15 Temmuz istiklal harbi…

  • GİRİŞ14.07.2026 09:20
  • GÜNCELLEME14.07.2026 09:27

Yarın 15 Temmuz…

İslâm tarihindeki en mel’un, en münafık, en soysuz, en aşağılık ihanet şebekesinin türlü fitne ve şenaatlerden sonra fiilen darbe girişiminde bulunmasının üzerinden tam 10 yıl geçmiş.

Kendisini yarı tanrı bir konuma oturtan yeri geldiğinde peygamberi bile (haşa) dikkate almayacağını beyan eden İslâm Süfyan’ının CIA hesabına kotarmaya çalıştığı bu aşağılık darbe girişimi, bu aziz milletin, İstiklâl şairi merhum Mehmet Akif Ersoy’un “Siper et gövdeni dursun bu hayasızca akın!” mısraında manası bulan bir civanmertlikle ve kelimenin tam manasıyla göğsünü siper ederek durduruldu.

Amerika’nın 51ci eyaleti olmayı reddeden ve tarihteki nice şanlı zaferlere bir yenisini ekleyen bu milleti merhume, 15 Temmuz günü aynı zamanda bir işgal girişimini de akamete uğratmıştı.

Hakikat şudur ki, 15 Temmuz gecesi melekler, Türkiye semalarından arza nüzul ettiler ve direniş kararı alan insanların aralarına katıldılar.

Sahip oldukları nurani vasıfları nedeniyle etraflarını tenvir ederlerken, bizlerin göremediği elleriyle zalimlere karşı tavır alan civanmertlerin sırtlarını sıvazladılar ve onların kalplerine inşirah zerk ettiler.

Bu vesile ile daha düne kadar, ‘sıradan’ addedilen insanlar, bir anda tarih yazan kahramanlara dönüşüverdiler.    

Açık söylemek gerekirse benim, ‘hakikat’ diye nitelediğim bu husustan zerre kadar şüphem yoktur ve hiç olmadı…

O gece kişisel olarak yaşadıklarım hayatım boyunca asla unutmayacağım bir muhtevaya sahiptir.

Adeta yıllar süren 15-20 saatlik zaman sürecini en mühim gelişmeleriyle birlikte zihnimde hep diri tutacağım inşallah…

Aradan 10 yıl geçmiş değil de sanki dünmüş gibi hatırlıyorum…

O tarihte Başbakan olan Binali Yıldırım’ın bir TV kanalına bağlanıp açıklama yaptığı an, ‘acaba’lar son bulmuş ve mesele büyük ölçüde anlaşılmıştı artık.

Yine aşağılık bir darbe hadisesiyle karşı karşıyaydık.

Temmuz sıcağında azıcık serinlemek için gittiğim parktan derhal büyük bir hızla eve doğru hareket ettim.

Eve geldiğimde herkes teyakkuz halindeydi.

Olan biteni anlamakta güçlük çekiyor, nelerin olup bittiğini benden öğrenmeye çalışıyorlardı.

Hiç tevile meydan bırakmaksızın “bu bir darbe” dedim.

Benden daha ılımlı bir cevap bekleyen ev halkı resmen paniklemişlerdi.

“Ne olacak peki?” diye sordular.

“Hiçbir fikrim yok, başarırlarsa sadece bizim değil, hatta sadece Türkiye’nin de değil, bütün bir ümmetin umudunu ve geleceğini yitireceğini” bütün çıplaklığı ile ifade ettim ve ardından ekledim. “Ben şimdi meydana gidiyorum, döner miyim bilmiyorum, dua edelim de Allah bunlara fırsat vermesin!”

Yatsı namazını kılıp yola revan oldum.

Yolda giderken nelerin olabileceğini hayal etmeye çalıştım.

Hani romanlarda ve hikâyelerde zor bir durumda kalan kişiye söyletilen, “o an bütün hayatım bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti” diye bir klişe vardır ya, tıpkı onun gibi ama tam tersinden, eğer bu mel’un darbe girişimi başarıya ulaşırsa, o günden sonra olacaklar bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti…

Türkiye, avuçlarının içine kadar gelmiş “lider ülke” hayalini en az yüz yıl erteleyecek, ABD’nin eyaletlerinden bir eyalet olacak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun önemli bir kısmını kapsayan bölücü devlet kurulacak ve yeniden paryalığa dönülecekti.

Sadece ümmet değil, mazlum halklar da umutlarını toprağa gömecekti.

Sonrasında baş mel’un CIA ajanı Türkiye’ye getirilecek, halife yapılacak vesaire vesaire…

Bize gelince…

O anki psikoloji ile kendimi düşünmüyor, ülkemin ve çocuklarımızın geleceği adına büyük bir üzüntü yaşıyordum.

Dudaklarımda dualarla meydana vardım.

Henüz çok az insan ulaşmıştı toplanma mahalline…

Herkes elinde telefonlarla ulaşabildiği insanları meydana çağırıyordu.

Kalabalık hızla büyüyordu…

Kamyonlar ve iş makinaları stratejik yolları kapatıyor, insanlar aşağılık darbeyi lanetleyen sloganlar atıyor ve birbirlerinden aldıkları güçle çok daha kuvvetle bağırıyorlardı.

Bu halkı millet yapan bütün unsurlar birer birer toplanıyorlardı meydana.

Romanlarda ve hikâyelerde okuduğum savaş meydanı tasvirlerini artık çok daha iyi anlayabiliyordum zira benimle birlikte herkes bu psikolojide idi ve kimse canın derdinde değildi.

Bir ara pijamalarıyla gelen birkaç kişi görmüştüm.

Bu manzara karşısında gözyaşlarıma engel olamamış ve şöyle demiştim kendi kendime…

“Allah’ın izniyle bizi yenemeyecekler!

Ben, bu insanların en küçüğünden en büyüğüne kadar hepsinin ellerinden öpüyorum!

Ya Rab, bu insanları mahzun ve mahzul etme!”

Sonra müjde geldi.

Reis bir TV kanalına bağlanıp görüntülü telefondan herkesi bu hain darbeye karşı direnmeye çağıyordu!

İnsanların motivasyona 5’e, 10’a katlanmıştı.

Salalar okunuyor, meydan kalabalığı kaldıramaz duruma geliyordu.

Artık kulaklarımız sadece İstanbul ve Ankara’daki gelişmelere kilitlenmişti.

Sonrası malum.

Allah, İslâm tarihinin belki de en şerli, en aşağılık, en münafık, en zalim, en hain işbirlikçi alçakları rezil ve zelil eyledi.

Güneşin doğuşuyla birlikte, mel’un darbenin bastırıldığı hakikati de ışımaya başlamış, büyük bir felaketin eşiğinden dönmüştük.

Bizleri bu büyük afetten Allah’ın iradesi ve inayetiyle, halkın feraseti ve Reis’in liderliği korumuştu.

Allah, bu aziz millete bir daha böylesine acı ve felaket yaşatmasın.

Bir daha böylesine hain ve aşağılık mahlûklara fırsat vermesin ve bugünleri unutturmasın!

Zira unutan hüsrandadır!

15 Temmuz şehitlerini rahmet ve minnetle anıyor gazilerimize şükranlarımızı arz ediyoruz...

Yorumlar4

  • VerMehteri 2 saat önce Şikayet Et
    içimizde kuzu postuna bürünmüş bekliyorlar , devletimiz bunları hızla ortaya çıkarıp ağır cezaya çarptırmalı
    Cevapla Toplam 2 beğeni
  • Bir Garip Derviş 2 saat önce Şikayet Et
    Aminn
    Cevapla
  • vatansever 2 saat önce Şikayet Et
    E ne oldu. hain alçak katilleri hapishanelerde besliyoruz. bu mudur yani.
    Cevapla
  • AĞACAN 3 saat önce Şikayet Et
    Eyvallah Sayın Hocam Eyvallah , Amin amin amin.
    Cevapla Toplam 4 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat