Modern aile, seküler eğitim ve çocuklarda kimlik krizi

  • GİRİŞ18.04.2026 09:11
  • GÜNCELLEME18.04.2026 09:11

Kahramanmaraş’ta bir okulumuzda yaşanan elim olay, bütün bir ülkeyi yasa boğdu: Sosyopat bir öğrenci, emniyet müdürü olan babasına ait 5 silahı alarak, okula baskın düzenledi. 8 yavrumuzu ve bir kahraman öğretmenimizi hayattan kopardı. Hayati tehlikesi devam eden 10’dan fazla yaralı çocuğumuz var. 

Okullarda bu hafta yaşadığımız iki olayda sosyoekonomik ve kültürel arka planları, aile yapıları birbirinden oldukça farklı iki erkek çocuğun/gencin sebep olduğu büyük yıkımlarla karşı karşıya kaldık. Olayların Türkiye tarihinde bir benzerinin olmaması, elbette analizini de zorlaştırıyor.

Batılılaşma nedeniyle eğitimin sekülerleşmesinin ve geleneksel Müslüman aileden kopuş ve uzaklaşmanın sonuçları bunlar. Batılılaşmanın birey, aile, toplum ve devlet üzerindeki yıkıcı etkisine tanıklık ediyoruz. 

Bu yazıda Batılılaşmanın okul saldırısı sonucuna ilişkin birkaç tespitimi sizlerle paylaşacağım.

OKUL SALDIRILARI OLGUSU

Her şeyden önce çağdaş dünyada okul saldırısının yaygın oluşunu tespit etmek gerekiyor. Okul saldırısı, ilkokul, ortaokul, lise veya üniversite gibi bir eğitim kurumuna yönelik ateşli silahlar kullanılarak düzenlenen bir saldırıdır. Birçok okul saldırısı, görece yüksek zayiat oranı nedeniyle katliam olarak da sınıflandırılmaktadır. Bu olay en çok, okullarla ilgili en yüksek sayıda silahlı saldırıya sahip olan Amerika Birleşik Devletleri'nde yaygındır; ancak dünyanın diğer pek çok ülkesinde de okul saldırıları meydana gelebilmektedir. Türkiye’nin gündemine de yeni girmiştir.

Araştırmalara göre, okulda silahlı saldırıların ardındaki faktörler arasında, diğer birçok psikolojik problemin yanı sıra, zorbalık, aile işlev bozukluğu, aile gözetiminin olmaması, ateşli silahlara kolay erişim ve akıl hastalığı yer alıyor. Saldırganların en önemli nedenleri arasında okul öğrencileri tarafından görülen zorbalık/zulüm/tehdit (%75) ve intikam (%61) yer alırken,%54'ü birçok nedeni olduğunu bildirilmektedir. Geriye kalan güdüler arasında bir problemi çözme girişimi (%34), intihar veya depresyon (%27) ve dikkat çekme veya tanınma (%24) yer almaktadır.  

Maraş’taki caninin yazdıklarını, okuldaki tanıkların anlattıklarını, ailesini ve birkaç hususu daha bir araya getirdiğimizde elimizdeki profil neredeyse netleşiyor. Orta sınıftan “beyaz” bir ailenin, silaha erişimi olan sosyal uyumsuz ve en önemlisi aidiyetsiz çocuğu. Dolayısıyla hiç şaşırtıcı bir profil değil, ABD’deki okul saldırılarını gerçekleştiren canilerle neredeyse aynı. Zaten bu cani de tam bir taklitçi: 9 ay önce ABD’de benzer bir okul saldırısı yapmış başka bir caniyi birebir kopyalamış.

AİLE İŞLEV BOZUKLUĞU

Ebeveynlik iradesi, çocuğun erken yaşta arzularının yönetilmesi ile başlamaktadır; bu da sağlıklı sınırların erken yaşta konulması anlamına gelmektedir. İstediği her şeye sahip olabilen bir çocuğun sınırsızlık hali, çocukta öz güven değil öz yıkım oluşturmaktadır.
Ailenin her bir üyesinin çocuğun bireysel gelişiminde etkisi büyüktür ancak baba aktörün farklı bir misyonu vardır. Çocuğun göbek bağını aslında baba keser; yani çocuğun annesinin koruyucu dünyasından toplumsal hayata sağlıklı ve dengeli bir biçimde intikal edebilmesini sağlayan en önemli aktör babadır. Bu geçiş sürecinde babanın rolü belirleyici ve vazgeçilmezdir. 

Baba, yalnızca otorite figürü değil aynı zamanda rehber, muhatap ve birlikte var olunan bir anlam alanıdır. Özellikle erkek çocukların erken yaşlardan itibaren babalarıyla nitelikli zaman geçirmesi, sohbet meclislerinde bulunması, birlikte üretmesi, çalışması ve spor yapması, onların dünya görüşünü, hayata karşı duruşunu, öz güvenini ahlakını ve karakter inşasını doğrudan etkiler.

Erken çocukluk döneminde arzuları merkezinde büyütülen bir çocuk, ergenlik dönemine geldiğinde, girdiği her ortamda önce kendi arzularının karşılanmasını ister. Okul gibi akranlarıyla birlikte yaşamayı ve paylaşım yapmayı öğrenmesi gereken yerlerde de bu davranışlar devam eder. 

Ebeveynlik iradesi, çocuğun erken yaşta arzularının yönetilmesi ile başlar; arzuların yönetilmesi ise sağlıklı sınırların erken yaşta konulması anlamına gelir. İstediği her şeye sahip olabilen bir çocuğun sınırsızlık hali, çocukta öz güven değil öz yıkım oluşturur.
Aile tarafından hiçbir şekilde adam yerine konulmayan öğretmenlerin “çocuğunuz hasta” tespitine “benim çocuğum hasta değil çok özel” diye cevap veren hasta anne ve sahip olduğu sosyal gücü çocuğunun tedavisi için kullanmak yerine çocuğunun durumunu örtmek, gizlemek için kullanan ve 7 silahını evde ergen bir çocuk olmasına rağmen ortalıkta bulunduran hastalıklı baba (çocuğun hastaneye yatması yerine okulda kalması o sosyal güç sayesinde) bu cinayetlerin azmettiricisi mesabesinde olmaz mı?  

YALNIZLAŞMA VE AİDİYETSİZLİK  

Amerika Birleşik Devletleri Gizli Servisi, Aralık 1974'ten Mayıs 2000'e kadar ABD'de 41 kişinin katıldığı 37 okuldaki silahlı saldırı olayı ile ilgili bir araştırmanın sonuçlarını yayınladı. FBI tarafından 18 okuldaki silahlı saldırıya ilişkin bir raporda, saldırganları; orta sınıf, yalnız/yabancılaşmış, tuhaf, silahlara erişimi olan beyaz erkekler olarak tanımlayan bir profil yayınladılar. 

Şu ana kadar elde edilen bazı bilgiler, her iki vakada da bazı ortak figürlere işaret ediyor: Kimlik krizi, aidiyetsizlik ve yabancılaşma. Çocuğun masumiyetten böyle bir kimlik buhranına nasıl evrildiği ise bireysel, çevresel ve yapısal pek çok değişkenin birlikte düşünülmesi gereken bir süreçtir. 

Bireysel olarak iç dünyasında neler yaşadığını, evinde ve çevresinde hangi hakim kültürle büyütüldüğünü, yapısal olarak eğitimle ve dijital medyayla kurduğu ilişkiyi ve tüm bunların etkileşiminin çocuğun kimliği üzerindeki etkisini doğru analiz etmek gerekiyor.
Yeni nesillerin önceki nesillere göre sosyal ve duygusal olarak çok daha kırılgan.. Duygusal bağışıklıkları da daha zayıf.  Aidiyet kurmakta zorlandıkları, yalnızlıkla baş edemedikleri ya da yönetemedikleri pek çok yeni nesil araştırmasında ortaya konuldu.   
Okulların da bu bakımdan otoritesi sorgulanır hale gelir. Herkes, çocuğunu arzu ve haz merkezli yetiştirdiğinde ortak iyiyi tesis etmeye çabalayan okullar ve öğretmenler, otorite krizine sürüklenir. Okulun tüm birimleri ve çalışanları ile ortak rasyonel otorite geliştirmesi, belirli ve tutarlı kararlar alan, uygulayan ve sürdürebilen okul yönetimi ve öğretmenler ile mümkündür. 

Maraş’taki caninin kendini “ait” hissedebileceği hiçbir şey, ama hiçbir şey yok. Bir cinsiyete, bir dine, bir inanca, bir ülkeye, bir şehre, bir ideolojiye, bir aileye, bir arkadaş çevresine… Hiçbir yere ve şeye ait değil. Psikolojisi harap durumda, mental bağları zayıflamış ve psikopatalojik bir vaka olarak ayrıca incelenmesi gereken babası yüzünden silaha kolay erişimi var. Hepsi bir araya gelince karşımıza bir “kulağına kulaklık takıp kendisinden zayıfları zevkle öldüren katil” çıkıyor.

DİJİTAL MEDYA VE OYUNLAR   

Dijital mecralarda yer alan bazı platformların, bazı oyunların, bazı iletişim kanallarının çocuklar üzerinde büyük tehlikeler oluşturmaktadır. İçinden geçtiğimiz süreçte her iki vakada da ortak desen olarak ortaya çıkan sosyal medya ve dijital oyun bağımlılığı, ailenin ve okulun işlevsizleştiği her yerde ve zamanda çocuğun şahsiyetinin belirlenmesinde öne geçecektir. 

Ne yazık ki çocuğu sosyal hayatın risklerinden koruma içgüdüsüyle hareket eden aileler, çocuğun saatlerce odasına kapanmasını, oyun masasından yemek için bile kalkmamasını, onun güvende olduğunun göstergesi olarak yorumluyor. 

Oysa çocuk, gerçek ilişkilerinin boşluğunu sanal kimliklerle ve ilişkilerle dolduruyor. Böylece çocuğun var oluş alanı ile anlam alanı arasındaki makas o denli açılıyor ki "vekalet kimlik"lerle yani kendisinin olmayan, ödünç alınmış kimliklerle şahsiyet oluşturmaya başlıyor. Bunlar ise genellikle acımasız, toplum düşmanı, sosyal empatiden yoksun ve içine kapanık kimlikler oluyor. 

Çocukların gerçek kimlikler ve şahsiyetlerle yetişmesi için gerçek ilişkilere, ortak duygulara, anlamlı bağlara ve sınırlara ihtiyacı var.

Mustafa Yürekli / Haber7

Yorumlar3

  • Yeaseen 1 saat önce Şikayet Et
    Bir insanının en büyük felaketi nefsinin varlığından bir haber olması onu tanımamasıdır. Ne yazık ki bunlardan ülkemizde de milyonlarca var. Geriye kalan her şey teferruat , yok dikkat çekme, kimlik bunalımı vs. Vs.. Acilen okullarda nefsin ne olduğunu, amacını ve onunla savaşma yollarına anlatacak eğitimcilere uzun saatler fırsat vermeli ve çocuklarımızın bilincine bunu yerleştirmeli
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Mustafa 2 saat önce Şikayet Et
    Yazar , 'Marştaki "cani"nin kendini “ait” hissedebileceği hiçbir şey, ama hiçbir şey yok. Bir cinsiyete, bir dine, bir inanca, bir ülkeye, bir şehre, bir ideolojiye, bir aileye, bir arkadaş çevresine… Hiçbir yere ve şeye ait değil. Derken doğru teşhis etmiş. Yazının başlarında ise MEB in uyguladığı batıcı eğitim sistemini suçlamış" Bu bir çelişki değil mi ?
    Cevapla
  • Mustafa 2 saat önce Şikayet Et
    İstediği her şeye sahip olabilen bir çocuğun sınırsızlık hali, çocukta öz güven değil öz yıkım oluşturmaktadır.
    Cevapla Toplam 2 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat