Dijital çukura diri diri gömülen çocuklar…

  • GİRİŞ21.04.2026 08:46
  • GÜNCELLEME21.04.2026 08:51

Urfa ve Kahramanmaraş’taki okullara yönelik silahlı saldırılar tüm Türkiye’yi önce şoka soktu ardından yasa boğdu.

Herkes, çocuk denecek yaştaki öğrencilerin böyle bir canavarlığa nasıl tevessül edebildiğine şaşıyor ve bunun nedenlerini sorguluyor…

En sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim.

Bu ve benzeri hadiselerden, ferdan fert herkes, hepimiz sorumluyuz.

Hiç kimse bu sorumluluğu başkasının üzerine atma lüksüne sahip değil!

Şimdi, artık külahları önümüze koyup etraflıca düşünme zamanı…

Toplum, ekonomik göstereler bozulma eğilimine girdiğinde yahut sosyal güvenlikte bir sorun oluştuğunda veya ulaşım, içinden çıkılmaz bir hal aldığında bunları devletle ilişkilendirmekte yerden göğe kadar haklı olur ve ilgilileri çözüme davet etmeye hak kazanır lakin eğitim söz konusu olduğunda bu kabul otomatikman değişir.

Zira bu olgunun bir ucunda devlet varsa öteki ucunda da aileler ve toplumun bizatihi kendisi vardır.

Devlet, eğitim için sağlıklı şartları oluşturmak ve halkın genetik kodlarına göre bir sistem üretmekle görevlidir, bu doğru ama ya daha birkaç aylıkken başlayan çocuk eğitiminde ailelerin vurdumduymazlığına ve boş vermişliğine ne demeli?

Esasen herkesin “külahları önüne koyup etraflıca düşünme zamanı” derken, gözlerden kaçırdığımız yahut işimize gelmediği için görmezden geldiğimiz bu hakikate dikkat çekmek istemiştim.

Birkaç nesilden beri tüm toplum olarak çocuk eğitimini ve terbiyesini maalesef dijital aletlere teslim ettik.

Uzmanlarınca her vesile ile zararları anlatılan başta mobil telefon ve bilgisayar olmak üzere bilcümle elektronik araçlar, konuşmaya bile başlamamış çocukların ellerine verilirken, hiçbir denetim yoluna başvurmadan bilgisayarlar yavruların emrine amade kılınırken, böyle bir neticeyi kendi ellerimizle hazırladığımızın farkında bile değildik ne yazık ki…

Hadi diyelim ki, onlar çocuktur isterler...

Peki, biz de çocuk muyuz ki, kendi evladımızı zehirleyeceği ve toplumdışı bir fert haline getireceği en başından beri belli olan bu aletleri sorgusuz sualsiz onların önüne koyuyoruz?

Bir sosyal medya platformunda şöyle bir anekdot okumuştum.

Misafirliğe giden bir ailenin 3 yaşındaki çocuğu, neye kızmışsa artık, elindeki cep telefonunu televizyona fırlatarak her ikisinin de kırılmasına neden olmuş.

Ev sahibi büyük bir kızgınlıkla çocuğun babasına doğru bakınca sözde baba gülerek şöyle deyivermiş…

“Bu kırdığı üçüncü televizyon ve telefon…”

Bu mudur yani?

Evet, ne yazık ki, budur!    

“Çocuğun psikolojisi bozulmasın” yahut “Biz görmedik bari onlar görsün” safsatasıdır tüm toplumu böylesine körleştiren ve vurdumduymaz yapan.

Yahu, dayaktan vazgeçtim, ebeveynler, en küçük bir yaptırım sözcüğü bile kullanmaya korkar olmuş bu kökünden saçma sapan olan argümanlar nedeniyle.

İyiyi kötüyü, doğruyu yanlışı, güzeli çirkini ailede öğrenmediyse çocuk, okulda nasıl öğrenecek Allah aşkına!..

Ebeveynlerin, okulda yapılan en küçük bir eleştiri sonrasında ilgili öğretmeni adeta linç etmesi ve türlü şikayetlerle adamı adeta anasından doğduğuna pişman etmesine ne demeli peki?

Hiç kimse kusura bakmasın, çocuğu hayata hazırlamak adına hiçbir şey yapmayan bilakis bir dediğini iki etmeyen ve bu kahrolası dijital aletleri bir mükafat nesnesi gibi kullanan aileler yani hepimiz bu faciadan kendi ölçeğimizde mesulüz.

Eğitim sistemine gelince…

Lafı hiç eğip bükmeden söyleyeceğim.

Maneviyatı kökünden söküp atmış seküler eğitim-öğretim metodundan ve milletin kutsi değerleriyle kanlı bıçaklı olan bu ne idüğü belirsiz anlayıştan, bundan daha fazlasını beklemek abestir!

Kahramanmaraş’taki hadise apaçık bir biçimde göstermiştir ki, manevi eğitimi, manevi terbiyeyi, manevi freni ve manevi şuuru vermeyen seküler eğitim sistemleri ile seküler yasalar derdimize derman olmuyor.

Bırakın derman olmasını, son örnekte somut bir şekilde görüldüğü üzere 14 yaşındaki bir çocuktan kelimenin tam manasıyla bir canavar üretiyor!

Biz böyle dedik ya, bakınız tam tersini düşünenlerin sözcüsü sayılabilecek bir şahıs ne yaptı 10 masum insanın toprağa düşmesinin hemen akabinde…

“Radikal İslamcı tipler yaratmak isteyen bir güruh bakanlığı işgal etmiş!”

La havle ve la kuvvete…

Böyle bir hadise sonrasında asıl meseleyi gözlerden kaçırmak için başvurulmuş zalim olduğu kadar izan ve insaftan yoksun bu yaklaşım için ne söyleyeyim bilemedim doğrusu…

Bunu diyen kim mi?

CHP’nin sözde gölge Milli Eğitim bakanı Suat Özçağdaş…

Sırf ramazan ayında okullarda bir nebze olsun manevi hava estiren bakan Yusuf Tekin’den intikam alabilmek için saldıran ve akbabalar gibi fırsatçılık yapan sadece bu şahıs değil tüm laikçi kesimdi ne yazık ki…

Bunların dertleri asla ölen 10 masum insan değildi…

Tıpkı zerre kadar umursamadıkları halde devlete saldırmak için depremde ölenleri bahane ettikleri gibi bu hadiseyi de kendi menfur emelleri için araçsallaştırmaktan çekinmediler.

Depreme, yangına ve bu türden toplumsal facialara yürek sevindiren bu kesim yine silahlarını kuşanmıştı ki, saldırganın ailesinin dibine kadar seküler, laik ve hatta sosyal medyadaki paylaşımlarından anlaşıldığı üzere din düşmanı olduğu ortaya çıktı.

O canavarın annesi başörtülü, babası sarıkla namaz kılan birisi olsaydı eğer, nelerin yaşanabileceğini hayal etmek bile istemem doğrusu…

Emin olun bütün bir ülke yangın yerine dönmüş ve her tarafta yıkıcı protestolar alıp başını yürümüştü…

Bunların maksadının üzüm yemek değil bağcı dövmek olduğuna başka bir delil…

Kısa bir süre önce partilerinden tutun da STK’larına varıncaya kadar bu laikperest kitle, “okulların önünde polisin ne işi var” diye gösteriler yapıp yürüyüşler düzenlerlerken, bu hadise akabinde, okulların önünde polis olmadığı gerekçesiyle hesap sormaya kalkıştılar.

Maksat bir bahane bulup hükumete saldırmak ve halkı infiale sürüklemek olunca hiçbir çelişki ve tutarsızlık onlar için mesele teşkil etmiyor maalesef…

 

Evet, yazının başında da ifade ettiğimiz gibi artık külahları önümüze koyup etraflıca düşünme zamanı…

Hem, her afetten bir sorun ve İslâm düşmanlığı üreten bu hastalıklı kesimle ilgili hem de çocuklarımızı şu kahrolası teknolojik aletlerin tasallutundan nasıl kurtarabileceğimizle ilgili…

Yarından tezi yok…

Yorumlar3

  • Ülkeci 1 saat önce Şikayet Et
    İletişim başkanlığı derhal bu içerikteki oyunların ülkeye girişini yasaklasın sorun kökünden çözülsün. Nedir bu çekilen çile?
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • Yurtsever 1 saat önce Şikayet Et
    Aynen öyle ayrıca okullarda anlatılan ve gerçek hayatta işe yaramayan dersleri ayıklamalı çocuklar a islam ahlakı ve bilim ve teknoloji dersleri sürekli verilmeli çünkü ihtiyaç onlar unutmayalım çocuklar bizim geleceğimiz meyvelerimiz yerli ve milli yetiştirmemiz lazım
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • Hüseyin 1 saat önce Şikayet Et
    Sedece digital oyunlar degil masallah turk dizilerindeki sidet sahnelerde ondan asagi degil
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat