayan bu metin, gerçekten çok sarsıcıdır:

“Gönüllü insanların ve kuruluşların donatıp yönettiği yardım gemilerine yapılan bu saldırı, sadece, sözüm ona bir devletin kendi başına tertipleyip gerçekleştirdiği saldırısı değil, kendi aralarındaki Soğuk Savaş’ı sona erdirdikten sonra, düşman ilân ettikleri İslâm’a, Batı’nın açtığı TOPYEKÜN SAVAŞ’ın bir gecelik enstantanesi olma özelliğini taşımaktadır.”

Batı’nın küreselleşme dönemi olarak kavramlaştırdığı bu dönemde ideolojisinin İslamofobi olduğu ve hedefine de İslam’ı koyduğunu böyle veciz bir şekilde ifade ettikten sonra bugünleri ve geleceği aydınlatan önemli saptamalar yapıyor:

“Bu, bir zincirin bir halkasıdır. Ve sembolik anlamı itibarı ile önemlidir. Bir taraftan en son modern silâhlarla donanmış bir güç, öbür tarafta, gıda ve ilaç gibi zaruri ihtiyaç maddelerini muhtaç olanlara götüren silâhsız insanlar vardı. Merhamet yüklü bir medeniyete, düşmanlık ve silâh yüklü sözde medeniyet, ölüm kustu.”

Dolayısıyla ‘tesadüfi, öncesiz sonrasız bir olay değil, öteden beri devam eden medeniyetler savaşının bir anı, bir parçası ve ruhların bir aynası, bir gösterge işareti’ olan Mavi Marmara Katliamı, İslâm’ın doğuşundan bugüne kadar Batı’nın hiç kesilmeyen, çağlar ve yüzyıllar boyu süren, ‘tarihi alt üst eden, şehirleri ve medeniyeti yıkıma uğratan saldırısı’dır:

“Bu saldırı, Birinci Dünya Savaşında büyük İslâm Devleti olan Devletimiz Osmanlı Devletini yıkmış, İkinci Dünya Savaşından sonra da, bu kez, tüm İslâm ülkelerinin işgaline yönelmiştir.”

11 Eylül 2001’den beri Afganistan’da, Irak’ta, Suriye’de, Kafkasya’da, hatta Afrika’da ve tüm İslam ülkelerinde, açık ya da gizli, dolaylı ya da dolaysız bu istilâ, saldırı ve işgaller, İslâm’ı yok etme savaşından başka bir şey olmadığını belirttikten sonra önemli bir uyarıda bulunuyor:

“Bu istilâ ve saldırının durması için Batı’dan medet umanlar daima hüsrana ve hayal kırıklığına uğrayacaklardır. Batı ile uzlaşma imkânı olduğunu sanan bu kişiler, böylesi tavırlarla sonunda devletin batmasını önleyemeyen son dönem Osmanlı vezirlerinin durumuna düşeceklerdir.”

Kutlu Kitap, akıl, tarih, bilim ve tecrübenin İslam birliğini emrettiğini ifade eden Sezai Karakoç, çağın tek kurtuluş programını da açıklıyor:

“Tek çare ve çözüm, İslâm Dünyasının, uyanıp ya da uyandırılıp, en azından, Batı’nın Nato’su gibi bir Askerî Güç, Avrupa Birliği gibi bir Siyasi Birlik oluşturması ve böylece Doğu ile Batı arasında hür ve bağımsız yaşamaya kavuşmanın gereğini yerine getirmesidir.”

Sezai Karakoç, bu tezini, 2021 yılı ramazan ve kurban bayramı kamuoyu açıklamalarında ayrıntılı bir şekilde izah etmiştir:

“57 devletin birliği olan İslam İşbirliği Teşkilatı’nı, kendi düşünce, inanç ve isimlendirmelerimizle, bir nevi İSLÂM BİRLEŞMİŞ MİLLETLER TOPLULUĞU; 10 devletin kurduğu EKONOMİK İŞBİRLİĞİ TEŞKİLÂTI’nı da, bir nevi İSLÂM GÜVENLİK KONSEYİ, gücü yapmalıyız. Elbette bugünkü statüleriyle değil, değişmiş tüzük ve programlarıyla. Unutmayalım ki, BAĞDAT PAKTI’nı küçülte küçülte önce CENTO, sonra RCD, daha sonra da ECO yapmışlardı. Şimdi sadece ekonomik bir birlik olan teşekkülü, dediğimiz gibi askerî ve siyasî bir güç haline getirmek gerekmektedir.”

Konuşmamda ‘Sezai Karakoç’un Filistin’e Bakışı ve İslam Birliği Düşüncesi’ni şöyle topladım:

Sezai Karakoç, konuşmalarında BM’yi değerlendirmiştir. ABD ve Avrupa Devletleri, Rusya ve Çin ile birlikte 1952’de kurdukları Birleşmiş Milletleri’in yüzüncü kuruluş yılını kutlamaya hazırlanıyor. 2027’de 75. Kuruluş yılını kutlayacak..

BM kurulurken kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerini belirlemiştir; 2052 hedefini gerçekleştirmeye çeyrek asır kalmıştır. İlk üç çeyreklik süreci anlayanlar, finali görebilirler: BM dünya devleti olarak ilan etmeye hazırlanıyor. Buna başından beri itiraz eden, ortak düşmanları İslam’ı yok etmeye çalışıyorlar.

Bu vesileyle TYB İstanbul Şubesi'nin başkanı Mahmut Bıyıklı’nın şahsında tüm emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Güzel bir sohbet oldu. Temel Hazıroğlu, Yüksel Kanar ve tüm katılımcılara da teşekkür ederim.

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat