Günümüz İslam Dünyası: 2. Afrika'daki Müslümanlar

  • GİRİŞ05.02.2026 08:52
  • GÜNCELLEME05.02.2026 08:52

Afrika’yı haritada gözüm kapalı gösterebilirim; eskiden beri benim için dünya haritasında ayrıcalıklı bir yerdir. Bir solukta haritadaki erini tanımlarım: Afrika, Eski Dünya denilen karalar topluluğunun güneybatı parçasını oluşturur. Doğuda Kızıldeniz ile Asya’dan, kuzeyde Akdeniz ile Avrupa’dan ayrılır. Batısında bulunan Atlas Okyanusu’nun ötesinde (3000 km. kadar uzaklıkta) ise Güney Amerika kıtası yer alır.

Yüzölçümü ve nüfus yoğunluğu açısından dünyanın en büyük ikinci kıtasıdır. Kendisine bitişik kabul edilen adalar ile birlikte yüzölçümü yaklaşık olarak 30.328.000 km2 (Avrupa’nın üç misli) alanı ile dünya yüzölçümünün %6'sını ve dünya üzerindeki toprakların %24,4'ünü kapsar. 1 milyar (1.275.920.972 kişilik) nüfusuyla dünya nüfusunun %15'ini barındırır. Tüm kıtalar arasında en fazla genç nüfus Afrika'da bulunmaktadır. Afrikalıların %50'si 19 yaşının altındadır. Cezayir yüzölçümü olarak Afrika’nın en büyük ülkesiyken, nüfus anlamında en büyük ülke ise Nijerya'dır.

AFRİKA KITASINDAKİ MÜSLÜMANLAR

Afrika’nın İslam’la tanışması, Müslümanların Habeşistan’a hicretiyle başlamıştır. İslam diğer bölgelerde olduğu gibi Afrika’da da ticari münasebetler ve fetihlerle yayılma imkanı bulmuştur.

İslâmiyet’in doğuşundan kısa bir süre sonra Afrika’ya ulaşması, burada Arapça’nın nüfuzunu kolaylaştırmıştır. Kuzey Afrika’da ve Sahra’da Arapça hâkim dil olma özelliğini hâlâ korumaktadır. Mısır, Sudan, Libya, Tunus, Cezayir, Fas, Moritanya, Somali ve Cibuti’nin resmî dilleri Arapça’dır.

Günümüzde Müslümanlar başta kıtanın kuzeyi olmak üzere doğusu ve batısında nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturmaktadır. Orta ve Güney Afrika’da Müslümanlar azınlık durumundadır (Ahmet Kavas, “Afrika”, Günümüz Dünyasında Müslüman Azınlıklar, s. 132).

Son beş asırda Avrupalı devletler eliyle kıtada yoğun bir misyonerlik politikası benimsenmesine rağmen Büyük Sahra’dan Batı Afrika’ya kadar Müslüman Afrikalılar bu bölgeye Hıristiyanlığı sokmamışlardır.

İslam, Kuzey Afrika’daki bütün topluluklar tarafından benimsenmiş ve Gine Körfezi’ne kadar yayılmıştır. Büyük Sahra’nın güneyindeki ülkelerde geleneksel kabile dinlerinden sonra ikinci sırayı İslam alır.

Afrika nüfusunun yaklaşık yarısı Müslüman olmakla beraber Gine Körfezi’nin kuzey kıyıları boyunca sıralanan ülkelerde bu oran %80’e ulaşır. Afrika’nın en kalabalık Müslüman nüfusa sahip ülkeleri Mısır ve Nijerya’dır. Kuzey Afrika ülkeleri ile doğuda Somali’nin tamamı Müslümandır.

İslam; sosyal, kültürel ve iktisadi bakımdan da kıtada bir gelişme unsuru olmuştur. Afrika’nın üçte ikisine yerleşmiş bulunan kültür ve medeniyet mirası İslâmî’dir. Tarih boyunca Afrika’da kurulan birçok Müslüman devlet sadece siyasî hareketlerin değil, aynı zamanda farklı bazı ilim ve kültür hareketinin sonucu olarak doğmuştur. Afrika’da zaman zaman parlayan ve zayıflayan, bazıları halen yaşayan birçok ilim, kültür ve sanat merkezi böyle meydana çıkmıştır. Bunların başlıcaları Kahire, Tunus, Kayrevan, Merakeş, Fas, Tinbüktü ve Zengibar’dır. Bunlara ilâveten Güney Afrika’da Durban, Fildişi Sahili’nde Abican, Sudan’da Hartum ve Senegal’de Dakar bugün önemli birer İslâmî merkez haline gelmişlerdir (Davut Dursun, “Afrika”, DİA, C 1, s. 428-430).

Afrika’da sanat, dinî inançların bir anlatım aracı olup kıtaya has orijinal niteliklere sahiptir. Plastik sanatlar malzeme ve uygulamada çok çeşitlilik arzeder. Ağaçtan madene, deriden toprağa kadar çeşitli maddeler Afrika’ya has renk ve şekil anlayışlarıyla işlenir. Bu durum tasvirî sanatlardan mimariye, süs ve sembollerden gündelik eşyaya kadar her alanda müşahede edilebilir. Afrika’da mücerret anlamda bir sanatçı, sanat ürünü veya sanat anlayışı görülmez. Bütün sanat ürünleri doğdukları çevrenin tabii ve lüzumlu birer parçasını teşkil eder. Üretimle sanat iç içedir, sanatkârlarla zanaatkârlar birbirlerinden çok farklı ve ayrı insanlar değildir.

Başlangıçtan beri Doğu İslâm dünyasıyla güçlü siyasî ve kültürel bağları bulunan ve Kahire’de Ezher, Tunus’ta Zeytûne, Fas’ta Karaviyyîn gibi parlak bir geçmişe sahip ilim ve kültür merkezlerinin görüldüğü Kuzey Afrika’da zengin bir yazılı edebiyat mirasının varlığına karşılık, edebiyatı esas itibariyle sözlü geleneğe dayanan Siyah Afrika dillerine ilk yazılı metinleri İslâm kazandırmıştır. Bunlar genellikle Arap harfleriyle yazılmış dua ve dinî metinlerdir. Mâniler, atasözleri ve tarihî olayları anlatan hikâyeler ana edebiyat ürünlerini meydana getirir. Başlıca yazılı edebiyat, en geniş biçimde Arapça’da ve ondan sonra da sömürge döneminden intikal eden Batı dillerinde gelişmiştir. Bugünün Afrikalı edebiyatçılarının bir kısmı doğrudan doğruya Batı edebiyatı ürünlerini taklit ederken, bir kısmı da kıtanın ve Afrika ülkelerinin meselelerini, tarihini ve kültürünü işlemektedir.

AVRUPA’NIN AFRİKA TALANI                

Afrika etnik, kültür ve dil olarak çok büyük bir çeşitliliğe ev sahipliği yapar. 19. yüzyıl sonlarında Avrupa ülkeleri tarafından sömürge haline getirilmiştir.

Afrika'nın modern ulus devletleri 20. yüzyıldaki dekolonizasyon sürecinden sonra ortaya çıkmıştır. Afrika ülkeleri kısmen 1881-1914 yıllarındaki Afrika Talanı sırasında şekillenmiştir. Dolayısıla Afrika, sömürge döneminin oluşturduğu karmaşık bir yapıya sahiptir.

Kölelik, Afrika'da uzun süre uygulanmıştır. 7. ve 20. yüzyıl arasında köle ticaretinde yaklaşık olarak 18 milyon köleyi Afrika'dan Sahra ötesine ve oradan da Atlantik Okyanusu rotasını izleyerek satılmıştır. 15. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar 7-12 milyon insan bu yolu izleyerek yeni dünyaya satıldı.

19. yüzyılın sonrasında, Avrupa'nın emperyal güçleri kıta üzerinde büyük bir yarış içerisinde koloniler kurmak için mücadele ettiler. Bu süreçte Afrika'da sadece iki tane tam bağımsız devlet kalmıştı, Etiyopya ve Liberya. Mısır ve Sudan bu dönemde resmî olarak hiç kolonileşmedi fakat 1882'deki İngiliz işgaliyle 1922'ye kadar işgal altında kaldı.

Bağımsızlık mücadeleleri II. Dünya Savaşı'nın bitimine kadar sürdü ve bu mücadele sonunda hemen hemen tüm koloniler bağımsızlıklarını elde ettiler. Ancak bağımsızlık mücadeleleri  II. Dünya Savaşı'ndan sonra büyük bir ivme kazandı. Özellikle büyük Avrupalı devletlerin geçirdikleri yıkıcı savaş sonrası bölgeye yeterince eğilememesi bu süreci hızlandıran en büyük etkendir. 1951'de Libya, İtalya'dan bağımsızlığını kazandı. 1956'da da Tunus ve Fas, Fransa'dan bağımsızlığı kazandılar. Mart 1957'de bu süreci Gana izleyerek Sahra Altı Afrika'da bağımsızlığını kazanan ilk devlet oldu. Sonraki on yılda ise diğer devletler sırasıyla bağımsızlıklarını kazandılar.

Batılı ülkelerin 16. ve 19. yüzyıllar arasında sömürgeleştirdikleri Afrika’da bazı ülkeler hâlâ siyasi ve ekonomik olarak bağımlı durumdadırlar. Topraklarında çıkan yer altı zenginlikleri Batılı şirketler tarafından işletilen, millî ordusu dahi bulunmayan, ülke güvenliğini Fransa’ya bırakan Cibuti bunun tipik bir örneğidir (Mehmet Mahfuz Söylemez, “Günümüz İslam Ülkeleri”, İslâm’a Giriş, Evrensel Mesajlar, s. 561).

Bugün Afrika'da 54 adet bağımsız devlet var fakat bu devletlerin birçoğu özellikle istikrarsızlık, yolsuzluk, otoriter rejimler ve şiddet ile mücadele ediyor. Bu ülkelerin birçoğu başkanlık sistemi ile idare edilmekte. Ancak birçok ülkenin demokratikleşme süreçleri askerî darbeler, cuntalar ve askerî diktatörlüklerle sekteye uğramaktadır. Afrika'da 1960 ve 1980 arasında 70'ten fazla darbe ve 13 ülke liderinin suikasta uğradığı görüldü. Avrupalı emperyalistlerce belirlenen sınırlar birçok ülke ve grup için sıkıntılar yaratmaya devam ediyor.

 

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat