Ankara'da adaylık meselesi
- GİRİŞ23.12.2008 08:44
- GÜNCELLEME23.12.2008 08:44
Tayyip Erdoğan'ın açıkladığı belediye başkan adayları arasında, Melih Gökçek yok. Belli ki, o noktada, hâlâ AK Parti Genel Başkanı kararlı değil. Gökçek, 1994'ten beri, 3 dönem üst üste, belediye başkanlığı yaptı. Erdoğan, geçtiğimiz seçimde, 3 dönem milletvekilliği yapanların pek çoğunu elemişti. Bundan dolayı, zaten, Gökçek'in durumu kritikti. Öte yandan, ilk günden beri Erdoğan ve Gökçek arasında itimada dayalı derin bir bağ mevcut değil.
Tayyip Erdoğan, ihtiyacı olduğu için Gökçek'i AK Parti'ye aldı. Fazilet Partisi kapatıldıktan sonra, AK Parti'nin kuruluş aşamasında, Gökçek kendi başına hareket etmek istemiş, hatta bugün Başbakan yardımcılığı görevini yürüten Cemil Çiçek de, onun yanında yer almıştı. O tarihlerde, "Tayyip Erdoğan'a geçit verilmeyecek" iddiaları mevcuttu. Nitekim, mahkûmiyeti gerekçe gösterilerek önü kesilmeye de çalışıldı. Demek istediğim o ki, herhalde Tayyip Erdoğan'ın içinde, geçmişten kalan bir ukde vardır.
Bununla beraber, Kemal Kılıçdaroğlu ile girdiği tartışmadan sonra Gökçek'ten vazgeçilirse, bu tavır CHP'nin başarısı gibi de algılanabilir. Ayrıca, AK Parti oylarında muhtemel bir gerileme, Erdoğan'ın yanlış bir kararı gibi değerlendirilecektir.
AK Parti lideri, zor bir tercih karşısında. Partinin yaptırdığı son kamuoyu araştırmasında, Turgut Altınok, Melih Gökçek'in 3 puan önündeydi. O zaman başka bir isim hesapta yoktu. Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı için adaylığını koyarsa, AK Parti oylarına ilâve olarak, farklı kesimlerin katkısını sağlayabilir mi? Hem Gökçek'in, hem de Altınok'un MHP oylarını çektiği söyleniyor.
Herkes merakla Tayyip Erdoğan'ın Ankara kararını bekliyor. 1994'te, Milli Görüş İstanbul ve Ankara kalesini fethetmişti. Şu anda, İstanbul, AK Parti açısından sağlam görünüyor. Ankara ise, siyasetteki dalgalanmalardan etkilendiği için, belirsiz bir süreçte yol alıyor.
Gül'ün şeceresi
Abdullah Gül, CHP milletvekili Canan Arıtman'ın iddiaları karşısında, ailesinin bütün fertlerinin Türk ve Müslüman olduğunu açıkladı. Bir deli kuyuya taş atar, bin akıllı çıkartamaz. Şimdi diyecekler ki, "Ne yani, Ermeni olmak kötü bir şey mi... Abdullah Gül, kendisini temize çıkarmak istercesine, neden anne tarafında Ermeni olmadığını söylüyor?"
Ama unutmayalım: Arıtman, Gül'ü yaralamak maksadıyla böyle bir iddia ortaya attı. Cumhurbaşkanı, Ermenilerden özür dilenmesini, demokratik çoğulculuğun gereği olarak değerlendiriyor ya, "onun sütü bozuk" demek istedi.
Meselâ Yalçın Küçük ya da Soner Yalçın, bir sürü insanı Sabataist olarak nitelendiriyor. Aynı Arıtman gibi, bunu iyi niyetle yapmıyorlar. O kişilerin davranış biçimlerinin ya da düşüncelerinin, bu kimlik altında değerlendirilmesini istiyorlar.
Anne tarafım "Kapanlı" olduğu için Sabataist listesine beni de koymuşlar. Oysa, Sabataist olanlar "Kapanlı" değil, "Kapani" ler. Dedemin ismi "Mekki", Osmanlı paşası olan babası Necip Paşa, Mekke kumandanıyken doğmuş ve bu ismi almış. Her zaman
"Biz evlâd-ı fatihanız. Osmanlı, fethettiği topraklara en kıymetli teb'asını gönderirdi; biz onlardanız" derdi. Bu gerçeğe rağmen, Soner Yalçın'ın kitabındaki Sabataist listesinde ismim bulunuyor.
Tekrar başa gelelim... İnsan Ermeni de olabilir, dönme de. Ama karşı taraf, belli ki sizi kötülemek, ya da sözlerinizin değerini azaltmak için bu yaftayı yapıştırıyor. O zaman, yanlışı düzeltmekten başka çare var mı?
Baykal samimi mi?
Deniz Baykal'ın çarşaf açılımı samimi mi, değil mi diye tartışılırken, onu eski yıllardan tanıyan bir arkadaşı hatırlattı: "Ecevit'in kitlelere mal olmasının arka planında, Turan Güneş, Deniz Baykal, Halûk Ülman, Besim Üstünel gibi isimlerin çabaları vardır. Baykal, daha o tarihte, CHP'nin % 70'lik muhafazakâr kitleden oy almadığını fark etmişti.
Ecevit, onların stratejisini uyguladı. Bir grup seçkinin ve bürokratın partisi olmak yerine, CHP'yi, halkın, varoşların partisi haline getirdi. Turan Güneş, Türkiye'de en büyük değişimi Demokrat Parti'nin gerçekleştirdiğine inanırdı."
Baykal samimi bile olsa, parti tabanında ortaya çıkan çatlağı aşabilecek mi? CHP'de bir zihniyet değişikliğini meydana getirmeye zaman var mı? Ama her halükârda şunu söyleyebiliriz: Çarşaflı ve başı örtülü hanımlara CHP rozetinin takılması, "başörtüsü siyasi simgedir" söylemini çökertti. Aynı zamanda, AK Parti'nin yanı sıra, CHP'yi de bu meseleyi halletme sorumluluğuyla karşı karşıya bıraktı. Başörtülüler, tek bir partinin "arka bahçesi" olmadığına göre, çözüm kolaylaşacaktır. Kapsamlı bir anayasa değişikliği içinde, her kesimin hakkı genişletilir ve yasal güvenceler getirilirken, başörtülülerin mağduriyetlerinin giderilmesi çabaları da, artık, "Laik cumhuriyet yara alıyor" direnciyle karşılaşmayacaktır.
Yorumlar5