Günümüz Islam Dünyası: 4. Avrupa Ülkelerinde Müslümanlar

  • GİRİŞ11.02.2026 08:31
  • GÜNCELLEME11.02.2026 08:31

Müslümanların, Avrupa’da varlıkları yüzyıllar öncesine dayanmaktadır. İslâmiyet’in Avrupa ile ilk teması, kıtanın güneybatı bölgelerindeki fetih hareketleri sırasında olmuştur.

Avrupa’da nüfus bakımından ikinci din olan İslâmiyet doğuşundan kısa bir süre sonra buraya ulaşmış ve kıtayı etkileyerek Müslümanların çalışma ve gayretleriyle tesirini asırlarca siyasî, kültürel, iktisadî alanlarda sürdürmüştür. Bu tesir batıda Endülüs’ün, doğuda ise kuzeyden gelen kabilelerin Müslümanlaşması ve Osmanlı Devleti’nin geniş topraklara hâkim olmasıyla ortaya çıkmıştır.

Endülüs ve Osmanlı Devleti hâkimiyetleri sırasında Avrupa’nın büyük bir kısmı kontrol altına alındı ve böylece İslâmiyet halk arasında yayılma imkânı buldu. Bu dönemde Avrupa kıtasını siyasi, kültürel ve ekonomik olarak etkilemişlerdi.

Hıristiyan Avrupa ile İslâm dünyasını karşı karşıya getiren en önemli olay hiç şüphesiz XI. yüzyılda başlayan Haçlı seferleridir. Haçlı seferlerinin sebep olduğu kin ve düşmanlık iki dünya arasında normal kültürel münasebetlerin kurulması imkânını güçleştirdi.

Batı Avrupa-İslâm dünyası ilişkileri, Osmanlı Devleti’nin Orta Avrupa ülkelerine kadar olan yerleri fethetmesiyle siyasî düzeyde devam ederken XVII. yüzyılda başlayan sömürgecilik hareketleriyle Batı Avrupa ülkeleri diğer İslâm ülkeleriyle de ilişkiye geçtiler ve zamanla bu ülkelerden bazılarını hâkimiyetleri altına aldılar.

17. yüzyıldan sonra başlayan sömürge dönemlerinde Afrika kıtasındaki Müslüman­lar köle olarak Avrupa kıtasına taşınmaya başlamıştır.

AVRUPA KITASINDAKİ MÜSLÜMANLAR

XX. yüzyılın son çeyreğinde Avrupa kıtasındaki Müslüman nüfusun 16-17 milyona ulaştığı sanılmaktadır. Yüzyılın başında Avrupa’da sayıları son derece az olan Müslümanlar II. Dünya Savaşı’nın sonuna kadar önemli bir artış kaydetmemişlerse de özellikle İngiltere ve Fransa gibi devletlerin sömürgeleri olan ülkelerden gelen Müslüman göçmenler, kıtadaki Müslüman nüfusun belli bir oranda artış göstermesine sebep olmuşlardır.

Yüzyılın ortalarından itibaren ise Müslümanların sayısındaki hızlı büyüme üç ayrı faktörün etkisi altında gerçekleşmiştir: 1.Müslümanlar bir yandan yüksek doğum oranıyla tabii çoğalmalarını sürdürürlerken; 2.Güney Asya, Batı ve Kuzey Afrika’daki Müslüman ülkelerden Avrupa’ya çeşitli sebeplerle gelen göçmenlerde artış olmuştur; 3.Avrupa’daki müslüman nüfusun kısa zamanda hızla artmasını sağlayan en önemli gelişme ise 1960’lı yıllarda ekonomik amaçlarla İslâm ülkelerinden Batı Avrupa ülkelerine yönelen işçi akınıdır.

20. yüzyıla gelindiğinde kısa aralıklarla Avrupa merkezli iki dünya savaşının patlak vermesi, kıtadaki genç nüfusun çok fazla azalmasına sebep olmuştur. Ortaya çıkan işçi açığı, özel­likle Türkiye, Kuzey Afrika ve diğer İslâm ülkelerinden Federal Almanya, Belçika, Hollanda, Fransa, Danimarka, İsveç, Norveç, İsviçre ve Avusturya’dan pek çok Müslüman’ın çalışmak üzere Avru­pa’ya gelmesiyle giderilmeye çalışılmıştır. Binlerce müslüman işçinin eş ve çocuklarını da yanlarına almalarıyla kıtadaki müslüman nüfus kısa zamanda büyük sayılara ulaşmıştır. Dışarıdan gelenlerin yanında yerli halk içerisinden İslâm dinini benimseyenlerin sayısında da zamanla önemli artışlar olmuştur.

Bugün Avrupa’da yaşayan müslümanların çoğu yaşadığı ülke vatandaşı değildir ve bunlardan yaşlı kesimin ülkelerine geri dönme ihtimali yüksektir. Fakat özellikle Avrupa ülkelerinde doğmuş, buralarda öğrenim görmüş ve içinde bulundukları toplumun yapısına nisbeten ayak uydurmuş genç kuşakların geriye dönme ihtimali son derece azdır.

Müslüman nüfustaki hızlı büyüme beraberinde bir dizi ciddi problem ortaya çıkarmıştır. Özellikle çocukların millî ve dinî eğitimleri, namazların cemaatle kılınabilmesi için ibadet yerlerinin açılması, etnik gruplara kendi dillerinde hitap edecek dinî ve millî yayınların yapılabilmesi, yardım ve dayanışma çalışmalarının teşkilâtlandırılması müslümanların başlıca meseleleridir. Müslümanlar arasında dinî, etnik, siyasî ve kültürel bakımlardan görülen bölünmelerle birlikte mahallî ve etnik düzeyde doğan kuruluşlar problemlerin hallinde önemli hizmetler yerine getirmektedirler. Avrupa’nın pek çok ülkesinde İslâmiyet resmen bir din olarak tanınmamıştır ve bu durum dinî faaliyetlerin yapılabilmesinde çeşitli zorluklar ortaya çıkarmaktadır. Avusturya ve Belçika’da ise İslâmiyet’in resmen tanınmış olması Müslümanlara bazı imkân ve kolaylıklar sağlamıştır.

Son yıllarda İslam coğrafyasında meydana gelen savaşlar bölge Müslümanlarını mülteci durumuna düşürmüş ve bunlardan bir kısmı Avrupa’ya gitme yolunu seçmişlerdir. Bugün Avrupa’da bulunan Müslümanların sayısı bü­yük ölçüde göç, iltica gibi nedenlerle kıtaya gelenlerin etkisiyle artmıştır. Müslümanların Avrupa’daki nüfusa oranı her geçen yıl daha da artmaktadır. Sadece 2010’un orta­sından 2016’nın ortasına kadar Müslümanların Avrupa’daki payının %3.8’den %4.9’a (19.5 milyondan 25.8 milyona) artması bunun en açık kanıtıdır.

Yurtdışında 6,5 milyonu aşan Türk vatan­daşının yaklaşık 5,5 milyonu Batı Avrupa ül­kelerinde yaşamaktadır. Müslümanlar genel olarak Avrupa’da nüfusun yaklaşık %5’ini oluştururken Fransa, İsveç, Almanya ve İsviç­re Avrupa’daki en büyük Müslüman nüfusa sahip ülkelerdir.

Müslümanlar azınlık olarak yaşadıkları Avrupa’da yükselen İslam karşıtı eğilimin ve yabancı düşmanlığının tehdidi altındadır. 11 Eylül saldırısı sonrasında Müslümanlara yö­nelik olumsuz algının arttığı söylenebilir. Zaman zaman Müslümanlara ait mabet ve merkezler ırkçı saldırılarla hedef alınmaktadır. Son yıllarda Avrupa’da baş gösteren yabancı düşmanlığı yer yer İslâm düşmanlığı haline gelmiştir ve bu husus geriye dönüşlerde etkili olmaktadır. Batı Avrupa ülkelerindeki Müslüman nüfusun önemli bir bölümünü oluşturan Türkler de bu ayrımcılıktan doğrudan etkilenmektedir.

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat