Tüketim kültürü ve değer krizi
- GİRİŞ06.05.2026 08:45
- GÜNCELLEME06.05.2026 08:45
Değerler bir toplumda ulaşılmak istenen hedeflerle, ideal standartlarla ilgilidir. Toplumsal değerler, olanı değil, olması gerekeni ifade eden ölçülerdir. Dolaısıla değer, bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü olarak tanımlanabilir.
Geleneksel toplumların değer ölçüleriyle ve modern toplumların değer ölçüleri birbirinden farklıdır. “Katı olan her şeyin buharlaştığı” modernleşme deneyimi toplumsal değerleri erozyona uğratan süreçleri harekete geçirmektedir.
Değerlerin üretim ve dolaşımı din, etik ve estetik alanlarının sınırları içinde gerçekleşir. Moderniteyle birlikte, daha önce bütünleşik olan bu alanlar birbirinden ayrışarak özerkleşmeye başlamıştır.
TOPLUMSAL DEĞERLER
Toplumsal değerler, toplumun anlam ve semboller dünyasının çerçevesini çizer ve nesilden nesle görsel, sözlü veya yazılı olarak aktarılırlar. Medeniyet değerlerinin önemli bir taşıyıcı unsuru ortak dildir. Değerler, toplum tarafından üzerinde nispi bir uzlaşım sağlanan ortak paylaşım ölçütleridir. Arzu edilen, ihtiyaç duyulan, anlam barındıran her türlü söz, fikir, eylem, eser, nesne toplumsal bir değer içerir. Toplumsal değerler, doğru-yanlış, iyi-kötü, güzel-çirkin, erdemli-erdemsiz gibi yargılarla ilişkilidir; bireylerin yapması ve kaçınması gereken eylemleri bildirirler.
Tarihte her medeniyet kendine özgü değerler üretmiştir. Her çağın, her ülkenin ahlaki ölçütleri değişkenlik gösterebilmektedir. Geleneksel toplumlarda ilahi Varlık, Yaratıcı temel ölçüdür, kimilerinde seküler yaklaşım esastır, “insan her şeyin ölçüsüdür”.
Değer kavramı genellikle prensip veya inanç kavramlarıyla karıştırılır. Prensip, bir değerin davranışa dönüşmüş halidir. İnanç ise bir kişi, nesne veya fikir ile ilgili geçmiş deneyimleri temel alan, olumlu olduğu kadar olumsuz da olabilen, motive edici olduğu kadar engelleyici de olan duygu ve düşüncelerdir.
Toplumda birtakım değerler olmaksızın normlar oluşmaz. Toplumsal norm, toplumsal değerlerden ortaya çıkan beklentiler veya davranış kurallarıdır. Normlar meşruluğun, rızanın ve kuralların çerçevesini çizip belirler. Norm, güçlü yaptırımı olan kurallar sistemidir. Değerlerin yaptırım gücü ise daha zayıftır. Her toplumda bireylerin tutum ve davranışlarını belirleyen, nasıl giyinileceğinden nasıl yemek yenileceğine, belirli mekanlarda nasıl davranılacağına ilişkin çeşitli normlar vardır. Toplumda norma uygun davranış ödüllendirilirken uygun olmayanlar cezalandırılır.
Farklı toplumsal norm türleri vardır. Normlar, yazılı/resmi (formel) ve sözlü/gayri resmi (informel) normlar olmak üzere ikiye ayrılır. Anayasa, yasa, kararname, tüzük, yönetmelik, yönerge gibi belgeler yazılı/resmi normlar kapsamına girer. Yazılı normlara daha çok kamu kurumlarında başvurulur. Sözlü/gayri resmi normlar ise örf, adet, gelenek, görenek, din ve ahlak gibi değerlere dayalıdır. Sözlü normlara uymayanlar toplum tarafından alay, şiddet, dışlanma gibi yaptırımlarla karşılaşabilirler. Resmi olmayan töresel normlar örf, adet, gelenek, görenek, dinsel ve ahlaki kurallardır. Gelenekler daha uzun vadeli ve etkilidir. Modern toplumda aile, okul, kışla gibi kurumlar bu değerlerin yeni nesillere aktarımını sağlar.
TÜKETİM KÜLTÜRÜ VE DEĞERLER KRİZİ
Toplum hayatında vazgeçilmez bir yer işgal eden değer ve normların modernleşme sürecinin hızlı dönüşümleri karşısında sarsılması ve erozyona uğraması birçok sosyal bilimciyi geleneksel ve modern değer ve normlar üzerinde kıyaslamalı olarak düşünmeye sevk etmiştir.
Hayatın temposunun daha da hızlandığı, üretim kültürünün yerine tüketim kültürünü ve akışkan (sabit olmayan, istikrarsız) tercihleri, gelgeç hevesleri, boş zamanı geçiren postmodernite ise değerlerin tüketilmesine dayalıdır.
İçinde bulunduğumuz çağın değerleri neoliberal sistemin talep ve ölçüleri içinde biçimlenmektedir. Tüketim temel pragmatik değer olarak sunulur. Sovyetler’in çöküşüyle eşzamanlı olarak küreselleşme ve postmodernleşme süreçleri toplumsal hayatın bütün veçhelerinde görünürlük kazandı. Yükselen neoliberal değerler modern değerlerin altını oymaya başlamıştı. Bu durum dünyanın hemen her yerinde bir değerler krizini ortaya çıkardı. Bilindik yaşam tarzları, tercihler, modern değer ölçüleri, davranış kalıpları hızla değişiyordu. Küresel sistem tarafından “değerler eğitimi”, “kişisel gelişim”, “rekabet”, “girişimcilik”, “inovasyon” gibi yapay öznelik algılarının yaratılması ve bireysellik sunumunu kolaylaştıran teknik vasıtaların tüm sosyal hayatı tayin eder hale gelmesi, değerlerin kriz içinde oluşunun göstergesidir.
Mustafa Yürekli / Haber7
Yorumlar1