Hedef siyasetine karşı defansta debelenme

  • GİRİŞ23.02.2021 11:43
  • GÜNCELLEME23.02.2021 11:43

Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen hafta Türkiye’nin önüne yeni bir hedef koydu. “Tarihî bir dönüm noktası” olarak adlandırdığı “Millî Uzay Programı”nı açıkladı. Cumhuriyetin yüzüncü yılı olan 2023’te “Ay ile ilk temasın sağlanacağını” ve “bir Türk vatandaşının uzaya gönderileceğini” müjdeledi.
Erdoğan’ın Millî Uzay Programı’nı açıklamasının ardından, daha önceki tüm büyük projeler açıklandığında dile getirilen itirazların bire bir aynısı, bazı çevreler tarafından tekrarlandı. Örneğin muhalefetin milletvekilleri, “ayranı yok içmeye…”, ve “uçtu uçtu artık Ay'a uçtu” gibi sosyal medya paylaşımları ile açıklanan programı küçümsemeye çalıştılar. NASA’nın Mars’a insansız hava aracı göndermesini hayranlıkla izleyen bazı gazeteciler, “bir uzay yolculuğu eksikti” diye kendi ülkelerinin çabasını değersizleştirmeye çalıştılar.
Bu tip itirazlara, “öz güvensizlik”, kendi devletine ve milletine “yabancılaşma”, “kör husumet” deyip geçebiliriz. Üzerinde durmanın gereksiz olduğunu düşünebiliriz. Bu davranışların bir tür psikolojik sorun olduğuna da hükmedebiliriz.
Bu teşhislerin hepsi de doğru olabilir. Ancak meselenin anlaşılması için izaha ihtiyaç vardır. Tekrar eden bu davranışlar, “öğrenilmiş çaresizlik”ten başka bir şey değildir.
Çünkü Erdoğan, bir proje ya da reformu vadetti ise bunu gerçekleştireceğini artık herhâlde bilmeyen yoktur. Sadece destekçileri değil, muhalifler de bunun böyle olduğunu uzun yıllardır deneyimleyerek gördüler.
Bundan önce, Türkiye’nin Otomobili, Marmaray, Avrasya Tüneli, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Osmangazi Köprüsü, Çanakkale 18 Mart Köprüsü, insansız hava araçları, denizlerde hidrokarbon keşfi ve millî savunma sanayi atılımları gibi daha birçok büyük projeye benzer içeriklerle itiraz edilmişti. Ama hepsi bir bir gerçekleşti.
Halbuki; “bundan önceki bütün mega projelere benzer yaklaşım tarzları ile itiraz ittik. Küçümsedik, değersizleştirmeye ve önemsizleştirmeye çalıştık. Ama hepsini Erdoğan yönetimleri gerçekleştirdi. Dolayısıyla, günün sonunda küçük düşen, alaya alınan, madara olan biz olduk” diyerek başka yöntemleri deneyebilirlerdi.
Bu bağlamda, “desteklediğimiz partilere baskı yaparak ya da teşvik ederek, onların da siyasette yeni hedeflerle yeni bir öykü yazmasını sağlamalıyız” diye düşünebilirlerdi.
Aslında bu debelenme siyaseti ve öğrenilmiş çaresizliğin altında yatan esas neden, destekledikleri ya da içinde bulundukları partilerin, Türkiye’nin geleceğine ilişkin bir türlü yeni bir hikâye yazamaması ve umut oluşturamamasına duyulan öfke ile ilgili…
Muhalefet partileri, alternatif bir hikâye oluşturamadığı müddetçe, defansta debelenmeye devam edecek. Yeni bir hikâye yazamadığı ve toplumun geleceğine yönelik bir umut oluşturulamadığı sürece de negatif siyasetle günü kurtarmaya çalışacak.
“Yeni anayasa yapacağız, çalışıyoruz” demekle yeni bir anayasa yapılmaz. “Kürt meselesinin çözümüne yeni bir rapor hazırlıyoruz” diyerek de mevcut sorunlar çözülmez. “Güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçeceğiz” sözünü her gün tekrar ederek iktidar olunmaz. “Falanca sorunun çözümü için hükûmete 15 maddelik öneri sunduk” demekle de meselelere çözüm bulunmaz.
Ayrıca, “Türkiye’nin sorunlarının çözümü ve geleceği için mükemmel parti programı hazırladık”, “parti tüzüğümüz çok demokratik”, “parti içi demokrasimizin dünyada eşi benzeri olmayacak” ve  “kurucularımızı çok katmanlı mülakatlardan geçirdik, hepsi mükemmel” demekle de halkın tercih edeceği bir parti hâline gelinemez.
“Peki bunları söylüyorsun güzel de muhalefet ne yapsın” diye soranlara çok basit bir cevabım var:
Önce, “AK Parti nasıl oluyor da 18 yıldır tüm seçimleri kazanarak iktidarını sürdürüyor” sorusuna sahici bir cevap üreteceksiniz. Sahici olmak için de öncelikle kendinizi avutmak için uluslararası çevrelerce size sunulan, “yarışmacı, seçimsel ve rekabetçi otoriterlik üzerinden seçim kazanılıyor” gibi zırvaların arkasına saklanmayacaksınız.
Sonra da, milletin önüne hedef koyacak, hedeflerinizi gerçekleştirebileceğinize milleti inandıracaksınız. Bunlar kolay mı? Belki de sizin baktığınız çerçeveden imkânsız...

TÜRKİYE GAZETESİ

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat