Eğitim Fakültelerinin süreçte karşılaşılan sorunları

  • GİRİŞ13.06.2024 08:57
  • GÜNCELLEME16.06.2024 09:36

Cumhuriyetin 100. Yılında, Prof.Dr.Ömer Özyılmaz yönetiminde, İstanbul Aydın Üniversitesi’nde dört Öğretmen Yetiştiren Kurumları Çalıştayı gerçekleştirildi. 18 Ocak 2024 tarihinde yapılan çalıştayın konusu Eğitim Fakülteleri Sorunları ve Çözümleri’ydi. İki bölümden oluşan çalıştay raporunun ‘Geçmişten Sürüp Gelen Ama Hiç El Atılmamış Sorunlar’ı başlıklı ilk bölümünü bu köşede özetleyerek paylaştım. Şimdi de ‘Süreç İçerisinde Ortaya Çıkan Sorunlar’ başlıklı ikinci pölümü yayınlayacağım.

Eğitim fakültelerinde 180 yıldan beri süreç içerisinde 13 temel sorunla karşılaşılmaktadır.

1- Vizyon ve Misyon Geliştirme: Stratejik bir müessese olan eğitim fakülteleri, kendi misyon ve vizyon bildirgelerini fonksiyonel bir şekilde oluşturarak; varlık nedenini, çalışmanın çerçevesini ve hedeflerini belirlemeyi; çalışanlarını motive etmeyi, onlara ilham vermeyi, ortak paylaşım duygusu oluşturarak bir sinerji meydana getirmeyi ve bugünden geleceği öngörerek ona göre stratejiler geliştirmeyi ve fakültenin hedeflerini gerçekleştirmeyi iyi planlamalıdır.

2- Öğretmen Yetiştirmenin Evrensel Ölçütleri:  Öğretmen yetiştirmenin eğitim bilimleri, alan bilgisi ve kültür dersleri ile zamana, ihtiyaca ve ihtiyacın şekline bağlı kalarak gerçekleştirilecek uygulamadan oluşan evrensel dört ölçütü vardır: a- Öğretmen yetiştirmenin sözkonusu ölçütleri, eğitim fakülteleri başta olmak üzere, öğretmen yetiştiren kurumların hepsinde eğitim-öğretimin birinci döneminden başlayarak sekizinci dönemin sonuna kadar hem teorik derslerin kendi içindeki hem de teori-uygulama etkinliğindeki denge korunacak şekilde yerleştirilmelidir. b-  İçerikler, sadece öğrenmeye yönelik değil, öğretmeyi de içerecek şekilde düzenlenmeli. c- Öğretmen yetiştirmenin evrensel ölçütlerinin öğretmen yetiştiren kurumlarda tam olarak uygulanmasında,  kontrol edilmesinde, ortaya çıkacak sorun ve sapmaların giderilmesinde, hem eğitim fakültelerinde hem de diğer öğretmen yetiştiren kurumlarda YÖK’ün gözetim ve denetiminde organize bir şekilde ‘düzenleyici’ bir rolü ve sorumluluğu olmalıdır. d- Diğer öğretmen yetiştiren fakültelerin mezunlarının eğitim fakültelerinde, eğitim bilimleri alanında akademik çalışma yapıp, o alanda kendi fakültesinde öğretim üyesi olması sağlanmalıdır. Böylece eğitim fakülteleri, destekleyici ve düzenleyici rollerini yerine getirilmiş olur. Eğitim fakülteleri, kendilerini daha çok geliştirmeli, daha çok inisiyatif almalı ve daha çok aktif olmalıdır. Öğretmen yetiştirme ölçütlerinin uygulanması ve bunun kontrol edilmsi konusu, ülkemizde öğretmen yetiştirme sürecinin sağlam bir temele oturtulması açısından çok önemlidir.

3-Eğitim Programları:  Eğitim fakülteleri başta olmak üzere tüm öğretmen yetiştiren kurumların programları, varoluşsal ve eğitimsel açıdan ciddi anlamda geliştirilmelidir. Bilgi toplumunda, sınırsız bir kaynak olan bilginin kullanıldıkça değeri artmaktadır. Bilgi toplumunun nitelikli üyeleri, bilgi açısından dört temel özelliği bulunmalıdır. a) Bilgiye erişebilme becerisi; b) Bilgiyi seçme ve düzenleme becerisi; c) Bilgiyi dönüştürebilme ve uygulayabilme becerisi; d) Bilgiyi yeniden üretebilme / yeni bilgi üretebilme ve transfer becerisidir. Bilgi toplumu bireyleri öğrenmeyi öğrenmiş, bilgiye nasıl ulaşılabileceğini bilen, öğrenmeye açık olan, öğrenmek ve öğretmekten zevk alan, araştıran, düşünen, üreten, değişimi hissedip ona karşı pozisyon alabilen, karşılaştığı problemleri çözebilen bireyler olmalıdır. Eğitim sistemi, hızla gelişen ve gittikçe daha çok önem kazanan teknolojiyi takip edebilen, etkili kullanabilen, teknoloji - okur yazarlığı olan bireyler yetiştirmelidir. Bu nitelikler, ancak toplumsal değişimin merkezinde bir kurum olan eğitim yolu ile kazandırılabilir; eğitim de bu merkezi rolünü uygulanan programlarla sürdürebilir; okullar, yöneticiler ve öğretmenler değişimi başlatan veya yönlendiren olmalıdır. Bu nedenle eğitim programları, statik değil, dinamik olmalı; program tasarları, toplum, birey, bilgi, teknoloji ve eğitimin özellikleri dikkate alınarak sürekli geliştirmelidir. Eğitim fakülteleri ve öğretmen yetiştiren fakültelerde programlar, YÖK ya da belli bir merkezden belirlenip gönderilemez. İlgili dersin öğretim üyesi, programını kendisi hazırlar ve derslerini ona göre sürdürür. Çünkü o, buna yetkilidir. Öğretim üyelerinin büyük bir kısmı da  ‘istikrar bulmuş bir program’ uygulama eğilimindedir; eğitim  programları mevcut öğretim üyeleri uygulanmalıdır. Bu yüzden eğitim fakültelerinde hem öğretim üyelerinin hem de programların büyük ölçüde geliştirilmelidir.  

4- Eğitim Fakülteleri Akademik Araştırmacı mı Öğretmen mi Yetiştirmeli:  Bu soru, YÖK ve MEB başta olmak üzere, eğitim fakültelerinin yöneticileri ve öğretim üyelerini rahatsız etmektedir. Bu konuyla ilgilenenlerin bir kısmı öğretmen yetiştirmeyi, diğer bir kısmı da bilimsel araştırmalar yapmayı esas almışlardır. Nitekim en son 1997’de ülke genelinde uygulanan bir projede eğitim fakültelerinin öğretmen yetiştirmesi esas alınmış; dolayısıyla AÜ Eğitim Bilimleri Fakültesi, eğitim fakültesine dönüştürülmüştür. Eğitim fakülteleri öğretmen yetiştiren kurumlardır. Dolayısıyla eğitim fakülteleri mesleki eğitim yapan kuruluşlardır. Mesleki eğitimde hem alan bilgisini geliştirmek hem mesleği ilerletmek hem de alana meslek insanı yetiştirmek esastır. Bu üçü birbirinden ayrılmaz. Nitekim mühendislik, tıp ve hukuk fakülteleri de bu üç fonksiyonu yerine getirmektedirler. Eğitim fakülteleri başta olmak üzere tüm öğretmen yetiştiren kurumlarda görev yapan öğretim elemanlarına yönelik akademik yükseltmelerde ve ekonomik iyileştirmelerde diğer alanlardan farklı olarak mesleki uygulamaya yönelik proje, atölye çalışmaları gibi ek alanlar da dikkate alınmalıdır.

