Sosyal hafıza ve tarih bilinci
- GİRİŞ03.05.2026 09:55
- GÜNCELLEME03.05.2026 09:55
Ahmet Hamdi Tanpınar “Sıçrayıp ufuk değiştirmek ancak bir zemine basarak mümkündür. Bu zemin geçmişimizdir; onunla kuracağımız sağlıklı ilişki geleceğimizi belirleyecektir.” der. Milletlerin hayatında tarih bilgi ve bilinci önemli bir yer tutar. Tarih bilincini yitiren milletler ufuklarını da kaıp edeceğinden varlıklarını sürdüremezler.
Tarih, insanlığın ‘kemal arayışı’ olan medeniyeti yenileyerek sürdürmede son derece önemlidir. Hz.Adem’den beri hak batıl savaşının konunda insanlık vahye dayalı atılımlarla hakikat medeniyetini geliştirmiştir. İnsanlık peygamberlerin önderliğinde ortak iyilik çizgisi olan hakikat medeniyetinde başarılarını biriktirerek İslam tarihini azmıştır. Tarih, hakikat medeniyetinin yükselmesine paralel olarak ilerlediğinden milletlerin geleceğini hazırlamakta önemli bir rol alır. Tarih, ahlak ve hukuk dahil bütün sosyal bilimlerin anasıdır. Özellikle kültür, ekonomi ve siyaset tarih tecrübesinden damıtılır. Tevhidi ruhun yenilenerek sürdürülmesi, tazelenmesi; ila-i kelimetullah idealinin döneme, yeni nesle ve ihtiyaca göre anlamlandırılması aydın kadrolar sayesinde olmaktadır. İslam tarihinin öncüleri olan Müslüman aydınlar, millet hayatının ve kültürünün hakikat medeniyeti çerçevesinde geliştiricileri, savunucuları ve yenileyicileri olmuşlardır. Onlar, modern zamanlarda millete hayatiyet kazandıracak anlayış, siyasi irade, tedbir ve dirayeti bulma yolunda tarihe yönelmektedir.
Bununla birlikte tarih bilinci, yalnızca aydınlara mahsus bir durum değildir. Bu bilinç, aidiyet duygusu ve mensubiyet duygusu olan kimlik duygusudur. Müslüman kimlik, ‘inna lillahi ve inna ileyhi raciun / Allah’a aidiz, ümmet olarak O’na dönüyoruz.’ ayetiyle formüle edilmiştir; Allah’a aidiyet ve İslam milletine/ ümmete mensubiyet bilinci, peygamberlerin başlattığı hareketi açıklayan İslam tarihinden de beslenmektedir. Tarih bilincini berrak ve canlı tutmak, İslam kültürüyle beslemek gerekir.
İslam kültürünün içinde dil¸ edebiyat¸ tarih¸ ilim, sanat, inanç dünyası (akaid)¸ manevî değerler (ahlak)¸ hukuk, örf ve adetler (fıkıh) yer alır. Bu sebepledir ki insanlığımıza çok iyi şekilde tarih şuurunu kazandırmak, İslami ilimlerle direniş demektir. Her nesilden gerekli ve yeterli sayıda İslam alimi yetiştirmek, milli bilinci uyanık tutmak¸ toplumsal bilinci yükseltmek¸ toplumumuzun müşterek sorumluluğu içerisindedir.
İslam milletinin ruh haritasını çizmekte, İslam kültürünü anlamaktaki birinci yol haritası, şüphesiz ki tarihidir. Tarih, bir milletin hayatıdır; yani hayat içinde karşılaşılan ve büyük ölçüde başkalarınınkinden farklı olan şartların ve bu şartlara yapılan tepkilerin hikâyesidir; kültür ise bu tepkilerden doğan inanç, değer ve davranış özellikleridir.
İslam tarihinin ve kültürünün büyüklüğü bizim için hem kuvvet, hem zaaf kaynağı olmaktadır. Derme-çatma bir millet olmadığımız için, bazı aydın çevrelerin bütün yürek karartıcı sefaletine rağmen, izzetimizi koruyor, ayakta kalıyor ve gelecek için büyük ümitler besleyebiliyoruz. Dün büyük olduğumuz gibi yarın da büyük olabileceğimizi düşünüyoruz.
Kısacası büyük bir tarih, büyük bir millet anlamına gelmektedir. Bize böyle bir şahsiyet sağlayan geçmişimizi tebcil etmekten, ona bağlılık ve saygı duymaktan daha tabii ne olabilir?
Zaman, bölünemez; geçmiş, bugün ve gelecek iç içedir, bugünün içinde geçmiş imkan ve güç olarak, gelecek de tasarım ve ideal olarak vardır. Bugünü yaşarken, tarihten geleceğe nelerin taşınacağına karar veririz; dugu, düşünce ve davranış kalıpları demek olan kültürden ölü unsurlar temizlenir, ıpranan unsurlar onarılır, eksiklikler tamamlanır, kültür yenilenerek devam ettirilir. Geçmişimizin bütünü içinde yeri olan her şeyin hayata olduğu gibi aktarılması mümkün değildir. Ancak özü koruyarak, fonksiyon demek olan biçimde yenilikler yapılabilir. Geçmişten istediğimiz her şeyi alıp bugüne aktarmamız düşüncede kolay görünse bile gerçekte imkânsızdır.
Tarih bilinci, tarihin akışı hakkında belli bir görüş sahibi olmak demektir. İnsan tarih olaylarını anlamlı bir bütün içindeki parçalar hâlinde gördüğü anda “tarih bilinci” kazanmış olur.
İslam devleti, vahiy esas alan “tarih bilinci” üzerinde kurulur. Tarih bilinci, millete ait kültürün ve tarihin, basit vakalar yığınından ibaret değil de bugünkü kaderi çizen anlamlı bir zincirin halkaları hâlinde anlaşılması demektir.
Müslümanların savunduğu tarih bilinci, İslam milletinin fertlerini belli bir benliğe sahip kimseler, Müslüman ve salih kimseler hâline getirecektir. Müslümanlık üst kimlik olunca, ortak tarihe, ortak kültüre ve medeniyete sahip büyük bir milletin yine ortak çalışma ile güçlü bir şekilde geleceğe çıkabileceği fikrini kuvvetlendirecektir.
Tarih bilinci sayesinde, İslam milleti olarak arkamızda güçlü bir geçmişin bulunduğunu ve önümüzde güçlü bir geleceğin bulunabileceğini düşünebiliyor, bu düşüncenin verdiği azim ve metanet içinde hareket edebiliyoruz.
İslam milleti için hayat denince bir imtihan sahası olan tarihi, hayat tecrübesi denince de bir hazine olan kültürü anlıyoruz.
Millet ile tarih arasındaki ilişki Müslümanlık için iki bakımdan önem taşır: Birincisi, tarihin millet hayatında objektif bir önemi vardır. Biz kültür ve medeniyetimizle, atalarımızdan devraldığımız vatan ve devlet dahil pek çok şeyimizle birlikte bugüne gelmişizdir. İkincisi millet tarih ilişkisine tarih bilinci diyoruz. Tarih bilinci, millet fertlerinin kendi tarihleri hakkındaki düşünceleridir; geçmişten kök bulmak, yeni dallar uzatmak ve meyve vermekle aynı anlama gelir. Bu yüzden geçmişin, hiç değilse bir sosyal hafıza hâlinde bugünkü hayatımızda bulunması şart oluyor.
Mustafa Yürekli / Haber7
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol