Çağdaş İnanç Sorunları: 2. Politeizm (Çoktanrıcılık)
- GİRİŞ20.01.2026 08:58
- GÜNCELLEME20.01.2026 08:58
Politeizm, sözlük anlamıyla birden çok tanrıya inanmak ve tapınmak anlamına gelmektedir. İlâhî gerçekliğin özü itibarıyla, bir değil de çok olduğunu, birden çok tanrının var olduğunu savunan anlayışa; tabiat güçlerinin, ölülerin, birtakım hayvanların ilâhlaştırılmasının sonucu olarak ortaya çıkan ve birden çok tanrının varlığını kabul eden inanca politeizm denir (Ahmet Cevizci, Paradigma Felsefe Sözlüğü, s.389) Politeist inanç, tevhit inancının tam karşıtıdır ve İslam kültüründe şirk olarak kavramlaştırılmıştır.
Politeizmin yaygın olduğu dönemlerdeki tanrıların aşama aşama aile, kabile, şehir ve ulus tanrılarına dönüştüğü düşünülmektedir. Bir sonraki aşama ise tanrılara soyut sıfatlar verilmesi, panteonda yer alan diğer tanrıların isim, sıfat ve eylemlerinin baştanrılarda toplanmasıdır. Bazen de bu tanrılar bir sonraki kültürde baştanrının yardımcılarına, melek, cin, şeytan gibi varlıklara dönüşür.
Panteon, bir mitoloji ya da inanışa özgü tüm tanrıların birliğidir. Panteon terimi, Yunan ve Roma uygarlıklarında bir tapınağın adını temsil etmek için de kullanılmaktadır. Aynı doğrultuda çeşitli Roma merkezlerinde Panteon adlı yapılara rastlanır.
DİNLER TARİHİNDE TEVHİT İNANCI VE POLİTEİZM
Politeizme göre tanrıların farklı görevleri bulunur ve her tanrının belirli bir görevi vardır. Bu inancı benimseyenler çoğunlukla Allah’ın (c.c) yaratıcı ve güçlü olduğunu kabul etmektedirler. Ancak bunun yanında Allah’tan (c.c) başkalarına olağanüstü güçler atfederek onlardan yardım beklerler. Tarih boyunca melek, şeytan, cin ve ataların ruhları gibi görülemeyen tabiatüstü varlıklara ilâhlık yakıştırılarak şirke düşülmüştür. İnsanların ölüleri, birtakım hayvanları, ay, güneş, yıldız gibi gök cisimlerini tanrılaştırarak putperestliğe ve politeizme gidebildiği de görülmüştür.
Hitit ve Friglerin dinleri, Antik Yunan ve Roma dinleri, Arapların eski dini ve günümüze ulaşmış olan dinlerden Hinduizm çok tanrılı dinler olarak tanımlanır. Politeizmin genel prensipleri arasında tanrılarının sayısının belirsiz olması ve her bir tanrının kendine özgü görevlerinin bulunması vardır.
İslam’a göre ilk insandan itibaren insanlığın temel inancı, Allah’ın (c.c) varlığı ve birliği esasına dayanan tevhit akidesi olmuştur. Hz. Âdem’den bu yana bütün peygamberler insanlığa tevhit akidesini tebliğ etmişler ve kendileri de bu inançla insanlara önderlik ve örneklik etmişlerdir.
Günümüzde dinler tarihi alanında yapılan yeni araştırmalar da ilk inanışların Allah’ın (c.c) birliğine dayalı olduğunu, çok tanrıcılığın (politeizmin) bir sapma olarak sonradan ortaya çıktığını göstermektedir.
Burada kadir-i mutlak bir büyük tanrı egemenliğindeki çok tanrıya inanma şeklinde ortaya çıkan henoteizm anlayışına; hayır ve şer tanrıları şeklinde tanrısal özellikleri iki başlıkta ele alan düalist dinlere (Mecusîlik, Maniheizm vb.); eski Mısır, Babil, Asur, İran, Hint geleneklerinde rastlanan ve Budizm, Hinduizm, Hristiyanlık gibi dinlerde de farklı yorumlara konu olan üçlemeci (teslis) dinlere de politeizm başlığı altında işaret etmek yerinde olur.
Cahiliye Araplarında görülen putperestlik ve şirk anlayışı yanında Roma paganizmi de bir tür putperestlik olarak çok tanrılı dinler kategorisinde değerlendirilebilir.
Çok tanrıcı inanç sistemlerinde, tanrılar bireysel yetenek, güç, ihtiyaç, arzu ve benzeri özelliklere sahip karmaşık kişilikler olarak ortaya çıkabilmektedir. İlâhî dinlerde yalnızca Tanrı’ya ait olduğuna inanılan isimler ve sıfatlar politeist anlayışlarda adeta tanrılara ve tanrıçalara paylaştırılmış durumdadır (Öfke ve savaş tanrısı, bereket tanrıçası, güzellik tanrıçası, kudret tanrısı, aşk tanrıçası vb.). Bu inanışlarda tanrılar ve tanrıçalar, baba tanrı, eşler, oğullar, kızlar şeklinde ve çoğunlukla panteonlarda (mesela Antik Yunan mitolojisinde Olimpos Dağı’nda) birlikte yaşarlar. Bu tanrılar sınırsız güç ve bilgiye sahip değildir, bunun yerine, insan benzeri kişisel özelliklere sahiptirler (antropomorfizm). Mesela yerler, içerler, öfkelenirler, evlenirler, çoğalırlar, kıskanırlar, savaşırlar ve tüm bunlara ek olarak bazı bireysel güç, yetenek ve bilgilere sahip varlıklar olarak tasvir edilirler.
İSLAMIN POLİTEZİME BAKIŞI
Şirk, denklik, ortaklık, ortak olma, eş koşma anlamlarına gelmektedir. Allah’a inanmakla birlikte başka varlıkları da tanrı kabul etmektir, dolaısıla çoktanrılı inançtır şirk. Allah’tan (c.c) başka tanrı edinmek ve Allah’a (c.c) ortak koşmak İslam’da “şirk”, Allah’a (c.c) ortak koşanlar da “müşrik” olarak adlandırılmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de kıssaları anlatılan bütün peygamberler öz itibariyle şirke karşı tevhit mücadelesi veren öncü kişilerdir.
Kur’an-ı Kerim’de üzerinde en çok durulan konu tevhit inancıdır. Allahu Teala bütün günahları bağışlayacağını ancak şirki affetmeyeceğini bildirmiştir: “Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur.” (Nisa Suresi, Ayet: 48)
Şirk, aynı kökten gelen kelimelerle birlikte, Kur'an'da yüzelliyi aşkın yerde geçmektedir. Kısaca şirk, zatında, sıfatlarında, fiillerinde, yaratma ve emretme konularında Allah’a başka bir varlığı denk görmektir. Dinimize göre Allah’ın kesinlikle affetmeyeceği günah şirktir ve şirk çok büyük bir zulümdür: “Lokman, oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür, demişti.” (Lokman Suresi; Ayet: 13)
Kur’an-ı Kerim’de şirk reddedilirken, Allah’ın yaratması yanında kural koması, emretmesi, yasaklaması ve yönetmesi bakımından da tek, eşsiz ve benzersiz olduğu vurgulanır: “Dikkat edin, yaratmak da emretmek de yalnız O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın şanı yücedir.” (A’raf Suresi; Ayet: 54)
“Allah, birbiriyle çekişen ortak sahipleri bulunan bir (köle) adam ile yalnızca bir kişiye ait olan bir (köle) adamı örnek verdi. Bu iki adamın durumu hiç bir olur mu? Hamd Allah’a mahsustur. Hayır, onların çoğu bilmiyorlar.” (Zümer Suresi; Ayet: 29)
Kur’ân-ı Kerîm, Allah’ın (c.c) varlığından daha çok, birliği üzerinde durur ve temel problem olarak şirk meselesine odaklanır. Kur’ân’da, “Onların çoğu, ancak ortak koşarak Allah’a iman ederler” (Yusuf Suresi; Ayet: 106) buyrularak insanın pek çok şeyi putlaştırabileceğine, böylece inancına şirk karıştırabileceğine dikkat çekilmiştir: “De ki: Hangi şey şehadetçe en büyüktür? De ki: (Hak peygamber olduğuma dair) benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu Kur’ân bana, kendisiyle sizi ve ulaştığı herkesi uyarmam için vahyolundu. Yoksa siz, Allah ile beraber başka tanrılar olduğuna şahitlik mi ediyorsunuz? De ki: Ben buna şahitlik etmem. O ancak bir tek Allah’tır, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden kesinlikle uzağım, de.” (En’âm Suresi; Ayet: 19)
“Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah’a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur.” (Nisâ Suresi; Ayet: 48)
Kur'an-ı Kerim'i incelediğimiz zaman, şirke düşen insanların nefislerine tabi olarak tevhide karşı çıkmalarının neticesinde bu duruma düştüklerini görüyoruz. Bütün müşrik toplumlarda, genellikle süflilik ve ahlaksızlık, nefis duyguları, zulüm, hırs, azgınlık, taşkınlık ve menfaatperestlik hakimdir. Şirkin temeli, insanların Allah'a tam manasıyle inanmamaları, O'nun emir ve yasaklarına gerektiği gibi uymamaları ve ondan sonra yukarıda arzedilen süfli bir duruma düşmelerine dayanır:
“Medyen’e kardeşleri Şuayb’ı (gönderdik). Dedi ki: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin; sizin O’ndan başka tanrınız yoktur. Size rabbinizden açık bir delil gelmiştir. Artık ölçüyü tartıyı tam yapın, insanların mallarının değerini düşürmeyin, düzene sokulduktan sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer inananlar iseniz bunlar sizin için daha hayırlıdır.” (A’raf Suresi; Ayet: 85)
Yorumlar1