İslam milletinin geleceği
- GİRİŞ10.01.2026 08:39
- GÜNCELLEME10.01.2026 08:39
Türkiye Amerika savaşı, Türkiye ile İsrail arasındaki rekabet olarak anlatılınca ABD gizlenmekle kalmıyor, İsrail’in uluslararası ilişkilerde aktör olarak rolü de abartılıyor.
Türkiye ile İsrail arasındaki rekabet söylemiyle hayali bölgesel çekişme alanları kurulurken gerçek savaş meydanı söz konusu bulanık söylemle saklanıyor.
Uluslararası ilişkilerde Orta Doğu tablosunu yorumlayan bazı akademisyen ve gazeteciler, Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye'nin, BAE ve İsrail ile kimi dosyalarda karşı karşıya düştüğü bir rekabet düzeninden bahsediyor.
Terör örgütü İsrail ile söylemde bulanıklaştırılan gerilim alanlarından biri de, İsrail'in Afrika Boynuzu'nda ayrılıkçı Somaliland bölgesini tanımasının ardından oluştu. Yarın hayali bir haritayla Kuzey Irak Kürt Devleti’ni tanıdığını ilan ederek yeni bir gerilim alanı oluşturabilir.
Zaten Doğu Akdeniz'de İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın Türkiye karşıtı yakınlaşması, sözde rekabetin üçüncü bir katmanını da ortaya koyuyor. Buna, Suudi Arabistan ile BAE'nin Yemen'de ve bölgedeki başka meselelerde süren çekişmesi de ekleniyor.
ORTADOĞU’DA DEVLETLER OYUNU
Türkiye, uluslararası ilişkilerde etkili bir aktör, gerçek bir güç olarak öne çıktı. Bunda Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın vizyonu ve liderliği, hızla büyüyen milli savunma sanayii, 2024 sonunda Esed rejiminin devrilmesi, Irak, Mısır ve Körfez ülkeleriyle güçlenen ilişkiler ve ABD Başkanı Donald Trump ile olumlu ilişkiler etkili oldu.
Orta Doğu’daki coğrafi, tarihsel ve kültürel derinliği sayesinde Türkiye, İsrail’in istikrarsızlaştırıcı gündemini dengeleyebilecek aktörden biri ve aynı zamanda bölgede tüm ülkeler için istikrar, barış ve güvenliği hedefleyen bir yol izliyor.
Türkiye, Suriye ve Gazze meselelerini İsrail ile değil Amerika’yla görüşüyor. İsrail, Amerika’nın uluslararası ilişkilerde kullandığı bir kukla. Dolayısıyla Türkiye kuklayla değil kuklacıyla muhatap oluyor. Türkiye Filistin'de iki devletli çözüm söylemini dünya kamuoyunun gündeminde tutuyor.
Amerika ve Avrupa desteğini çekince İsrail terör örgütü Filistin’den çekilecektir; böylece devlet retoriğinin de temelsiz olduğu görülecektir.
2025'te Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar'la, Trump yönetimiyle yapılan görüşmelerde Suriye'ye yönelik yaptırımların kaldırılması yönünde kritik bir rol oynadı. Bu, Suriye’ye hem istikrarı toparlama hem de uluslararası sisteme yeniden dahil olma imkanı sundu.
İSRAİL TERÖRÜ
2025’te Amerika, Orta Doğu'daki bölgesel güç dengesini kayda değer ölçüde yeniden şekillendirirken İsrail’i maşa olarak kullanıyor.
Terör örgütü İsrail'in saldırganlığı, Gazze’den sonra Haziran 2025'te İran'la yaşanan kısa ama yıkıcı 12 günlük çatışmayla somutlaştı. Bu çatışma, İran’ın nükleer ve askeri tesislerine yönelik doğrudan saldırıları da içeriyordu.
Ancak bu tablo, terör örgütü İsrail'in bölgenin başlıca istikrarsızlaştırıcı aktörü konumundaki yerini tartışılmaz hale getirdi. İsrail'in Gazze’de yürüttüğü soykırım; Lübnan, Suriye ve başka sahalarda sürdürdüğü tek taraflı askeri eylemlerle birleşince, İsrail'in bölgesel tehdit olduğu algısı netleşirken, uluslararası ilişkilerde hukuk tanımaz, şiddeti meşru gören terör örgütü olduğu gerçeğini de somut bir biçimde ortaya koydu.
İsrail’in Katar’a yönelik saldırı da dahil attığı adımlar, sürekli bölgedeki istikrarı bozan terör örgütü İsrail algısını daha net hale getirdi.
İsrail’i bölgesel istikrara açık tehdit sayan Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri de bu nedenle daha mesafeli bir çizgiye geçti. Böylece 2020 tarihli Abraham Anlaşmaları iyice aşındı. Önümüzdeki yıllarda İsrail'in Batı Şeria, Gazze, Lübnan, Suriye ve bölgenin diğer sahalarında, şiddeti ve kapsamı değişse de istikrarsızlaştırıcı çizgisini sürdürmesi bekleniyor. Bu yüzden Tel Aviv, hem bölgede hem uluslararası alanda daha fazla yalnızlaştı.
Suudi Arabistan gibi kilit aktörler ise artık, öngörülemeyen ve hegemon tavırlar takınan, şiddeti meşru gören ve dünyanın gözü önünde hiç çekinmeden hukuku çiğneyen bir İsrail’le normalleşmek yerine, zayıflamış bir İran’la yakınlaşmayı önceleyen bir çizgiye ağırlık veriyor.
Terör örgütü İsrail, İran, Türkiye, Mısır, Irak ve Suriye’nin istikrarına yönelik doğrudan riski oluşturuor; çünkü ABD, birleşik, güçlü, egemen ve müreffeh bir Suriye’yi kendi açısından tehlikeli görüyor. Suriye’nin Türkiye, İran ve Irak’la birlikte hareket etmesi demek, kıyametin kopması demek. Bu nedenle Washıngton’un asıl hedefinin, Suriye’nin zayıf, parçalı ve "başarısız devlet"; uluslararası ilişkilerde problemli, güçsüz ve etkisiz bir aktör görünümünde kalmasını sağlamaktır; İsrail ABD’nin bu politikasına hizmet etmektedir.
Suriye’de yeni hükümeti zayıflatmaya dönük İsrail politikasının; azınlık grupları üzerinden bütünleşmeyi engelleme, tehdit ve baskı diplomasisi, askeri baskıyla meşruiyeti azaltarak, iç gerilimleri tırmandırıp ulusal bütünlüğü zorlaştırma gibi problemler üzerinden ilerlemesi muhtemel.
DÜNYA GÜÇLERİNİN REKABETİ
Dünya güçleri arasındaki rekabete gelince, Esed rejiminin devrilmesi ve İran'ın gerilemesiyle Rusya'nın bölgedeki ağırlığı ciddi oranda azaldı. Moskova bölgeden tamamen çekilmiş değil.. Farklı kanallardan sahada, Ortadoğu’da kalmaya çalışıyor.
Çin Ortadoğu’da artan ekonomik bağlara, yavaş ama istikrarlı biçimde siyasi ve güvenlik boyutunu da ekliyor. Ortadoğu’nun istikrarsızlaşmasından yararlanmaya çalışıyor.
ABD’nin rolü ise hala bölgedeki belirleyici unsur. Washington, Ortadoğu’da terör örgütü İsrail'i maşa olarak kullanıyor; İsrail’in hegemonik ve yayılmacı çizgisine açık destek vermesi ya da en azından buna göz yumması, yeni rekabet hatlarını keskinleştirerek bölgesel istikrarsızlığı derinleştirebilir..
ABD niyetini saklamıyor, Ortadoğu’nun enerji kaynaklarına el koyup Avrupa ülkelerine satmaya çalışıyor.. Ucuz petrol vereceğim söylemiyle Avrupa ülkelerinin desteğini de alıyor.
Birleşmiş Millletler Güvenlik Konseyi’ndeki dünya güçleri, ABD, İngiltere, Fransa, Rusya ve Çin, Ortadoğu’da rekabet halinde.. Dünyanın ve Ortadoğu’nun geleceğini bu rekabet belirleyecek..
İSLAM MİLLETİNİN GELECEĞİ
2025'te Türkiye, Mısır ve Katar'ın Gazze’deki savaşın durdurulmasında etkili olduğu konuşuluyor. Amerika Türkiye’yle olumlu ilişkilerini sürdürürken elini güçlendirecek kirli işleri İsrail’e yaptırıyor. Dolayısıyla terör örgütü İsrail, Gazze barışının ilk fazı boyunca anlaşma şartlarını ihlal etmeyi sürdürdü, ikinci aşamaya geçişi ve mutabakatın bütününü riske attı. Gazze’ye Türk askerinin konuşlandırılmasına karşı çıkması da süreci daha da zorlaştırdı.
Suudi Arabistan ile İran arasındaki normalleşmenin sürmesi ve bölgesel zorluklara rağmen dayanıklılık göstermesi bekleniyor. Normalleşme, devam eden istikrarsızlık ortamında, iki tarafın çıkarlarıyla uyumlu pragmatik bir adım olarak öne çıkıyor.
Riyad’ın Abraham Anlaşmaları’na katılması düşük ihtimal, zira ortaya konan Filistin devleti koşulu hala karşılanmıyor. Bunun temel nedenleri arasında İsrail politikası ve Kongre dahil ABD iç siyaseti kaynaklı kısıtlar bulunuyor. Riyad’ın Abraham Anlaşmaları’na katılmasının önündeki en büyük engel, İsrail’in Gazze’deki soykırımı.
Paralel olarak, terör örgütü İsrail uluslararası hukuka uymaya zorlanmaz ve istikrarsızlaştırıcı politikalarını sonlandırması için baskılanmazsa, Türkiye ve Amerika arasındaki bölgesel rekabetin daha da sertleşmesi bekleniyor. Türkiye ‘dünya 5’ten büyüktür’ derken BM’de reformu dünya gündemine getiriyor. BMGK masasına 6. devlet olarak oturmaya çalışmıyor.
Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır arasındaki yakınlaşmanın ise İsrail’in vahşeti olarak görünen ABD’nin bölgesel politikalarının bir sonucu olarak güçlenmesi muhtemel. Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır ittifakı, Türkiye, Pakistan ve Azerbaycan ittifakıyla bütünleşecek.. İran da şartlar ağırlaşınca bu bütünleşmeye katılacaktır.
İslam İşbirliği Teşkilatı, BM’ karşısında bir güvenlik konseyi oluşturarak İslam dünyasını, kısaca ümmeti uluslararası ilişkilerde aktör haline getirecektir.
Mustafa Yürekli / Haber7
Yorumlar1