Çağdaş inanç sorunları: 7.Sekülerizm
- GİRİŞ31.01.2026 08:42
- GÜNCELLEME31.01.2026 08:42
Toplumda ahiretten ve diğer dinî, ruhani meselelerden ziyade dünya hayatına odaklanılmasına vurgu yapan anlayış ve ideolojiye sekülerizm denilir. Türkçeye laiklik, çağdaşlaşma veya dünyevileşme şeklinde çevrilebilen kavram için Fransa’da laicite ve laicisme kelimeleri kullanılırken İngiltere ve Amerika gibi ülkelerde daha çok sekülerizm kavramı tercih edilmektedir.
Sekülerleşme, modernleşme süreciyle birlikte gündelik hayatın dini içeriğinden arındırılması olarak tanımlanmaktadır.
“Dünyevileşme genel bir süreç olarak ele alındığı takdirde, tarihsel gelişme açısından evrim niteliği ağır basan dünyevileşmeye sekülerizm, buna mukabil devrim niteliği ve köktenci yönü daha belirgin olan dünyevileşmeye laiklik adı verilir. Bu açıdan bakıldığında, sekülerizm, modernleşme süreçleri içinde gerçekleşen bir tür kendiliğinden gelişmeye gönderme yapmaktadır. Laiklik ise toplumu sekülerleştirmeyi amaçlayan bir kamu otoritesinin, belli bir laik toplum telâkkisi veya tasarımını hayata geçirmek amacıyla, insanlara ve insan topluluklarına dayatmada bulunmasıdır.” (Ahmet Cevizci, Paradigma Felsefe Sözlüğü, s. 518).
Sosyoloji kurucu babalarının 19. yüzyıl boyunca Batı Avrupa’da ortaya çıkan toplumsal ve siyasal gelişmelere yönelik değerlendirmeleri, yani Avrupa’ya özgü tecrübelerin dinin söz konusu bu toplumlarda ne türden bir yönelim seyrettiğine dair görüşler ortaya koymalarını sağlamıştır. Uyguladıkları çeşitli yöntemlerle dinin varlığı konusunu modernleşme süreciyle birlikte ele alırken, dinin geleneksel toplumdaki yapısının değişmekte olduğu yönünde hâkim bir kanaat oluştuğu gibi, örneğin Karl Marx’ın (ö. 1883) yaklaşımında açıkça görüldüğü üzere, arzu edilen sınıf temelli toplumsal değişimin gerçekleşmesi amacıyla din’den mutlaka uzaklaşılması gerektiğine vurgu öne çıkmaktadır.
Bu noktada, dinden kasıt Hristiyanlık olurken, sekülerleşmeye konu olan gelişmeler de aslında Hristiyanlık dışına çıkma olarak adlandırılan de-Christianization olgusunun doğrudan bir sonucu olarak zuhur etmiştir. Kavramın bu şekilde gelişme göstermesinde, sadece 19. yüzyılda değil,20. yüzyıl ikinci yarısında da Avrupa ve ABD’de yapılan araştırmaların Hristiyanlık olgusu üzerinden gerçekleştirilmesinin rolü büyüktür.
Bu gelişmeler kavramın, Avrupa tarihsel ve geleneksel yapısında ortaya çıkan toplumsal değişimlerin bir ürünü olduğuna ve bu kıtada bilimsel araştırmalarla ortaya konulan dinin toplumsal varlığını, değişimini ve modernleşme ile olan ilişkisini anlama çabası ile ilişkisine işaret etmektedir. Ayrıca dinin tanımından ve toplumlar için öneminden ve yerinden başlayarak teori ve pratiğine varıncaya kadar Avrupa merkezli birbelirlenimciliğe konu olduğuna dikkat çekilebilir. Ve bu noktada, Avrupa’da din üzerine ortaya konulan gelişmenin tüm toplumlar için belirleyiciliği ve kaçınılmazlığı gizli/açık vurgulanmaktadır.
Bununla birlikte, sosyolojik bir olgu olarak din, bireysel ve toplumsal ilişkilerde aidiyet ve görünürlüklerin sergilenmesi şeklinde değerlendirilirken, 19. yüzyıldan itibaren temel tartışma konusunu modernleşen ve modernleşmekte olan toplumlarda dinin gerçekten varlığını sürdürüp sürdürmeyeceği ve sürdürecekse bunun hangi boyutlarda ortaya çıkacağıyla ilgili olmuştur.
Seküler kavramının 18. yüzyıldaki karşılığı, temelde kiliseye tam bağlılık ile kilise dışında olmak arasında farklılaşma ile açıklanmaktadır. Bu çerçevede, manastır dışında yaşam süren ve herhangi bir dini grubun kurallarına tabi olmayan kişi olarak tanımlanmaktadır. Manastır içinde görevliler ‘regular’, dışındakiler ise ‘secular’ olarak adlandırılmaktadır. Ve seküler rahipler kavramı bu ayrımı ortaya koymasıyla dikkat çekmektedir.
Sekülerleşme olgusunun dikkat çeken bir yönü, sadece Batı Avrupa veya Batılı ülkelerile sınırlı olmayıp, sanki bir “evrensel yasa” ve genel geçer bir nitelik olarak modernleşmekte olan tüm toplumlarda ortaya çıkacağı yönündeki yaklaşımdır.
Bu temellerden hareketle klasik sekülerleşme teorisinin üç temel aşamada ortaya çıktığı görülmektedir: makro düzeyde yani kurumsal farklılaşma veya bölümleme, otonomlaşma, rasyonelleşme, özelleşme; orta düzeyde yer çoğulculuk, görecelilik ve dünyevilik, mikro düzeyde isebireyselleşme, brikolaj, inançsızlık ve kilise dindarlığındaki azalma ya da gerilemedir.
Sekülerizm her ne kadar ilk bakışta din karşıtlığı olarak görülmeyebilirse de yönelimleri itibariyle dini önemsememe, hayatı yaşarken dine referans ve gönderme yapmama anlayışından dolayı dinden uzaklaşmaya sebebiyet vermektedir. Özellikle ahirete iman duygusunun neredeyse iptal edildiği bu anlayışta insan için ne var ne yok hepsi dünya hayatıyla sınırlanmakta, burada ve şimdi olana yapılan vurgu ahireti ve sorumluluk duygularını köreltmektedir.
Seküler olduğunu söyleyen insanlar her ne kadar ateist olmadıklarını ve bir yaratıcıya inandıklarını belirtseler de bu âdeta Tanrı’yı göklerde kabul edip, yeryüzüne indirmemek ve Tanrı’ya “sen bizim işlerimize karışma” demekle aynı kapıya çıkmaktadır. Bir yönüyle de bu uygulama dini vicdanlara hapsetmenin, salt inanca indirgemenin, siyasette, hukukta, sanatta, ekonomide dine yer vermemenin bir başka şeklidir.
Laiklikte de sekülerizmde de siyasi ve toplumsal hayat düzenlenirken Allah’ı (c.c), vahyi, kutsalı dikkate almamak esastır. Bu yönüyle ortak bir paydada birleşen her iki anlayışta da fark sadece uygulamadadır. Sekülerizm dini, devletin yanına alırken laiklik karşısına almaktadır. Sekülerizmde din ve devlet ayrı ayrı yapılandırılırken laiklikte devlet, dini tamamen kendi kontrolü altına almak istemektedir. Ama gündelik hayatta ve yaşam biçiminin tercihinde ikisi de dini büyük ölçüde devre dışı bırakmaktadır.
Modern dönemlerin her şeyi insana, insan aklına, bilime, olgulara, görünen dünyaya, insanın heva ve hevesine indirgeyen hümanizm, pozitivizm gibi hâkim anlayışlarıyla bağlantılı bir şekilde laiklik ve sekülerizm sadece felsefi, politik ve sosyolojik tanımlarıyla değil sosyal, siyasi boyutlarıyla bir dünya görüşünü, bir yaşam biçimini ifade etmeye başlamıştır.
Felsefi açıdan laiklik: Metafizik ve teolojik inanç ve hipotezlerin rasyonel bilgiden ayrılmasını, bilginin bütünüyle insanî-rasyonel bir temele oturtulmasını ve toplumsal problemlerin çözümünde dinî ya da metafiziksel bilginin değil de insan aklına dayalı deneysel ya da bilimsel bilginin üstün görülmesini ifade eder.
Sosyolojik açıdan laiklik: Dinin sosyal hayattaki rolünün en aza indirilmesini, toplumun büyük ölçüde dünyevileşmesini dile getirir.
Politik açıdan ise laiklik: Egemenliğin kaynağının ilâhîliğini yitirmesini, politik iktidarın meşruiyetinin, ilâhî değil de dünyevî bir temele dayanmasını ifade eder (Ahmet Cevizci, Paradigma Felsefe Sözlüğü, s. 518).
İSLAMIN SEKÜLERİZME BAKIŞI
İslam inancına göre insana, dünyaya ve hayata bakışta salt akla göre ve yalnız dünya hayatını esas alarak yapılacak değerlendirmeler doğru değildir. Çünkü bu anlayış insan hayatını bu dünya hayatıyla sınırladığı gibi ahirete imanın özellikle bu dünyadaki ahlaki davranışlara olan yansımalarını da ortadan kaldırmaktadır.
İslam’da Allah (c.c.) hem göklerde ilâhtır hem yerde ilâhtır. Hem göklerin Rabbi’dir hem insanların Rabbi’dir. Ve O, tüm âlemlerin Rabbi’dir. O’nun bilgisi dışında hiçbir şey tasavvur edilemez, bir yaprak dahi düşmez. Allah’ın (c.c.) ilâhlığı ve rabliği bu dünya hayatında olduğu gibi ahiret hayatında da devam etmektedir. İnsanlar bu dünyada imtihana tâbi tutuldukları gibi ahirette de bu dünyadaki tercihlerine göre “din gününün sahibi“ olan Allah (c.c.) tarafından ya cennetle ödüllendirilecek ya da cehennemle cezalandırılacaklardır. Kur’ân’da hayatı sadece bu dünyadaki hayatla sınırlı görmek sert bir şekilde eleştirilmiştir:
“O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbi’dir. O, Rahmândır. O gün insanlar O’na karşı konuşmaya yetkili değillerdir” (Nebe Suresi; Ayet: 37).
“Hayat, şu dünya hayatımızdan ibarettir. (Kimimiz) ölürüz, (kimimiz) yaşarız; bir daha diriltilecek de değiliz. Bu Allah’a karşı yalan uyduran bir kimseden başkası değildir, biz ona inanmayız.” (Müminûn Suresi; Ayet: 37-38).
“Dediler ki: Hayat ancak bu dünyada yaşadığımızdır. Ölürüz ve yaşarız. Bizi ancak zaman helak eder. Bu hususta onların hiçbir bilgisi de yoktur. Onlar sadece zanna göre hüküm veriyorlar” (Casie Suresi; Ayet: 24).
Mustafa Yürekli / Haber7
Yorumlar1