Öğretmen Yetiştiren Kurumlar Çalıştayları

  • GİRİŞ11.06.2024 10:56
  • GÜNCELLEME13.06.2024 15:52

Cumhuriyetin 100. Yılında, Prof. Dr. Ömer Özyılmaz’ın yönetiminde, İstanbul Aydın Üniversitesi’nin ev sahipliğinde TARMER (Toplumsal Araştırmalar Araştırma ve Uygulama Merkezi) ve EBTAM (Eğitim Bilimleri ve Teknolojileri Uygulama ve Araştırtma Merkezi)’ın öncülüğünde dört Öğretmen Yetiştiren Kurumlar Çalıştayı gerçekleştirdi. Dördüncü ‘İlahiyat Fakülteleri Sorunları ve Çözümleri’ çalıştayına davet edildim. 

Fakat sadece18 Ocak 2024 tarihinde yapılan ‘Eğitim Fakülteleri Sorunları ve Çözümleri’ konulu çalıştayın raporu hazırlanabildi; dolayısıyla bu yazıda sözkonusu ilk çalıştayın raporuna anlatacağım. Diğer raporlar da elime geçtikçe, bu köşede, bir yazıyla düşüncelerimi paylaşacağım, siz okuyucularımla.

EĞİTİM FAKÜLTESİ ÇALIŞTAYI  

 18 Ocak 2024 yapılan Eğitim Fakülteleri Sorunları ve Çözümleri’ konulu çalıştayın ana teması, ülkemizdeki eğitim fakültelerinin ortak sorunlarının araştırılması ve onlara çözüm önerileri üretilmesiydi. 

Çalıştaya, ülkedeki eğitim fakültelerinin yedisinin dekanları, EPDAD Başkanı, alana özgü çalışmalarıyla tanınan öğretim üyeleri katıldı. Ayrıca ilgili STK temsilcileri, bu alanın sorunlarını yaşayan tecrübeli öğretmenler, okul müdürleri ve il millî eğitim müdürleri düzeyinde, Anadolu’nun her tarafından yaklaşık 40 kişilik bir katılım sağlandı. Bir gün süren çalıştayda, eğitim fakültelerinin sorunları tartışıldı ve çözüm önerileri geliştirildi. 
Bu çalıştayda, eğitim fakültelerinin sorunları iki kategoride ele alındı. Bunların birincisi, geçmişten sürüp gelen ama hiç el atılmamış sorunlar; diğeri de süreç içerisinde ortaya çıkmış olan sorunlardır.   

EĞİTİM FAKÜLTELERİNİN GEÇMİŞTEN GELEN SORUNLARI  

Çalıştayda, öncelikle Millî Eğitim’in millî olması gerekliliği ifade edildi; bu eğitim sisteminin milli irade tarafından yapılmış, millete ait ve özgün olması, milletin dünya görüşünü temsil etmesi anlamlarına gelmektedir. Yerli olmak ise evrensel ve yerel bilgilerin bütünleşmesiyle bu ülkede, bu ülke insanı tarafından yapılan, demekti. Eğitim sistemleri, dolayısıyla öğretmen yetiştiren kurumlar, boşlukta kurulmazdı; mutlaka milletin dünya görüşü ve kültürü üzerine kurulmaktaydı, çalışmalarını da ona göre yürütmekteydiler. 

Ülkemizde  eğitim sistemi ve eğitim fakülteleri, başka ülkelerden alınan ve bugüne kadar da ana yapısına (dünya görüşü, eğitim felsefesi, insan tasavvuru/felsefesi ve bilim felsefesine) hiç dokunulmayan kurumlardır. Eğitim fakülteleri başta olmak üzere öğretmen yetiştiren bütün kurumların, geçmişten, hatta ilk alınış yıllarından gelen ve çözülmesi gereken üç temel, yapısal sorunu vardır. Bunların ilk ikisi, Batı’daki seküler-maddeci dünya görüşünden üretilmiş ve bu kurumlarda hâkim olan eğitim felsefesi ve insan felsefesi sorunu, diğeri de yine bu dünya görüşünün ölçütlerine göre üretilmiş bilimler ve bunlardan hazırlanarak eğitim fakültelerinde okutulan ders içerikleri sorunudur.  

EĞİTİM FELSEFESİ SORUNU

180 yıldan beri ülkemizde eğitim fakülteleri ve diğer öğretmen yetiştiren kurumların dayandığı eğitim felsefesi, ‘Daimicilik’, ‘Esasicilik’, ‘Yeniden Yapılandırmacılık’ ve ‘İlerlemecilik’ gibi felsefeleridir. Bunların her biri de Realizm, Egzistansiyalizm ve Pragmatizm gibi felsefi akımlara dayanmaktadır. Bu eğitim felsefeleri ve onlara kaynaklık eden felsefi akımlar da seküler-maddeci Batılı dünya görüşünden üretilmişlerdir. Eğitim fakültelerinde temele alınan son eğitim felsefesinin dayandığı felsefi akım ise, ‘Pragmatizm’dir. Bu felsefi akıma göre yetişen öğrencilerin doğal olarak faydacı, çıkarcı olmaları beklenir; herhangi bir gayesi, ideali ve millî bir davasının olması beklenemez; bu bireyler toplumu değil, da ha çok kendilerini düşünürler.  

Bugün yetiştirdiğimiz öğretmenlerde eğitim-öğretim aşk ve şevkinin, ülke ve millet ideal ve dava anlayışının giderek zayıfladığı yönündeki düşünce gittikçe yaygınlaşmaktadır. Ayrıca yeni yetişen öğretmenlerde görmek istediğimiz güzel ahlâk, samimiyet, mesleki adanmışlık ve fedakârlık da giderek azalmaktadır. 

Dolayısıyla eğitim fakültelerinin dayandığı Batı zihniyetinin çıkarcı insan anlayışına göre birey yetiştirmeye ortam hazırlayan bu eğitim felsefesi değiştirilmelidir. Yerine ilim, kültür ve tarihi birikimimizden hareketle kendi millî kültürümüz ve Anadolu irfanı kaynak alan millî ve manevi değerlerimize hizmet edecek, yenilikçi, çağdaş bir eğitim felsefesi oluşturulabilir.  

Bu amaçla Yükseköğretim Kurulu, Millî Eğitim Bakanlığı, Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu’nun çağrısı, işbirliği, organizasyonu ve kontrolünde kurulacak ve eğitim bilimciler, eğitim felsefecileri, ilahiyatçılar, eğitim ve bilim tarihçileri, sosyolog ve psikologlardan oluşacak bir komisyon kurulmalıdır.

DERS İÇERİKLERİ SORUNU

Eğitim kurumları gibi, bilimler de boşlukta üretilmezler. İnanç, dünya görüşü ve kültürel bakımdan tarafsız da olmazlar. Bilimler muhakkak bir dünya görüşüne göre üretilirler. Bilimler hangi dünya görüşü ve kültürel ortamda üretilmişlerse oranın inanç, anlayış ve yaklaşımını yansıtırlar.

Eğitim fakülteleri, Avrupa merkezli bilim anlayışıyla yönetilmektedir; çünkü okutulan bilimleri biz üretmedik. 18-19. Yüzyıllar da Batı’da üretilmiş bilim dallarıdır. 
a- Millet olarak biz artık takipçiliği/taklit etmeyi bırakıp bilim dünyası ve doğrudan bilim dallarıyla ‘etkileşimsel’ ya da ‘karşılıklılık ilkesine’ göre bir ilişki geliştirmeyi planlamalı ve uygulamalıyız. Yani onlara da eleştirel bakabilmeli, eksiklerinin, yanlışlarının hatta temel birtakım sorunlarının olabileceğini düşünmeliyiz. 

b- Cumhurbaşkanlığı Eğitim ve Öğretim Politikaları Kurulu ya da YÖK’ün çağrısı, organizasyonu ve kontrolünde kurulacak ve eğitim bilimciler, bilim felsefecileri, eğitim ve bilim tarihçileri, ilahiyatçılar, fizikçiler, kimyacılar, biyologlar, sosyolog ve psikologlardan oluşacak bir komisyon aracılığıyla, kendi medeniyetimiz ve kültürümüzden üretilen dünya görüşümüz, insan, eğitim ve bilim felsefemize göre bir epistemolojik ölçütler manzumesi üretip adına da maarif epistemolojisi ölçütler manzumesi demeliyiz. 

c- Bu ölçütlere göre eğitim fakültelerinde okutulan bilim dalları içerisindeki seküler maddeci dünya görüşünün ön kabullerini, medeniyetimizden aldığımız irfan ve bilimsel bir bakış açısıyla ayırt etmeli ve bu bilim dallarını daha da ‘objektif bir hâle’ getirmeye çalışmalıyız.   

d- Bu önerilerimiz, eğitim-öğretim açısından ülkemizde üretken, yenilikçi ve gelişmeci bir süreci başlatacaktır. Bu süreç başlarsa, daha üretken olur; bilgilere/bilim dallarına pek çok yenilik üretip katar, onları daha da ileriye taşırız.

DEĞERLERİMİZİN EROZYONU SORUNU

Değer; birey ve toplumun inancından, tarihinden, kültüründen ve toplumsal hayattan çıkarılmış zihin ve davranış kalıplarıdır. Her milletin kendisine özgü değerleri vardır. Değerler eğitimi, toplumun sahip olduğu inanç, kültür, tarih, sanat, bilgi, beceri vb. değerlerini yeni kuşaklara aktarma, onlarda zihin/bilinç ve davranış geliştirme sürecidir. Değerler eğitimini aklı, kalbi ve davranışları, yaklaşık aynı noktada buluşturma şeklinde yorumlayabiliriz. O zaman sadece ders olarak okutmak yetmez; örneklik de gerekir.

SONUÇ

180 yıldan beri eğitim sistemimiz, Batıcı insanüretmekte;  dünya görüşü, eğitim, insan ve bilim felsefesi bakımdan yabancılaşmayı dayatmaktadır.  Batı eğitim sistemi, kendisini evrensel ve milletlerin değerlerinin üstünde görmekte; millî değerleri kasıtlı olarak değersizleştirmektedir. Dolayısıyla ülkemizde çok büyük bir çoğunluk, kendi değerlerinden, dünya görüşünden, tarihinden ve kültüründen kopmuş, kimliğinden habersiz, milleti ve ülkesi açısından vizyonsuz ve Batı hayranı olarak yetiştirilmektedir.  
a- Orta ve uzun vadede, eğitim fakülteleri hem geliştirilmeli hem millîleştirilmeli hem de bu faaliyet süreklilik kazanmalıdır. Bunlar, gerçekleştirilmesi gereken orta ve uzun vadeli hedeflerdir. 

b- Ancak eğitim fakültelerine yönelik geliştirme ve millileştirme çalışmaları, belli bir zaman alacağı için kısa vadeli tedbir olarak, ülkemiz eğitim fakültelerinin bütün bölümlerini içine alan maarif değerleri adıyla yerli, millî, evrensel, ciddi ve yeni bir ‘Değerler eğitimi’ programı hazırlanıp uygulanmalıdır. 

c- Kısaca eğitim fakültelerinin gerekli görülen sınıflarında ya ayrı bir ders olarak ya da bütün derslere yedirilerek bu değerlerin eğitim öğretimi yapılmalıdır. 

d- Ayrıca fakültelerdeki derslerde, ders notlarında ve derslerle ilgili diğer kaynaklarda, söz konusu komisyonun belirlediği değerlerimize aykırı olan unsurlar da çıkarılmalıdır. 
e- Bir yandan bunun teorik hazırlığı hızlı bir şekilde yapılırken bir yandan da YÖK’ün yayınlayacağı talimatlarla, üniversite ve fakültedeki yöneticiler bunu uygulamaya hazırlanmalı ve aynı dönem içerisinde uygulamaya geçirilmeye başlanmalıdır.
Bu yazıda 18 Ocak 2024 tarihinde, İstanbul Aydın Üniversitesi’nde yapılan ‘Eğitim Fakülteleri Sorunları ve Çözümleri’ konulu çalıştayda alınan kararları ve geçmişten sürüp gelen ama hiç el atılmamış sorunlara üretilen çözümleri gözden geçirmiş olduk.  
Eğitim fakültelerinde süreç içerisinde karşılaştığımız sorunları da bir başka yazımda anlatacağım. Katkıda bulunan ve emeği geçen herkese teşekkür ve tebriklerimi sunarım.

 

Mustafa Yürekli / Haber7

 

Yorumlar5

  • Sosyolog 1 hafta önce Şikayet Et
    Gereksiz bir toplantı. Her yerde eğitim fak vsr ve buradan mezunlar ne olacağı belirsiz. O kadar adam bura toplanmış ve bu konulmamış anlaşılan
    Cevapla
  • Ordulu 1 hafta önce Şikayet Et
    Almalı eğitimi yılda en az üç ay ilkokullarda uygulamalı almalidir
    Cevapla
  • Ordulu 1 hafta önce Şikayet Et
    Eğitimde ana faktör öğretmen... İdealist öğretmenler yüzde 15 i geçmiyor 43 yıl çalışıp emekli oldum sınıfta kaybolan öğretmen arıyorum kaç tane parayı düşünüyor kitap okumuyor hep mis yapıyor velhasıl öğretmen çalışmıyor sınıf öğretmenliği için acilen eski öğretmen okullarına donulmeli öğretmen adayı enstrüman almalı resim yazı öğrenmeli beden eğitimi oyun bilmeli drama tiyatro eğitimi
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • Orhan 1 hafta önce Şikayet Et
    Yazınızı 22 senelik bir tarih öğretmeni olarak ilgi ve büyük bir memnuniyetle okudum..Fakat bu adımlar geç kalınmış adımlardır.2002 den bu yana atanan öğretmenlerin ekseriyeti bahsettiğiniz şuurdan uzak olan tiplerdir..bu hamleyi en az 10 sene önce yapmaları lâzımdı
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Mehmet 1 hafta önce Şikayet Et
    Teşekkürler Mustafa bey bahsettiginiz eğitim hayatina neşter vurulacak konular. Fakat Türkiye de bu konulara kafa yoracak, anlayacak, uygulayacak yetkinlikte insan kaynağına ihtiyaç var. Acilen zaman kaybetmeden uygulamaya geçilmelidir. Yoksa her geçen gün daha büyük zararlar doğuruyor. Meb öğretmenler odasındaki muhabbetleri dinlemeniz size bir kesit, bir ölçü olacaktır.
    Cevapla Toplam 2 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat