İstanbul’un geleceği ve Haydarpaşa Cami projesi

  • GİRİŞ22.04.2026 08:36
  • GÜNCELLEME22.04.2026 08:36

İstanbul, derin bir tarihsel birikime sahiptir. Bir şehri okumak, zor bir iştir. İstanbul’u okumak ve anlamak, bütüncül bir yaklaşımı, mekânsal hafızayı kavramayı, şehrin taşıdığı kültürü iyi bilmeyi gerektirir.  

Camiler, ibadethaneler ve mezarlıklar, bir şehrin hafızasının sürekliliğini sağlayan; mekân ile zaman arasında hayatı düzenleyen, insanın anlam dünyasını şekillendiren kurucu unsurlardır. Dolayısıyla cami, belirli bir ihtiyaca cevap veren mimari yapı ya da bir işleve indirgenemez.

İslam şehri kurulurken, cami merkeze yerleştirilir ve işe camiden başlanır. Camiler, insan ile mekân, birey ile toplum ve geçmiş ile gelecek arasındaki çok katmanlı ilişkilere süreklilik sağlayan  bir sembolik yapıdır. İslam şehir geleneğinde camilerin mihrabının yöneldiği Mekke-i Muazzama’daki Kâbe-i Şerif yeryüzünün kalbidir: insanlık için kutsi, evrensel bir istikamet, hayatın da kıblesidir. Bu yüzden Kâbe-i Şerif ve Mescid-i Nebevi, her şehrin düzeninin ve ortak hayatının eksenini belirleyen kurucu bir ilkedir; İslam şehir düşüncesinin mekânsal ve toplumsal teşkilatlanmasını sağlayan, şehre ruh veren temel referans noktalarıdır.

Hz. Peygamber sallahu aleyhi vesellem tarafından inşa edilen Mescid-i Nebevi, hem bir ibadet alanı, hem de toplumsal hayatın düzenlendiği yönetim merkezi; birlik, düzen ve dayanışmanın sağlandığı, eğitim ve yargının kurumsallaştığı çok işlevli bir merkezdi. Bu yüzden cami, parlamento olarak şehir hayatı ile ibadet arasındaki ayrımı ortadan kaldıran özgün bir model sunar. Bu bağlamda cami, İslam şehirlerinde kutsal bir mekân olmakla birlikte kamusal hayatın kalbi, sosyal ilişkilerin düğüm noktası ve kentsel formun kurucu öğesidir. Bu nedenle camileri okumak ve anlamak, evet bir mimari yapıyı kavramaktır ama aynı zamanda bir medeniyet tasavvurunu, bir hayat felsefesini ve kolektif bir yaşam biçimini anlamak anlamına gelir. Kısaca camiler, fiziksel boyutuyla mimari bir yapıdır ama aynı zamanda metafiziksel boyutu da vardır. İstanbul’a metafizik pencereler açan bu tecrübe, Bizans’tan Osmanlı’ya uzanan çok katmanlı mimari geleneğin ve İslam tarihi mirasının sürekliliği içinde daha da derinleşir.

Bir Osmanlı şehri olarak İstanbul’da camiler, İslam’ın medeniyet anlayışı çerçevesinde, hem ibadet mekanı, hem de siyasi, iktisadi ve sosyal hayatın, birliğin, düzenin ve dayanışmanın, eğitimin, ticaretin ve gündelik hayatın örgütlendiği bir merkez, baş şehirdi. Külliye sistemi içinde şekillenen İstanbul camileri, estetik değerlerin taşıyıcılığı yanında tarih ve toplum katında ahlaki, iktisadi, sosyal ve siyasal bir sorumluluktu aynı zamanda.

Günümüzde bu kadim İslam şehircilik mirası, modern kentsel ihtiyaçlarla birleşerek yeniden yorumlanmaktadır. Caminin yanlarında, al katlarında konumlanan otoparklar, sosyal alanlar ve kamusal hizmet birimleri, çok amaçlı kullanımı mümkün kılmakta, camiyi yeniden yaşayan bir kamusal merkez haline getirmektedir.  

Bu bağlamda Haydarpaşa Garı çevresinde planlanan cami projesine yönelik “ihtiyaç yoktur” şeklindeki eleştiriler, İstanbul’u, mevcut yapıların toplamı olarak gören fizik boyuta indirgemeci bir bakış açısını yansıtmaktadır. Oysa şehrin fizik varlığını da şekillendiren dinamik ve akışkan bir hayatı vardır, mekânsal ihtiyaçlar da bu akış içinde yeniden tanımlanmaktadır. Özellikle ulaşım ağlarının kesiştiği, farklı sosyo-ekonomik grupların yoğun biçimde bir araya geldiği kesişim noktalarından biri olan Kadıköy’de kamusal yapıların işlevi yerel ölçekleri aşmaktadır. Dolayısıyla tarihi, ticari ve turistik bir semt olmakla birlikte Haydarpaşa, İstanbul’un kalbi, mekânsal hafızası ve merkezi bir geçiş alanıdır. Deniz, kara ve demiryolu hatlarının kesiştiği bu bölge, gün içinde yüz binlerce insanın yaşadığı bir “kamusal yoğunluk alanı”dır. Bu yüzden  Kadıköy sahilinde ve Haydarpaşa semtinde inşa edilecek her hangi bir yapı, sadece çevre sakinlerine değil; kentin bütününe hitap eden bir kamusal değer üretmektedir. Bu nedenle söz konusu cami projesini salt yaşayanların perspektifiyle değerlendirmek, kamusal mekânın çoğul doğasını göz ardı etmek anlamına gelir.

İstanbul gibi bir metropolde bazı yapılar yerel işlevinin ötesinde anlam taşır; kentsel ölçekte, hatta yurt çapında bir temsil gücü kazanır. Kadıköy ve Haydarpaşa da bu nitelikte bir mekândır. Burada yapılacak cami, kısaca Haydarpaşa için önerilen cami projesi, kentsel sürekliliği güçlendiren, kamusal hayatı destekleyen ve mimarlık aracılığıyla anlam üreten bir yapı olarak değerlendirilmelidir.  

Şehirleşme, planlama ilkelerinin, mevzuatın ve teknik değerlendirmelerin birlikte işlediği çok katmanlı bir süreçtir. Bu süreçte alınan kararlar, ilgili kurumların denetimi, bilimsel raporlar ve kamu yararı ilkesi çerçevesinde şekillenir. Bu nedenle bir projeyi peşinen “kamu yararına aykırı” ilan etmek, şehir planlamasının çok boyutlu doğasını göz ardı etmek anlamına gelir. Hukuki çerçeve ve kamu yararı ilkesi, bu değerlendirmelerin temel referans noktası olmalıdır. Büyük ölçekli projelerde zemin etütleri, mühendislik hesapları ve güvenlik standartları dikkate alınmadan uygulamaya geçilmesi zaten mümkün değildir. Bu nedenle bu tür projelere ilişkin değerlendirmelerde, bilimsel verilerin belirleyici rolü göz ardı edilmemelidir.

“Kamu yararı yoktur” değerlendirmesindeki ‘kamu yararı’ kavramı dar yorumlanmaktadır. Kamu yararı, sadece ekonomik ya da altyapısal ihtiyaçlarla sınırlı değildir. Toplumun sosyal, kültürel ve hatta manevi ihtiyaçları da bu kavramın ayrılmaz bir parçasıdır. Camiler, tarih boyunca ibadet işleviyle beraber toplumsal etkileşimin, dayanışmanın ve kamusal buluşmanın merkezleri olmuştur. Bu yönüyle bir ibadet alanının planlanması, aynı zamanda sosyal bir ihtiyacı karşılamaktır.

Bu tür büyük projeleri siyasi ya da ideolojik bir çerçevede değerlendirmek, meseleyi dar bir alana hapsetmek anlamına gelir. Asıl yapılması gereken; mimari, hukuki ve toplumsal boyutları birlikte ele alarak, şehre nasıl bir katkı sunduğunu sorgulamaktır. Sonuçta şehir, farklı seslerin, ihtiyaçların ve anlamların bir arada var olduğu bir bütündür. Bu bütün içinde her yeni yapı ya bu çok sesliliği zenginleştirir ya da onu zayıflatır. Sonuç olarak Haydarpaşa’da planlanan cami, salt bir fiziki yapı tartışmasının ötesinde; kentin mekânsal hafızası, kamusal alan anlayışı ve toplumsal ihtiyaçlarıyla doğrudan ilişkili çok katmanlı bir meseleyi temsil etmektedir.

İstanbul gibi büyük, tarihi şehrin zengin kimliği, ancak çok geniş bakış açısıyla korunabilir. Şehri parçalı ve dar perspektiflerle okumak yerine, bütüncül bir vizyonla değerlendirmek; farklı ihtiyaçları, estetik kaygıları ve kamusal faydayı aynı zeminde buluşturmak esastır. İstanbul’un geleceğini, geçmişle bağını koparmadan çağın ihtiyaçlarıyla yeniden yorumlayarak şekillendirmek gerekir; bu da ancak ortak akıl, çok yönlü değerlendirme ve kapsayıcı bir şehir anlayışıyla mümkün olabilir.

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat