Soylu bir direnmiş mi yoksa ucuz bir karşıtlık mı?..
- GİRİŞ24.09.2026 09:00
- GÜNCELLEME24.09.2026 09:00
Bu memlekette ‘muhaliflik” mefhumu kadar gadre uğrayan çok az kavram vardır.
Bu kavram ‘soylu bir direniş’ mahiyetinde de tezahür edebilir, Türkiye’de olduğu gibi ucuz numaralara başvuran fikir cambazlarının sergilediği pespayelik suretine de bürünebilir…
Böylesine tamamen zıt manalarda kullanılan talihsiz bir mefhum…
Düşünsenize ne söylerse söylesin ne yaparsa yapsın iyi olup olmadığına bakmaksızın iktidarın aksine bir şeyler söyleme ihtiyacında olan ‘hastalıklı’ yaklaşıma sahip hatırı sayılır bir kitle var bu memlekette.
Ortak payda ‘iktidar karşıtlığı’ olunca sağ sol, liberal, (neo) İslamcı (!), Kemalist, FETÖ’cü, komünist, faşist, besleme medya vesaire vesaire vesaire…
Ne varsa hepsi topyekûn aynı çuvala girebiliyor, ilginç bir biçimde.
Tuhaftır, sözde ‘muhalifler’ bu durumdan rahatsızlık da duymuyorlar.
Yakın geçmişte, söz gelimi Kemalistler, İslamcılarla aynı şeye karşı olmayı sorgular; hatta zaman zaman “bizden öğrendiniz bunları” demeye getiren küçümseyici bir tavır takınırlardı.
Şimdi fark etmiyor.
Muhalif olsun da koy çamurdan olsun.
İçlerinde kavramlara derin manalar yükleyebilen ciddi entelektüeller (!) bile var ki, akl-ı selim kaç para!
Peki, dertleri ne bu karman çorman oluşumun?..
Mevcut iktidardan daha doğrusu Erdoğan’dan duydukları rahatsızlık elbette.
Küçük, küçücük dünyaları, onları bu noktada birleştirmeye yetip de artıyor.
“Dünya 5’ten büyüktür!” gibi kelimenin tam manasıyla ‘karşı’ bir duruş, bunlar için hiçbir anlam ifade etmez mesela.
Müstekbirlerin şımarık çocuğu İsrail’e; “van minıt” çekmenin zaten irapta mahalli yoktur.
İnsaniyetin idam edildiği sürgün adası Gazze’ye ulaşma çabasının da müspet bir karşılığı bulunmaz mezkûr taifenin zihin dünyasında.
Oysa sahici manada ‘muhaliflik’, gerekirse yalnızlaşmak demek değil midir?
Bunlar, bırakın yalnızlaşmayı, buldukları ilk fırsatta batılı efendilerinden “ne duruyorsunuz müdahale etsenize” demekten rahatsızlık duymayacak denli küresel iktidarın aparatı olmaya sindirmiş zavallılar topluluğudur!
İşte bu yüzden Türkiye’deki sözde muhaliflerin yaklaşımını esas aldığımızda genel anlamda efsunlu gibi görünen bu kavram birden sönüverip, tüm büyüsünü yitiriveriyor.
Çelik çomak kabilinden bir mahiyet arz eden bu sözde muhalifliğe mukabil tüm dünyanın gözleri önünde adeta meydan okurcasına gerçekleştirilen bir muhaliflik de var!
Bunun öznesi kim peki?
Elbette ki Tayyip Erdoğan!
Yıllardan beridir müstekbirlerin oyuncağına dönüşen BM’de inatla ve ısrarla dile getirilen sahici bir muhaliflikten söz ediyorum.
Yukarıda sözde muhaliflerin yaklaşımlarını özetlerken dikkat ederseniz şöyle bir gerçek çıktı ortaya…
Ulusal ölçekte muhalif görünenler, aslında ‘küresel iktidarın’ piyonları mesabesindeler…
Buna karşın ulusal ölçekteki iktidarın ise Tayyip Erdoğan’ın şahsında beynelmilel bir muhalifliğe tekabül ettiğini görüyoruz.
Evet, halkın, kendisini temsil etme imkânı bulduğu iktidar partisinin lideridir bahse konu zat…
Dünyadaki en şahsiyetli muhalefetin merkezlerinden birisi, hatta birincisi!
Yazının başında da işaret ettik…
“Dünya 5’ten büyüktür!” diyecek kadar radikal bir küresel iktidar muhalifi!
Emperyalist güçlerin, dünyada cereyan eden bütün zulümlere gözünü kapayıp alttan alta zalimlere destek verdiği bir vasatta, “zulme rıza gösteremeyiz!..” diyerek statükoyu sallayan bir muhalif!
‘Van münit’ diyerek, bütün zorbaların şahsında İsrail cumhurbaşkanını, Amerikalıları, Avrupalıları şoka sokan, bununla birlikte dünyadaki tüm ezilen halkları sevince gark eden bir muhalif!
Ülkesinin tam bağımsızlığı adına canını ortaya koyan, kan emici IMF’yi ülkesinden kovan ve bu anlamda küresel iktidara meydan okuyan bir muhalif!
Özetle; dünyadaki kurulu düzene gerçek manada muhalif…
Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz günlerde BM’de yaptığı konuşmada bu hususiyetini bir kez daha tabir caiz ise soktu tüm dünyanın görmeyen gözlerine ve sağır olan kulaklarına…
Birleşmiş Milletler kürsüsünden ‘Dünya Beşten Büyüktür’ diye haykırarak, bir kez daha uluslararası topluma hakikat ve adalet çağrısında bulundu.
Şu sözlerle de mazlum Gazze halkının adeta haykıran sesi oldu.
“Bizler, tıpkı geçen yıl olduğu gibi, özgür ve egemen Filistin Devleti’nin sesi olacak, Filistin halkının mücadelesini bu kürsüden dünyaya duyurmaya devam edeceğiz.
Gazze, çağımızın en insanlık dışı, en utanç verici temerküz kampıdır.
Gazze’de çocuklar, güven içinde olacak.
Birleşmiş Milletlere güven, ancak bu şekilde yeniden sağlanabilir.”
Gazze’nin yeniden inşasına vakit kaybetmeden başlamamız gerekiyor.
Bu konuda sizleri, İsrail üzerinde daha fazla baskı kurmaya çağırıyorum.
Biz, gerekirse sıkıntı çekeriz, gerekirse bedel öderiz; ama haksızlık karşısında susmayız, zulme asla rıza göstermeyiz!”
Bu sözler BM salonunda bir bomba etkisi husule getirirken, içten içe kaynayan sessiz yığınlar ayakta alkışlayarak destek verdi, beynelmilel muhalefetin önderine…
Üstat Sezai Karakoç’tan yapılan şu alıntı ise tüm mazlum halkların vicdanını galeyana getirecek ve onlara ümit olacak cinstendi…
“Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak.
Halbuki biz sussak, tarih susmayacak.
Tarih sussa, hakikat susmayacak.
Onlar sanıyorlar ki, bizden kurtulsalar mesele kalmayacak.
Halbuki bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar. Vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar, Allah’ın gazabından kurtulamayacaklar!”
Ve son söz!..
Biz, yeryüzünü kana, ateşe, ölüme ve zulme boğan tüm emperyalist güçlerin karşısında dimdik duran, onların tehditlerine ve korkutmalarına metelik vermeyen, dünyadaki en sahici muhalif olan Erdoğan’ın yanında bulunmayı hakiki manada muhaliflik addediyoruz!
Ve biz, ülkesinin değerlerini, milletin, ümmetin ve mazlum halkların umudunu, gözünü kırpmadan Türkiye düşmanlarına peşkeş çekmeye fit olmuş küresel iktidarın zavallı piyonlarının ve işbirlikçilerinin tam karşısında bulunmaktan da şeref duyuyoruz elbette!
Yorumlar2