5- Eğitim ve Fen-Edebiyat Fakültelerinin Çatışan Rolleri: Ülkemizde beş fakültede öğretmen yetiştirilmektedir: 1.Eğitim fakülteleri; 2.Fen-edebiyat fakülteleri; 3.İlahiyat fakülteleri;  4.Teknik eğitim fakülteleri; 5. Spor bilimleri fakülteleri. Bunların ortak ve ayrılan yönleri vardır. Ancak aynı alanlara öğretmen yetiştirmektedirler. Eğitim fakülteleri ve fen-edebiyat fakültelerinin arasında rollerin çatışması, yıllardan beri bir karmaşayı ya da huzursuzluğu beraberinde taşımaktadır.  Eğitim fakülteleri, ilk kuruluşlarından beri hem okulöncesi, ilkokul ve ortaokula hem de mesleki liselere öğretmen yetiştirmeğe göre kurulmuş, örgütlenmiş, çalışmalarını da ona göre yürütmektedir.  Geçmişte tıp, mühendislik ve diş hekimliği gibi fakültelere FKB derslerini vermek ve ayrıca ‘bilim insanı yetiştirmek için’ kurulmuş olan fen-edebiyat fakülteleri, ancak bugün öğretmen yetiştiren kurum haline gelmiştir. Yani bu fakülteler bugün o misyonlarını kaybetmiş; akademik ve mesleki liselere fen ve sosyal bilimlerle ilgili derslerin öğretmenlerini yetiştirmeyi görev olarak addetmişlerdir. Liselere öğretmen yetiştirmeyi de,  fen edebiyat fakülteleri üstlenmelidir. Böylece her iki fakülte de liselere öğretmen yetiştirmeye çalışmalı, çoğu zaman birbirini tamamlamalı, bazan da rekabet etmelidirler;  fen edebiyat fakülteleri de ÖSYM’den öğrencilerini, eğitim fakülteleriyle aynı not düzeyinden almalıdır. Böylece öğrenci girişleri bakımından her iki fakülte de eşit düzeyde olmalıdır. Bu fakültelerin programlarına, tıpkı eğitim fakültelerindeki gibi daha birinci dönemden itibaren son döneme kadar eğitim bilimleri derslerini yerleştirmelidirler. Eğitim bilimleri bölümünde fakülte öğretim üyeleri bu dersleri vermelidir. Bu fakültenin öğrencileri de öğretmenlik uygulaması için üçüncü sınıftan itibaren, çevredeki okullardan birisinde, aynı branştan bir öğretmenin asistanı olarak en az haftada bir gün o okula devam etmeli ve bölümün programları da buna göre yeniden düzenlenmelidir. 

6- Eğitim Fakültelerinin Öğretim Üyesi İhtiyacı: Kamu ve vakıf üniversitelerinin eğitim fakültelerinin pek çok bilimsel alanda öğretim üyesine ihtiyacı vardı. Ayrıca eğitim fakülteleri, öğretmen yetiştiren diğer fakültelere eğitim bilimleri alanında öğretim üyesi yetiştirilmesine de destek olmalıdır. Öğretim üyesi yönünden gelişmiş eğitim fakültelerinde, bütün bilimsel alanlarında lisans üstü eğitime daha çok ağırlık verilerek ciddi, planlı, tutarlı ve sürekli programlar uygulanmalıdır. 

7- Ülkemizin Eğitim Sorunu: Eğitim fakültelerinin hem kendilerinin hem de ülkemiz eğitim sisteminin sorunlarını tespit etme, çözüm önerileri geliştirme ve uygulayıcılara kılavuzluk yapma görevi vardır; bu fakülteler, görevlerini yerine getirme hususunda beklentilerin altında kalmıştır. Ülkemizdeki siyasi otoriteler, eğitim fakülteleri ve eğitim bilimcileri, eğitim sisteminin sorunlarının tespiti, çözümü ve sistemin geliştirilmesi sürecine yeteri kadar dahil etmemektedir./edememe durumunun yattığı kanaatindeyiz. Eğitim fakülteleri de bu hususta kendilerini yenilemeli, geliştirmeli ve bu görevi hakkıyla yerine getirebilecek yetkinliğe ulaşmaya çalışmalıdır.

​​8- Pedagojik Formasyon Programları ve Eğitim Fakültelerine Düşen Görev: Öğretmen yetiştirme ölçütlerini, başta eğitim fakülteleri olmak üzere öğretmen yetiştiren diğer bütün fakülteler birinci dönemden başlamak üzere dengeli bir şekilde uygulamalıdır. Ülkemizde öğretmenlikle ilgisi olmayan değişik fakülte mezunlarına yönelik olarak verilen ‘Pedagojik Formasyon Programı’ adlı uygulamalar, bu ölçütleri bağlamından koparmış, çoğunu geçersiz kılarak teke (teorik olarak eğitim bilimleri derslerinin öğretimine) indirgemiş ve öğretmen yetiştirme düzenini de sıkıntıya sokmuştur; bu pedagojik formasyon programları hemen sonlandırılmalıdır. Başta eğitim fakülteleri olmak üzere, öğretmen yetiştiren teknik eğitim, fen-edebiyat, ilahiyat, spor ve sağlık bilimleri fakülteleri, programlarını yukarıda belirtilen ölçütlere göre yeniden düzenleyip geliştirerek uygulamalıdır. 

9- Öğretmen Yetiştirmede Teori-Uygulama Dengesi: Öğretmenlik her yönüyle bir meslektir. Öğretmen yetiştiren kurumlar da meslek eğitimi uygulamaktadırlar. Dünyada gelişen mesleki eğitim konsepti, dual/ikili sistem, yani teori-pratik dengesi, (okul + iş yeri eğitimi) ve bunların belli bir dengede tutulması yönündedir. Ülkemizde, öğretmen yetiştiren kurumlarda, teori-pratik dengesi gözetilmemektedir. Oysa eğitim fakültesine yerleştirilen öğrenci, daha üçüncü sınıftan itibaren, fakülte yılları boyunca aynı zamanda çevredeki kamu ve özel okullarda ilgili branş öğretmenlerinden birisinin asistanı olarak o okulun da çalışanı olmalıdır. Bu durum uygulanıp yaygınlık kazandıkça bu öğrencilere burs/kredi şeklinde bazı haklar da verilmelidir. Eğitim fakülteleri, çevredeki kamu ve özel anaokulu, ilkokul, ortaokul, akademik ve mesleki liselerle yakın bir diyalog içerisine girip, öğretim üyeleri aracılığıyla onlarla hem bilgi ve deneyim alış-verişinde bulunmalı hem de onları uygulama okulu olarak görmelidir. 

10- Eğitim Fakültelerinde Yönetim Bilimi Dersleri: YÖK’e bağlı olarak üniversitelerin bünyesinde eğitim fakülteleri ve diğer öğretmen yetiştiren kurumlar, öğretmenleri yetiştiriyor, Millî Eğitim Bakanlığı da onları istihdam ediyor; bütün yönetimsel kademeleri bünyesindeki öğretmenlerden karşılamaktadır. Ancak hem eğitim fakültelerinde hem de diğer öğretmen yetiştiren kurumlarda Türk Eğitim Sistemi ve Okul Yönetimi Dersi dışında, yönetim bilimiyle ilgili herhangi bir ders yoktur. Eğitim Yönetimi Bölümü de lisans düzeyinde açık değil, kapalıdır. Dolayısıyla ülkemizde yetişen öğretmenler, öğrencilik süreçlerinde yönetim biliminin verilerinden yoksun kalmaktadırlar. Öğretmenlik ve idarecilik süreçlerinde de planlı, programlı ve ciddi anlamda bir yönetim bilimleri nosyonu kazandıkları pek söylenemez; oysa planlı yöneticiliğin, kurumların gelişiminde önemi tartışılmaz bir gerçektir. Bunun için eğitim fakülteleri ve diğer öğretmen yetiştiren kurumlarda en az iki dönem, üç kredi/saatlik yönetim bilimi, fonksiyonları ve süreçleri dersi ile eğitim yönetimi ve okul idaresi dersleri konulmalıdır. Öğretmen yetiştirmedeki uygulama da yalnız ‘öğretmenlik uygulaması’ değil, öğretmenlik ve idarecilik uygulaması şeklinde yeniden düzenlenmelidir.

11- Eğitim Fakültelerine Öğrenci Akışı Sorunu: Eğitim fakültelerine öğrenci akışının nicelik ve nitelik yönünden sorunları vardır. Bunun için: Öğrencilerin bu fakültelere her yönden daha hazırlıklı ve nitelikli gelebilmelerini sağlamak için günümüz şartları da göz önünde bulundurularak maddi ve manevi değerlerimizi ihtiva eden yerli ve millî bir anlayışla geliştirilecek öğretmen liseleri yeniden açılmalı, gözde bir okul hâline getirilmesi için de iyi donatılmalı ve bu liselerde ders verecek öğretmen ve yöneticiler eğitim bilimleri alanında en az tezli yüksek lisans öğrenimi yapanlar arasından seçilmelidir. Bu liselere daha nitelikli öğrencileri çekebilmek için, alınacak öğrencilere belli oranlarda burs/kredi verilmesi ve öğretmen yetiştiren kurumlara girişte bunlara belli ölçüde de olsa bir ayrıcalık tanınması çok yararlı olur. Eğitim fakültelerine alınacak araştırma görevlilerinde, öğretmen okulu çıkışlı olan eğitim fakültesi mezunlarına bir ayrıcalık tanınmalıdır. ÖSYM’den, tıp, hukuk ve mühendislik gibi benzeri meslek eğitimi veren fakülteler gibi en üst düzey dilimlerden öğrenci alınmalıdır.

12- Eğitim Fakültelerinde Düşünme, Sorun Çözme ve Üretme Öğretimi Programlarda Yerini Almalıdır: Aslında eğitim sistemimizin genelinde bu sorun vardır. Öğrenci şu anda beklenen düzeyin çok altındadır. Dolayısıyla sadece eğitim fakültelerinin değil,  bütün bir eğitim sistemimizin düşünme, sorun çözme ve üretme öğretimine çok ihtiyacı vardır. Ayrıca bu durum hem bir bütün hâlinde eğitim sistemimizin hem de ülkemizim her yönden gelişmesi ve ilerlemesi için de çok önemlidir; programlarda olmayan eleştirel, analitik, yenilikçi-üretken, sentezci ve diğer düşünme biçimleri başta olmak üzere ‘bütün yönleriyle düşünme ve düşünmenin öğretimi’ ile ilgili dersler programa konulmalıdır. Bu değişim, Ülkemizin ‘düşünen okul, üreten toplum’ olabilmesine de çok büyük bir katkı sağlayacaktır.

13- Eğitim Fakültelerinde Öğrenme-Öğretme Durumlarında Paradigma Değişikliğine Gidilmelidir: Eğitim fakültelerinde ‘öğrenme-öğretme’ durumlarında ciddi bir değişim yapılmalı, bütün yönleriyle ‘öğretme modeli terkedilip ‘öğrenme modeli’ne geçilmelidir. Böylece bu fakültelerin ders programları, ders içerikleri ve ders işleme yöntemleri ile öğretmen-öğrenci ilişkileri; öğrencilerin düşünme, öğrenme, sorun çözme ve bilgi üretme yeteneklerini daha da geliştirilecek şekilde yeniden kurgulanmalıdır. Bu husus eğitim fakültelerinde uygulanıp yeterlilik kazanınca, bunun milli eğitim sistemimizde, diğer fakültelerde ve halk nezdinde yaygınlık kazanmasına özen gösterilmelidir.

18 Ocak 2024 tarihinde, İstanbul Aydın Üniversitesi’nde yapılan ‘Eğitim Fakülteleri Sorunları ve Çözümleri’ konulu çalıştayda alınan kararları sizlerle paylaştım. Bu vesileyle çalıştayı planlayan, uygulayan, katkıda bulunan ve emeği geçen herkese teşekkür ederim.

Mustafa Yürekli / Haber7

Yorumlar9

  • Bos 1 ay önce Şikayet Et
    Devlet ve halk okullarin hiç bişey ogretmedigini,zaman ve emek israfı olduğunu anladigi zaman çözüm bulunacak
    Cevapla
  • Seviye tespiti 1 ay önce Şikayet Et
    Sınıf geçme sistemi iptal edilip, seviye geçme sistemi getirilecek, 3 ayin mufradatini gecemeyen tekrar almalı, dolu dolu geçen seviyee atlamalı,birkaç etaptan sonra. Eğilim bölümlerine gitmeli,egilm etaplarini bitirince atanmali,bitiremeyen her türk mesleki eğitime tabi tutulmalı,çıraklık maaşı almali
    Cevapla
  • Nasıl olacak? 1 ay önce Şikayet Et
    Hastaneye,markete pazara gidiyoruz,herkesin, ihtiyacı,ilaci farklı ama okulda herkese aynı ders veriliyor, dahası verilemiyor, bir mülteci çocuğu ile bir profun çocuğu aynı dersi alıyor, prof bilinçli ve çocuktaki eksiği gideriyor, peki, köylü ve mülteci ne olacak, bişey olmuyor geldiği yere donuyor
    Cevapla
  • Hic 1 ay önce Şikayet Et
    Okul yoluyla bir bireyin herhangi bir bilgi meslek ,ahlak, yada eğitim alacağına inanmıyoruz,Türkiye'deki okulların %95 i kapatilsa her hangi bir bilimsel kaybınız olmaz, üstelik ekonomik kazancımız olmalı,okul hiç birşey ogretmiyor, birkaç hırslı öğrenci kendi gayretiyle ne öğrenirse o.zorunlu eğitim olduğu için okula gidiliyor, zorundalik kaldirilsa gerçek öğrenen ve öğreten açığa cik
    Cevapla
  • Ben de haklıyım 1 ay önce Şikayet Et
    Ben şimdiden nihai sonucu söyleyeyim, şu anda eğitimi yönetenlerin hiç birinde yazdıklarınızı anlayacak ve ona uygun adımlar atacak vizyon ve gayret yok. Bu nedenle, eğitimden kısa vadede kimse bir şey beklemesin. Bugünkü uygulamaya göre birkaç yıl içinde çoğunluğu niteliksiz olan milyonlarca öğretmen adayı atama sırasına girecek ve atanamayacak tabi ki.
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat