Çağdaş İslam Dünyası: 3. Balkanlardaki Müslümanlar

  • GİRİŞ07.02.2026 09:15
  • GÜNCELLEME07.02.2026 09:15

Avrupa kıtasının güneydoğu kesiminde, İtalya Yarımadası'nın doğusu, Anadolu'nun kuzeybatısında yer alan, coğrafi ve kültürel bölgeye, kısaca Balkan Yarımadası’na Balkanlar denmektedir. Yugoslavya’nın dağılmasından sonra ku­rulan devletler; Hırvatistan, Sırbistan, Karadağ, Kosova, Slovenya, Arnavutluk, Kuzey Makedonya, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Yunanistan ve Trakya'yı içine alan bölge Balkanlar olarak adlandırılır. Bölgeye, kültürel ve tarihî nedenlerle bazen Macaristan ve Moldova da dahil edilmektedir

Kelimenin yapısında yer alan Balkan kelimesinin, "sarp ve ormanlık sıradağ; sık ormanla kaplı dağ; yığın, küme; sazlık, bataklık" gibi anlamları vardır.  Bölge adını batıdan doğuya uzanan ve Bulgaristan’ı ikiye bölen dağ silsilesinden almıştır. Önceleri bu sıradağların adı olarak kullanılan Balkan, daha sonraları tüm bu bölge için kullanılmaya başlanmıştır. Dünyadaki diğer dillere de Türk dilinden geçmiştir. Bölge için bazı yayınlarda Güneydoğu Avrupa terimi de kullanılır.

Balkanlar, güneybatıda Adriyatik Denizi ve İyon Denizi; güneyde Akdeniz; güneydoğuda Ege Denizi, Marmara Denizi; doğuda Karadeniz ile çevrili bir yarımadadır. Kuzey sınırlarını Tuna, Sava ve Kupa nehirleri oluşturur. Kuzeybatıdan (Trieste Körfezi) güneye ve doğuya dek olan bölge sınırları denizlerle çevrilidir: 

Balkanlar'ın bazı kısımlarındaki çok yönlü geri kalmışlık sebebiyle bölge genel olarak, Avrupa'nın sorunlu yerlerinin, kriz bölgelerinin başında kabul edilir. Osmanlı İmparatorluğu’nun bölgedeki hükümdarlığının bitişinden itibaren Balkanlar’ın paylaşımına dair sıkıntılar günümüze dek sürmüştür. Bölgede, 49 milyon civarında insan yaşar.

BALKANLARDAKİ MÜSLÜMANLAR

BM verilerine göre Balkanlarda her beş kişiden biri Müslümandır. İslam Güneydoğu Avrupa’da toplu olarak ikinci din durumundadır. Bu bölgede İslam sayıca en çok Arnavut ve Boşnaklar tarafından temsil edilmektedir.

Balkanlar, Osmanlının 14. ve 15. yüzyılda bölgeye hâkim olmasından itibaren hızla İslamlaşmaya başlamıştır. Balkanların Osmanlı tarafından Anadolu’daki birçok şehirden önce fethedilmesi bölgenin İslam’la olan münasebetinin ne kadar derin olduğunun bir göstergesidir.

20. yüzyıla gelindiğinde cami, medrese, han, kervansaray gibi eserlerle İslam mührünün vurulmadığı bir Balkan şehri kalmamıştır (Ali Pajaziti, “Islam and the New Balkans”, Balkanlarda İslam, s. 31-33). Bölge insanının İslam’a olan bağlılığı her daim çok kuv­vetli olmuştur.

Balkanlar'ın 19. yüzyıldaki son dalgalanmalar devrine girmesi, Birinci ve İkinci Balkan Savaşı'nı hazırlamış ve bu savaşlar sonucunda, Osmanlı Devleti’nin egemenliği ortadan kalkmıştır.

Balkanlarda beş asırdan fazla süren Türk hâkimiyeti sona erdikten sonra bu bölgedeki Müslümanlar siyasi, askerî ve dinî sorunlarla karşı karşıya gelmişlerdir. Os­manlıların bıraktığı eserler II. Dünya Savaşı’nın sonrasın­da oluşan ortamda sistematik bir şekilde yok edilmek istenmiştir. Geçen yüzyılın başlarında, Balkanlarda Os­manlı Dönemi’nde inşa edilmiş binlerce eser ya tama­men yıkılmış ya da başka maksatlarla kullanılmıştır. 1992- 1996 arasındaki savaş sırasında sadece Sırplar tarafından tahrip edilen eserlerin sayısı sekiz yüzün üzerindedir. (Mehmet Özdemir, “Müslüman Azınlıklar”, İslâm’a Giriş, Evrensel Mesajlar, s. 582).

Bu süreçlerde ciddi zararlardan birini Balkan Türkleri yaşamışlardır. Balkan Savaşları'nın yüz yılı civarında, Balkanlar'daki Türk nüfusu çok ciddi bir kayba uğramış, Türkleri azınlık hâline getiren süreçler yaşanmıştır.

Bosna-Hersek, Osmanlı Devleti'nden 19. yüzyıl sonlarında ani bir ilhakla koparılıp Avusturya-Macaristan'a dâhil edilmişti. Bu süreçten günümüze dek Bosna-Hersek ve Boşnaklar, oturmuş bir sisteme ve düzene sahip olamamışlardır. Son Yugoslavya savaşındaki katliamların yaralarını bugün bile sarmaya çalışan ülke, yasal olarak iki; fiilen üç parçalı bir idari yapıdadır.

1900’lü yılların ortalarına doğru Balkanlarda da siyasi gücü ellerine geçiren komünist yö­netimler Müslümanların yaşamlarına çok fazla müdahalede bulunarak büyük bir baskı kurmuşlardır. Soğuk Savaş döneminde Sovyetler destekli komünist yönetimlerin hâkimiyetinde olan ülkelerde milliyetçilik ortadan kalkmamıştı. 1984 yılında Todor Jivkov'un idaresindeki komünist Bulgaristan'da Türkler üzerine çok sert asimilasyon ve caydırma politikaları uygulanmıştır. O dönemde Bulgaristan nüfusunun çok ciddi bir bölümünü oluşturan Türklere, isim değiştirme, din değiştirme, Türkçe konuşma yasağı, zorunlu göç ettirme, işkence vb. yöntemlerle asimilasyon politikalarına girişilmiştir. Jivkov yönetimine karşı gelen Türkler, işlerini, eğitim haklarını ve hatta yaşamlarını kaybetmişlerdir. Bu dönemde baskılardan kaçmak için çeşitli yollarla Türkiye'ye doğru milyonları oluşturan bir Türk göçü yaşanmıştır. Diğer birçok Balkan ülkesinde olduğu gibi, Bulgaristan'da da camiler kapatılmış, İslami gereklerin yaşanmasına izin verilmemiştir. 1989'da devletin ağır politikalarına karşı koyan Türkler içinde 300.000'in çok üzerinde bir kesim ülkeden sürgün edilmiştir.

Günümüzde siyasal, etnik, dinî, kültürel gibi birçok konuda en karmaşık bölgelerden biri Balkan coğrafyası­dır. Bu karmaşadan en fazla Müslümanların etkilendiği söylenebilir.

Bugün Türkler Balkanlar'da (Türkiye toprakları hariç tutulursa); Sırbistan'da %0,26;  Kosova'da %4,5; Makedonya'da %3,9 ila %9,8; Yunanistan'da (Batı Trakya ve Ege Adaları'nda) %2 dolayında; Bulgaristan'da alt sınır olarak %9,5; Balkanlar'ın uçlarındaki Romanya'da %1 dolayına civarlarında bir nüfus oranlarındadırlar. Osmanlı devrinde birçok bölgede nüfus oranı olarak üstün olan Türk nüfusunun büyük kısmı, 1912 yılı civarıyla beraber hızla Türkiye'ye akmıştır.

Dinlerini dolayısıyla kimliklerini korumakta hayli müşkül duruma düşen Müslümanlar kurtuluşu Türki­ye’ye göç etmekte bulmuşlardır. Özellikle Marmara Bölgesi’nde nüfusun önemli bir kısmını Balkan kö­kenli insanlar oluşturmaktadır.

Balkanlarda kalan Müslümanların günümüzde eskiye oranla daha rahat bir ortamda yaşamlarını sürdürdükleri söylenebilir. Bununla birlikte birçok bölgede özellikle Batı Trak­ya’da azınlık durumunda olan Müslümanların özgürlükleri sınırlıdır.

Avrupa’nın birçok yerinde olduğu gibi Balkanlarda da yükselen İslamofobi, faşist ve Neonazi hareketler bölge Müslümanları için büyük tehlike arz etmektedir.11 Nitekim 1992’de başlayan savaşta Müslüman Boşnaklar, Sırplar tarafından soykırıma uğratılmışlardır. Müslümanların az da olsa kendilerini göstermeye başlaması bölgedeki gay­rimüslim unsurlar açısından Osmanlı rolünün tekrar canlandırılması olarak algılanmakta ve büyük bir tepkiye neden olmaktadır.

Mustafa Yürekli / Haber7

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat