Unuttuğumuz, aslında kendi geçmişimiz ve uğradığımız zulümler!

  • GİRİŞ30.04.2026 09:38
  • GÜNCELLEME30.04.2026 09:58

Geçenlerde arşivimi düzenlerken bir haber ve yansımalarına dair aldığım bir not çıktı karşıma…

Tamamen unuttuğum ve artık toplum olarak da hiçbir şekilde hatırlamadığımız bir hususu içeriyordu bahse konu not.

Merak buyurmayın, notu tabii ki sizinle de paylaşacağım ama öncesinde birkaç kelam etmeme izin verin lütfen.

 

Unutmak, bir insaniyet zaafı.

Öyle ki, kimi etimoloji uzmanları insan sözcüğünün Arapça ‘Nisyan’ (yani unutmak) ile aynı kökten türediğini iddia ederler.

Bu kabule göre insan, bizatihi unutmanın ta kendisi aslında…

Bunun hepimizi rahatsız edecek başka bir anlamı var maalesef.

Neden mi?

Söyleyeyim…

Unutan, nankörlüğe neredeyse gırtlağına kadar batmış kişidir esasen.

Nankörlük de unutmanın tabii bir neticesi değil midir zaten?

 

Gelelim bahsini ettiğim nota…

Notu almama neden olan hadise şu…

2007 yılında beyninin sağ tarafındaki tıkanıklığa bağlı olarak kısmi felç geçiren ünlü sanatçı Nejat Uygur, Ankara Bilkent’teki TSK Rehabilitasyon Merkezine yatırılıyor.

Bunun üzerine dönemin başbakanı olan Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan hanımefendi, bir sanatçıya vefa adına, ziyarete gitmek ister ve sanatçının eşi Necla Uygur’u arayarak geleceğini söyler…

Sonra ne mi olur?

Necla hanımın ağzından dinleyelim dilerseniz…

 

“Sayın Emine Hanım bana telefon açtılar. Bir nezaket ziyaretinde bulunacaklarını söylediler.

Memnuniyetle beklediğimi söyledim.

Sayın hemşirelere haber verdim, Başbakanın eşinin geleceğini.

Onlar da herhalde haber vermişler ki sonra bana geldiler, dediler ki, ‘Sayın Emine Hanım’ın gelmesi için Genelkurmaydan izin alınması gerekmektedir.’

Ben bilmiyorum olayı.

Ondan sonra Genelkurmayın da GATA’ya bildirmesi lazımmış,

GATA’nın da onaylayıp haber vermesi lazımmış.

Böyle bir şeyin imkânsız olabileceğini söylediler ve benim kendilerine bildirmemi söylediler.

Benim için zor bir durumdu.

Nezaket gösterdi hanımefendi bana, dışarıda benimle buluştu. Üzüntülerini bildirdi.

Ben de kendilerine üzüntülerimi bildirdim.

Böyle bir şeyin ortasında olmaktan ben çok mutsuz oldum.”

Siz de benim gibi ‘vay canına!’ dediniz değil mi?

Vay ki, ne vay!

Hadise 2007’de gerçekleştiğine göre aradan 19 yıl geçmiş.

O gün bu hadiseleri duyma, bilme ve anlama makamında olmayan 11 yaşındaki bir çocuk şimdi 30 yaşında. Yani orta yaş kuşağı…

Bu hesabı neden mi yaptım?

30 yaşındaki insanların bile hatırlamadığı bir hadisenin genç kuşaklar nezdinde hiçbir anlamının olmayacağını vurgulamak için elbette…

Buna 30’unu aşkın insanların da unutkanlığını eklersek ortaya bugünkü nankörlüğe dayanmış karmakarışık halin tercümesi çıkar.

Bakınız koskoca başbakanın hanımı bir hasta ziyareti yapamıyor!

Niçin?

Başörtülü olduğu için!

‘Askeri hastaneye giremezsin!’ diyenler, başbakanın memurları.

Açıkça ülkenin en büyük idari amirine kafa tutuyorlar.

Böyle bir güce sahip olduklarını tevehhüm ediyorlar ve ‘laiklik’ putunun arkasına saklanarak zulmediyorlar.

Başbakana bunu yapan vatandaşa ne yapmaz!

İşte böyle bir Türkiye’den bugüne geldik…

Unuttuğumuz, aslında kendi geçmişimiz ve uğradığımız zulümler.

Kendi çocuklarımıza bile aktarmayı başaramamışız.

Artık rehavetten midir yoksa nankörlükten mi, ona siz karar verin.

 

Şimdi bunu en yakınınızdaki genç bir insana anlattığınızı varsayın…

Ülkenin başbakanının eşinin bir hastane ziyaretine gidemediğini, birilerinin bunu engelleyebildiğini söyleyin, bakalım tepkisi ne olacak.

Anlayamayacağı muhakkak!

Lakin vereceği tepkiyi kestirmem güç…

Normalde, ‘olur mu öyle şey, bunu yapanlar zorbadır!’ demesi lazım ama gülüp geçme ihtimalleri de var ne yazık ki…

Oysa o günün şartlarında hadisenin özeti tam olarak şöyleydi.

Başbakanın eşi ama nefes alamayacak denli kuşatılmış ve yasaklanmış…

Eşi başbakan fakat bu duruma karşı kelimenin tam manasıyla ‘çaresiz!’…

 

O gün bu alçaklıklara maruz kalan başbakan bugün Cumhurbaşkanı ve aradan geçen zaman içerisinde ülkeyi, bu kuşatılmışlık psikolojisinden kurtarmak için devrim niteliğinde adımlar atarken, medya savaş tamtamları çalmış, bazı odaklar homurdanmış ve hukuku babasının çiftliği gibi görenler kapatma davalarına başvurmuştu…

Bunlara dair örnekleri de hatırlatalım mı?

Hatırlatalım…

Başörtüsü sorununun halline yönelik gerçekleştirilen anayasa değişikliğini, medyanın sözde ‘amiral gemisi’; ‘411 El Kaosa Kalktı’ şeklinde manşet atarak püskürtmeye çalışmadı mı?...

Birtakım kimseler, homurdanmaya başlamadı mı?

Bazı sivil generaller, ‘haydi paşam daha ne duruyorsunuz?!’ demediler mi?

Yargıtay cumhuriyet başsavcısı iktidar partisinin kapatılması talebiyle dava açmadı mı?

Daha çok var da sanırım bu kadarı kâfi…

Bakınız bunların hepsi, o devrin zalimlerini hesaba kattığımızda anlaşılır şeyler…

Anlaşılır olmayan tüm bunları yaşamış bir toplumun eften püften gerekçelerin arkasına saklanarak bu zulümlerin banisi olan partiye sempatik yaklaşmaları ve hatta iktidar alternatifi yapmalarıdır…

Şuna herkes emin olsun ki, ellerine tekrar böyle bir fırsat geçerse, yukarıdaki hadise, yaşanacak olan zulümlerin, amiyane tabirle en ballısı olur.

Bugün, Cumhurbaşkanımıza yönelik acımasızca ve en sivri dille eleştiri getiren kendi çocuklarımız, intikam peşinde koşanların iktidarında, bu salvolarının şefaatini asla göremeyecek ve bırakın kendilerini, bebelerini bile onların zulümlerinden kurtaramayacaklardır.

Bu tespit, benim zorlama yaklaşımımın bir neticesi değil kesinlikle.

Girin sosyal medyaya, görün intikam çığlığı atanların bıçaklarını nasıl bilediklerini…

Allah bu millete, ‘dünya lideri’ olma arifesinde iken tepetaklak düşüp bir nevi cehennem çukuru sayılabilecek böyle bir durumu yaşatmasın.

Yalnız kimse şunu da unutmasın.

“Bir toplum kendi nefsinde olanı değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez!” (Ra’d Suresi; 11) ayetinin hükmü bir sünnetullah olarak tüm toplumları kuşatır ve hükmünü cari kılar…

Ne anlama geliyor bu?

Nasılsak öyle yönetileceğiz ve bize her ne olacaksa bizden ötürü olacak…

Yorumlar33

  • jowopjwjopqwe 5 dakika önce Şikayet Et
    Çok güzel bir yazı olmuş. Bunları bizzat yaşayan biri olarak az bile yazılmış.
    Cevapla
  • Nurcihan 8 dakika önce Şikayet Et
    O günleri unutmadık.
    Cevapla
  • adem k 12 dakika önce Şikayet Et
    Asla unutmadık unutmayacağız da o beyililerin hesabını AHİRETE bırakmayacağız inşALLAH
    Cevapla
  • Siirt li 12 dakika önce Şikayet Et
    Çok güzel özetlemişsiniz Ak parti öncesini ve ak parti dönemini genç neslin gözlerinin açılması dileğiyle.
    Cevapla
  • Ziyaretçi 16 dakika önce Şikayet Et
    "Geçmiş geçmişte kaldı " sözü maalesef gerçeklerin örtbas edilmesidir. Kaleminize kuvvet. Unutturmayın ki unutulmayasınız
    Cevapla
Daha fazla yorum görüntüle
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat