Muhalifliğin de bir onuru olmalı…
- GİRİŞ22.01.2026 08:39
- GÜNCELLEME22.01.2026 08:39
Türkiye’de muhalif olmak, ne yazık ki onur, erdem, fazilet ve haysiyet gibi değerlerle de kavgalı olmak anlamına geliyor.
Salt objektif kriterler bağlamında eleştiri getiren ve ilkesel planda muhalif olan şahsiyetleri tenzih ediyoruz elbette lakin onları da kirleten bir muhalif güruh var karşımızda…
İşleri güçleri tezvirat, bühtan, karalama, hakaret ve küfür…
Bunların içerisinde kendini okumuş-yazmış addeden, seçkin sayan ve vatandaşı tahkir ederek aşağılayan bir zümre de var ki, muhaliflerin en şeriri, en rezili ve en ahlaksızı bunlardır.
Bundan bir süre önce temas etmekten bile hicap duyduğum bir hadise yaşandı bu memlekette ve orta yere ahlaksızlığın rezilliğin en yakası açılmadık olanları döküldü.
Silivri mukimi malum şahsın kiraladığı bir jette yaşanan iğrençlikleri bile savundu bahsini ettiğim güruh ki, kelimenin tam manasıyla sözün bittiği yerdi…
Şimdi size, kendisini ayrıcalıklı ve üstün addeden bir öznenin davranışına ve değerlendirmelerine dair bir örnekleme sunarak, bunların nasıl bir ruh haline, nasıl bir tıynete ve nasıl bir ahlaka sahip olduğunu göstermeye çalışacağım…
Adı, Ruşen Çakır bu şahsın…
40 yıl önce çalıştığı dergi için “İslâmcı” dosyaları yaparak meşhur oldu.
Allah selamet versin bizimkiler de (?) neleri var neleri yok, bunun önüne saçarak işini çok kolaylaştırdı…
Birdenbire ‘İslamcı uzmanı’ vasfı kazandı kaçınılmaz olarak.
Hayatı boyunca da bu unvanın ekmeğini yedi tabii…
Sonrasında da batılı kurum ve vakıflardan aldığı fonlarla ününe başka bir boyut kattı.
Ruşen’i ve medya aygıtını fonlayan güç, onu serbest bırakacak değildi elbet.
İktidara ve Tayyip Erdoğan’a düşman bir tezvirat mekanizmasına dönüştü medyası ve kendisi…
Burnunun önünü görecek bir ferasete sahip olmadığı halde kanaat önderi sayıldı ve yüksek perdeden sözde öngörüler içeren yorumlar yaptı.
Mesela 2023 seçiminden önce Erdoğan’ın kesinlikle kazanamayacağını, Kılıçdaroğlu’nun ise çoktan bu işi bitirdiğini anlatıp durdu mütemadiyen.
Hatta bununla da yetinmeyip, “Erdoğan kazanırsa artık yorum yapmam” diyerek manipülasyonda zirveye çıktı.
Erdoğan bir kez daha kazandı ama Ruşen oralı bile değildi.
Sanki o sözleri hiç söylememiş gibi, sanki “bir daha yorum yapmam” dememiş gibi kaldığı yerden manipülasyona ve tezvirata devam etti…
Bir başka örnek daha…
Malum gündem bu sıralar Suriye ve orada gelişen hadiseler…
Geçmişte Amerika’nın binlerce TIR silah desteği verdiği Suriye PKK’sı, Ruşen’i fonlayan güçlerin reklamının yapılmasını istediği bir örgüt olduğu için bahse konu şahsın da her vesile ile “çok güçlü”, “çok önemli” vurgusuyla öne çıkardığı bir husus oldu hep.
Mesela, “Bakalım Ankara ‘Mazlum Abdi realitesini ne zaman tanıyacak?
Ne kadar erken olursa herkes için o kadar iyi olur” diyerek, varlığı bile tartışmalı bir güç karşısında Türkiye’nin teslim olmasını istedi.
Dikkat buyurun, bu sözleri öyle bir tonda ve bağlamda sarf etti ki, Avrupalılar hesabına ‘Türkiye komiserliği’ yapan bir görevli sanmanız işten bile değildir.
Bir başka örnek…
Şöyle diyordu hazret, SDG’nin çok büyük bir güç olduğuna gönderme yaparak…
“Şöyle bir beklenti içerisinde olanlar varsa ki var, biliyorum; ‘Halep'teki olay büyür, Suriye'ye sıçrar Türkiye dahil olur ve SDG etkisizleştirilir’ gibi bir senaryo yapan varsa yani onlara Allah akıl versin demek gerekir.
Çünkü böyle bir durumda Türkiye'yi bir arada tutmak mümkün olmaz.
Bunu özellikle vurgulamak lazım.”
Sözde analiz yaparak ekmeğini kazanan bir insanın, bu kadar kısa sürede, bu kadar büyük bir yanılgı yaşıyor olması maalesef ki, Türkiye’ye has bir durumdur.
Ruşen’in kıblesi olan Batı’daki herhangi bir medya kuruluşunda, böylesine basiretsiz ve cahil birine değil yazarlık, kapıcılık bile yaptırmazlar!
Lakin burası Türkiye ve Ruşen gibiler asla rezil olmaz, her daim dört ayak üzerine düşerler…
Hem de çok büyük paralar kazanarak…
Batılılar kendi ülkelerinde böyle basiretsiz ve cahil birine asla yazdırmazlar, hatta kapılarının önünden bile geçirtmezler lakin bahse konu Türkiye’ye yapılacak bir operasyon ise, Ruşen gibilere kamyonla para öderler.
Söylediklerinin isabetli olup olmaması önemli değildir bunlar için…
Halkı manipüle edecek, yanlışa yönlendirecek şeyler söylesin de isterse kökünden yanlış olsun, hiç önemli değildir…
Nitekim hadiseler mütemadiyen tam da bu şekilde gerçekleşiyor maalesef…
Söylediği her şeyde çuvallayan bu şahıs, hiçbir şey olmamış gibi ertesi gün, amiyane tabirle “analiz kasmaya” ve tabiidir ki, fonlanmaya kaldığı yerden devam ediyor…
Yazının başında bu tiplerin, kendilerini seçkin/elit addettiklerinden ve vatandaşı küçümseyip aşağıladıklarından söz etmiştik.
Bir örnek de bu hususa dair…
İşbu özne bir süre önce efendisini ziyaret için Silivri’ye gidiyor.
Çıkarken de X-Ray cihazı üzerindeki bir araç anahtarını alıp yola devam ediyor.
Anahtar kendisinin değil, tanımadığı bir hanım avukatın…
Avukat, çıkışta anahtarını bulamayınca güvenlik kameralarından kimin aldığına baktırıyor ve görülüyor ki, anahtarı Ruşen almış.
Kimseye sormadan pervasızca başkasına ait anahtarı alıp giden şahsa nasıl ulaşabileceğini düşünürken eski gazeteci CHP’li Mustafa Balbay’ı görüyor.
Bunun üzerine avukat hanım, Mustafa Balbay’dan, Ruşen Çakır’ın gasp ettiği anahtarını geri getirmesi için aramasını rica ediyor.
Ruşen Çakır’ın bu yüzde yüz haklı talebi şu oluyor…
“Ben anahtarı İsmail Saymaz’ın sandım… Bana ne, gelsin kendisi alsın…”
Buyurun buradan yakın…
Normal bir insan evladının, mağdur olan şahıstan özür dilemekle kalmayıp uğradığı tüm sıkıntıları “tazmin” teklifinde bulunacağı böyle bir hadisede, bahse konu şahsın sanki canının istediği yerde başkasına ait bir şeyi alıp götürme hakkına sahipmiş gibi davranmasındaki rahatlığa ve nasıl bir tıynete sahip olduğunu ortaya koyarken ki nobranlığa bakar mısınız Allah aşkına!
Düşünün, mağdur olan avukat hanım, tüm eşyaları arabada olduğu için o soğukta saatlerce beklemek zorunda kalmış ve fakat aldığı cevap bu…
Hadise, ikinci ağızdan değil, bizzat mağdur olan hanımefendi tarafından kamuoyuna yansıtıldı.
Peki, mukabilinde ne oldu dersiniz?
Evet, tam isabet!..
Ruşen yine bildiğiniz tıyneti ile hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam etmekle kalmayıp, bu konuda yazıp çizenlerle hesaplaşacağını da söyledi ki, “yavuz hırsız” halt etmiş yanında…
Evet, Ruşen Çakır, tıpkı Fatih Altaylı ve diğer türdeşleri gibi böyledir!
Bunlar, yaptıkları zerre kadar önem taşımayan analizler üzerinden büyük paralar kazanmakla meşhurdurlar.
İçinde gram doğru olmayan, baştan sona bir öngörüsüzlük ve cehalet abidesi analizlerinin müşterisi hazır nasıl olsa…
“Parayı veren düdüğü çalar” mı dediniz?
Olacak o kadar…
Hem Ruşen ve türdeşlerinin bu ahlaki meseleyi sorun ettiğini de nereden çıkarıyoruz ki…
Pazarlanan ahlak bile olsa neticede alan razı, veren razı…
Yorumlar8
-
Adem Akkaya
1 saat önce
Şikayet Et
İnanın herkes gibi bu Ruşen Çakır da her şeyin farkında ama bu gibiler gerçekleri değil olmasını istediklerini kaleme alırlar bunu da yaparken hiç bir ilke ahlak tanımazlar çünkü dertleri islam ve müslümanlar onun için iş başında olan milliyetçi muhafazakar iktidara saldırmakta hiç bir beis görmezler.
Beğen
Cevapla
Toplam 2 beğeni
-
M. Ali
2 saat önce
Şikayet Et
Adamları dinleyen, okuyan kitle belli; Ha bire kitleyip duruyorlar, doğru yanlış önemli değil.
Beğen
Cevapla
Toplam 5 beğeni
-
Misafir
2 saat önce
Şikayet Et
Nihat bey kardeşim sizin yadığınız bu olayları okuyunca aklıma filistinde Gazze,de yaşananlar geldi,Gazzede ve Filistindeki hırsızlarla bunların geçmişlerin de bir akrabalık bağı olmasın,banana öyle geliyorki bunlarda kesin siyonist,tir....
Beğen
Cevapla
Toplam 2 beğeni
-
oflu
2 saat önce
Şikayet Et
Adamın, dünyalık kazanmak için satamayacağı değer yoktur. Malum para tatlı geliyor.
Beğen
Cevapla
Toplam 5 beğeni
-
Cemşit
2 saat önce
Şikayet Et
İşte bu.... tam tanımlamış bir güruh.. baştaki sondaki ortadaki.. Hepsi. Yüreğine sağlık. Kaleminiz hep çalışsın inşallah
Beğen
Cevapla
Toplam 4 beğeni
Daha fazla yorum görüntüle