İslam İşbirliği Teşkilatı içinde Savunma Konseyi kurulmalı
- GİRİŞ18.07.2026 08:58
- GÜNCELLEME18.07.2026 08:59
Türkiye, 7-8 Temmuz 2026'da Ankara’da gerçekleştirilen 36. NATO Zirvesi'nde 32 üye ülkenin devlet ve hükümet başkanını, binlerce diplomata ve gazeteciye ev sahipliği yapmıştır..
Trump ısrarla NATO üyesi ülkelere "NATO'da en çok harcamayı ben yapıyorum. Sizi ben koruyorum. Ancak siz maliyetlere yeterince katılmıyorsunuz" diyordu. Taşın altına elini koyması gereken ülke olarak özellikle İspanya, İtalya ve İngiltere'nin isimlerini veriyordu,. Ankara’daki 36. NATO Zirvesi, Tramp’ın tehditleri altında gerçekleşti..
Harvard Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nün öğretim üyesi Stephen M. Walt, ABD’nin dış politikası üzerinde etkili ünlü “Foreign Policy” dergisinde “NATO hâlâ hasta bir köpek yavrusu” başlıklı bir makale yayınladı. Yazıda ana fikir şu: “Ankara zirvesi sadece sorunu erteledi”
ABD'nin korumasının fiyasko ve adeta palavra olduğu İran savaşında görülmüştür. İran, korunma karşılığında ABD'ye trilyonlar ödeyen Körfez ülkelerinin altını üstüne getirdi. ABD'nin, çok daha güçlü olan Rusya ve Çin'e karşı müttefiklerini korumada yetersiz kalacağı görülmüştür. Bu sebeple başta S.Arabistan olmak üzere; Körfez ülkeleri, arayış içine girmişlerdir. Müslüman ülkeler kendi savunmalarını kendileri sağlamak, hatta İslam İşbirliği Teşkilatı’nın içinde ortak savunma konseyini oluşturmak zorunda olduğu anlaşılmıştır.
ABD'nin ilk defa olmak üzere en azından kâğıt üzerinde de olsa dost ülke olarak gördüğü ve üstelik NATO müttefiki olan Türkiye'ye, düşman ülke muamelesi yaparak CAATSA yaptırımları uygulaması da göstermiştir ki; savunma sanayini güçlendirmeye çalışan Türkiye doğru yoldadır.
Bu yazıda İslam’ın vatan savunmasına yaklaşımı üzerine birkaç söz söyleyeceğim. Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir defasında vatan müdafaasının önemini ve faziletini şöyle anlatmıştır: “Vatanı korumak için bir gün ve bir gece nöbet tutmak, bir ay nafile oruç tutup geceleri nafile namaz kılmaktan daha hayırlıdır. Mümin nöbet tutarken ruhunu Allah’a teslim etse bile amel defteri kapanmaz. Allah, onu rızıklandırmaya devam eder…” (1 Müslim, İmâre, 163. )
Bu hadisiyle Allah Resûlü (s.a.s) bizlere, vatan savunmasının mukaddes bir görev olduğunu öğretmektedir. Vatanı korumak için nöbet tutanların ibadet sevabı kazanacaklarını haber vermektedir. Bu uğurda canlarını feda eden şehitlerin, Allah katında sonsuz nimetlere ulaşacaklarını, ebedi cennet ile ödüllendirileceklerini bildirmektedir.
Vatan savunması, sadece üzerinde yaşadığımız toprak parçasını korumaktan ibaret değildir. Vatan müdafaası; dinimizi, İslam ülkelerini (Darül İslamı) canımızı, malımızı, namusumuzu ve neslimizi her türlü tehlikeden korumaktır. İstiklal ve istikbalimizi teminat altına almak, birliğimizi ve kardeşliğimizi güçlendirmek için gayret göstermektir. Vatan savunması; en değerli hazinemiz olan ailemizi güçlü kılmaktır. Çocuklarımızı ve gençlerimizi batıl ideolojilerin, sapkın akımların insafına terk etmemektir. Vatan savunması; işimizi ve mesleğimizi en güzel ve en doğru şekilde yapmak, insanların malına ve canına zarar vermemektir. Şahsi ihtirasları için dinimizi ve duygularımızı istismar etmek isteyen hainlere karşı uyanık olmaktır.

Bizler, İslam millet olarak tarih boyunca aziz vatanımızı muhafaza etmek için nice sıkıntılara göğüs gerdik, nice badireler atlattık. Bütün zorluklar karşısında tek dayanağımız Yüce Rabbimiz oldu. Her şart ve durumda yalnızca O’na güvendik, O’na sığındık. “Gevşeklik göstermeyin, üzülmeyin; iman etmişseniz üstün olan sizsiniz.” (Âl-i İmrân, Ayet: 139) ayetinin müjdesiyle hiçbir zaman yılmadık, yıkılmadık, ümitsizliğe kapılmadık. Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in “Mümin, mümin kardeşi için birbirine sımsıkı kenetlenmiş tuğlalardan oluşan bir bina gibidir.” (Buhârî, Edeb, 36) hadisi gereğince birbirimize omuz verdik. Malazgirt’te, Çanakkale’de, Milli Mücadele’de bütün imkânsızlıklara rağmen en kesif ordulara karşı vatanımızı müdafaa ettik. Hiçbir zaman zulme ve zalimlere geçit vermedik elhamdülillah.
Dün olduğu gibi bugün de yarın da ülkemize ve aziz milletimize karşı kurulan kirli tuzaklar boşa çıkacaktır. İnsanlıktan nasibini almamış, hiçbir ahlaki ve insani değer tanımayan dâhili ve harici cinayet şebekeleri, kirli emellerine asla ulaşamayacaktır. Vatanımızın bölünmez bütünlüğüne kasteden hainler; güven ve huzur ortamımızı bozamayacak, gücümüzü zayıflatamayacak, istikbale dair ümitlerimizi yok edemeyecektir. “Kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saff Suresi; Ayet: 8) vaadi mutlaka gerçekleşecektir.
“O topluluk yakında (Bedir’de) bozguna uğrayacak ve arkalarını dönüp kaçacaklardır.” (Kamer Suresi; Aet: 45) ayetinde buyrulduğu üzere, yeryüzünü savaş alanına çevirmeye çalışan bütün devlet görünümlü terör örgütleri ve arkalarındaki şer güçleri mutlaka hezimete uğrayacaktır.
Etrafımızın ateş çemberine döndürülmek istendiği bugünlerde bize düşen; İslam kardeşliğini esas alarak birlik ve beraberliğimizi muhafaza etmektir. Her alanda güçlü olmak için daha fazla çalışmak, daha fazla çaba göstermektir. İyiliği hayatımızın her alanında hâkim kılmak, kötülüğe ve kötülere engel olmaktır. Göz nuru yavrularımızın iyi bir insan, bilinçli bir Müslüman olarak yetişmeleri için sorumluluklarımızı yerine getirmektir. İnsanların huzuruna, canına, malına kast edenlere karşı yekvücut olmaktır. Aziz şehitlerimizin, uğruna canlarını feda ettikleri, kahraman gazilerimizin cepheden cepheye koştukları ulvi değerleri yaşamak ve yaşatmaktır. Hülasa, ülkemize ve aziz milletimize karşı oynanan kirli oyunları feraset ve basiretle boşa çıkarmaktır. Bu vesileyle, huzurla yaşadığımız güzel vatanımızı bize yurt kılan aziz şehitlerimizi ve ahirete irtihal eden kahraman gazilerimizi rahmet ve minnetle yâd ediyorum.
Ankara’da gerçekleştirilen 36. NATO Zirvesi'nde alınan kararlar güvenlik sorunumuzu çözmüyor.. Türkiye’nin güvenliğini sağlayacak tek yapı İslam İşbirliği Teşkilatı içinde güvenlik konseyi oluşturmak ve İslam milleti olarak ortak savunmaya geçmektir.
İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) bünyesinde ortak bir savunma konseyi kurulması, küresel güvenlik dengeleri ve İslam dünyasının haklarının korunması açısından bölgesel ve uluslararası arenada uzun süredir tartışılan stratejik bir konudur. Bu fikrin savunulan temel amaçları ve olası yansımaları şu şekildedir:
Caydırıcılık ve Güvenlik: Üye ülkeler arasında ortak bir savunma mekanizmasının oluşturulması, dış tehditlere karşı daha güçlü ve organize bir caydırıcılık sağlayabilir.
Barış ve Arabuluculuk: Teşkilat içerisinde yaşanabilecek çatışmaları önlemek ve üye devletler arasında arabuluculuk faaliyetlerini yürütmek için aktif bir güvenlik konseyi misyonu üstlenebilir.
Askeri İş Birliği: Terörle mücadele, sınır güvenliği ve savunma sanayii teknolojilerinin ortak üretimi gibi konularda entegrasyonu artırabilir.
Bir takım zorlukları var bu işin. İlk akla gelenler şunlar:
Ulusal Egemenlik ve Politika Farklılıkları: 57 üye devletin dış politika önceliklerinin ve yönetim biçimlerinin çok farklı olması, ortak bir askeri gücün veya kararın uygulanmasını zorlaştırabilir.
Mevcut Yapı: İİT halihazırda daha çok siyasi, kültürel ve ekonomik dayanışmayı ön planda tutan bir yapıya sahiptir. Bu tür askeri ve bağlayıcı kararlar alabilecek bir savunma konseyinin kurulması, örgütün kuruluş felsefesinde köklü değişiklikler gerektirebilir.
Yazımı Enfâl Sûresi kırk altıncı ayetin mealiyle bitiriyorum: “Allah’a ve Resûlüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüzü kaybedersiniz. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfâl Suresi; Ayet: 46)
Mustafa Yürekli / Haber7
Yorumlar3