Dün'den bugün'e, değişen ne?

  • GİRİŞ11.12.2008 10:24
  • GÜNCELLEME11.12.2008 10:24

Dün'den bugün'e, değişen ne?

Bayramda, biriken kitapları okuma fırsatı buldum. Prof. Nevzat Yalçıntaş, eksik olmasın, Prof. İlber Ortaylı ve Prof. Mümtaz'er Türköne'yle birlikte kendi düşüncelerinin de yer aldığı "Türkler ve İslâmiyet" (Yakamoz Yayınları) isimli bir kitabı bana göndermiş.
Yalçıntaş, laiklik ilkesinin yanlış bir şekilde uygulanmasından yakınıyor; "Barış" anlamına gelen İslâm'ın, şiddet eylemleri sebebiyle, "terörün kaynağı" gibi gösterilmesinden duyduğu üzüntüyü dile getiriyor. "Din, sosyal yaşayışı şekillendirmekte, yaygınlık ve devamlılık kazanarak bir kültür oluşturmakta. Bu yüzden, dini, sosyal hayattan uzaklaştırmayı hedeflemek, toplumu dinden soyutlamak anlamına gelir" diyor.
Aynı kitapta Prof. İlber Ortaylı'da, tekke ve zaviyelere temas ediyor. Ortaylı, Yeniçerilik müessesesi kaldırılınca, Bektaşilerin ve Yeniçerilerin halkın gözünden düşürülmesi için başvurulan yöntemleri de anlatıyor:
"Yeni rejim, kamuoyunun destek ve sempatisini azaltmak için bir takım taktiklere başvuruyordu. Takvim-i Vekayi'nin Ağustos 1833 yılı nüshalarından birinde, Tırnova'da, cadılık (vampir) vakası diye iki Yeniçeri'nin mezarlarının açıldığı, bunların saç, sakal ve tırnaklarının uzamış olmasından, geceleri dirilip vampirlik yaptıkları anlaşıldığı haberi veriliyordu.
Bektaşiler, dallanıp budaklanan bir ihbar mekanizması ile yerli yersiz suçlamalarla karşılaştı. Tanzimat döneminde ise, bürokrasi, 2. Mahmut'un uygulamalarının aksine, Bektaşilikle böylesine amansız bir şekilde uğraşmadı. Fakat genelde, bütün tarikatlar üzerinde, gözetleme, denetim ve sınırlayıcı bir mekanizma geliştirdiler. Tekke devlete yamandı; devlet tekkenin gözeticisi, hamisi oldu. 1925'te, tekke ve zaviyelerin kapatılması, cumhuriyetin icat ettiği bir radikalizm olmaktan çok, kökleri Tanzimat'a kadar uzanan bir resmi kontrol ve şüpheciliğe dayanmaktadır."
Bugünkü meseleler, birden bire zuhur etmedi; onlarca yıldır tartışılıyor. Görüldüğü gibi, inanç biçimlerini denetim altında tutmak, yeni bir teşebbüs değil. Mazi, bugünlere örnek teşkil ediyor. Atatürk'ün kıyafet devriminde, 2. Mahmut'tan esinlenmediğini kim iddia edebilir? Şu farkla ki, 2. Mahmut, fesi,
"modernleşme" sembolü olarak benimsemişti. Atatürk ise, şapkayı. Aslında modernleşmek için, sembollere takılıp kalmadan, özgür, bağımsız, başkalarının haklarına saygılı, demokrasi bilinci gelişmiş bireyler yetiştirmek, bir zihniyet devrimi gerçekleştirmek gerekir. Atatürk bunu, "muasır medeniyet" diye özetlemişti. Ama, maalesef, Türkiye'deki tartışmalar, kurban derisinden başörtüsüne kadar muasır medeniyet ölçüsüne epey uzak düşüyor. Kurban kesimindeki aksaklıkların bu kadar abartılmasında dahi, dini ritüellere duyulan gizli düşmanlığın payı yok mu? Eleştiriler o kadar masum ve art niyetsiz değil.

Bektaşi'den bir fıkra, bir dua

2. Mahmut'tan sonra Bektaşiler, nefeslerini yayınladılar, Bektaşi şiirini sevdirdiler ve bunun sonucunda bir Bektaşi mizah edebiyatı sözlü ve yazılı olarak yayıldı.
Bektaşi ile bir hoca birlikte yola çıkmışlar. Bir süre sonra hoca, namaza durmuş. Rekat üstüne rekat, selâm üstüne selâm... Namaz tamamlanınca Bektaşi sormuş: " Bu ne uzun namaz böyle?"
Hoca "kazaları da kıldım" diye cevap vermiş. Bu defa Bektaşi namaz kılayım demiş. Onunki, daha da uzun sürünce, hoca dayanamamış sormuş: " Senin namazın niye bu kadar uzun sürdü?"
Bektaşi: "Önümüzdeki haftanın namazını kıldım" demiş. Hoca şaşırmış, "Yaa olur mu böyle şey?" Bektaşi gülmüş: "Yukarıdaki, senin veresiyeni kabul ediyor da, benim peşinimi niye kabul etmesin?"
Bir de Bektaşi duası:
"MAL verdiğin zaman SAADETİMİ; KUVVET verdiğin zaman AKLIMI; İKTİDAR verdiğin zaman BASİRETİMİ; BELA verdiğin zaman İMANIMI; GÜZELLİK verdiğin zaman İFFETİMİ; ZORLUK verdiğin zaman SABRIMI benden alma Yarabbim."

Cem Yılmaz'ın hatırına

Türk filmini çok eski yıllardan beri takip ederim. O tarihte, entel takım, bizim filmlerimizi çok hafife alırdı. Yönetmen ya da sanatçıların kusurları, davranışlar , "Nayır... Nolamaz" şeklindeki dublajlar alay konusuydu. Ama çok şükür, artık dünya festivallerinde söz sahibi olabiliyoruz. Lâfı "A.R.O.G" a getireceğim. Zaten Türk filmine merakım olduğu için, böylesine yoğun bir propagandadan sonra, Cem Yılmaz'ın çevirdiği filme bigâne kalamazdım. Gülmek için değil, görmek için gittim. Beklentim yüksek olmadığından büyük hayal kırıklığı da yaşamadım. Filmin, 10 ila 20 yaş kitlesini hedef aldığını söyleyebiliriz. Onlar, bu filmden hoşlanabilirler. Özellikle 2. yarıdaki spor esprileri, ilgilerini çekebilir. Kısacası bu filme, gülüp eğlenmek için değil, Cem Yılmaz'ın hatırına gidilir.

Yorumlar2

  • okur 17 yıl önce Şikayet Et
    slm. güzel bi yazı.. devamını bekleriz
    Cevapla
  • tuncay tezel 17 yıl önce Şikayet Et
    değişen türk milletinin maneviyatı. her geçen gün artıyor. kültür seviyesi artıyor. hemen ve derhal türk islam birliği kurulmalı. tam vakti. demirel bunu engellemiş. mhp alet edilmiş buna. mesut yılmaz engellemiş. ergenekon azerbaycan ve türk cumhuriyetlerinde olaylar çıkarmaya çalışmış. neden? çünkü türkiyenin büyük olması istenmiyor. derhal yapılmalı birlik. abdullah gül hemen yapmalı bunu. türkiye yoksa çok zorlu virajlardan tek çıkamaz. birlikle çıkar. haydi türkiyem, uyanmışken derhal birlik olalım.
    Cevapla
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat