Azerbaycan’daki gelişmelerin perde arkası…

  • GİRİŞ20.10.2026 08:44
  • GÜNCELLEME20.10.2026 08:44

Azerbaycan’da neler oluyor?

Son gelişmeler bağlamında ‘bayram değil, seyran değil’ kıvamındaki Azerbaycan Bakanlar Kurulu’nun okul üniforması ve kıyafet düzenlemesine dair aldığı son idari karar, zahirde basit bir kamusal alan düzenlemesi gibi görünse de Ankara ile Bakü hattında son yılların en görünür diplomatik gerilimini tetikledi ve bir anda kendimizi bir karmaşanın içinde bulduk…

Türkiye’deki muhafazakâr siyasi çevrelerin ve kamuoyunun bu karara yönelik getirdiği sert eleştiriler, Bakü’de beklenmedik derecede keskin bir diplomatik dirençle karşılanınca mezkûr karmaşa varabileceği en üst düzeye ulaştı.

İlham Aliyev yönetiminin ve iktidardaki Yeni Azerbaycan Partisi’nin (YAP) “iç işlerimize karışmayın” ve “himaye istemiyoruz” çıkışları ise iki ülke arasındaki geleneksel söylemleri sarsan yeni bir dönemin habercisi oldu...

Kendimizi kandırmayalım, bu gerilim, okul kapısındaki bir örtü düzenlemesinden ibaret değildir; olay, iki kardeş ülke arasına örülen görünmez bir duvarın ilk tuğlasıdır ve masaya konulan çok boyutlu bir jeopolitik tavırdır!..

 

Meselenin tam bu noktasında şu tespiti yapmamız artık şart…

Uluslararası ilişkilerde ve siyaset psikolojisinde, otoriter liderlerin ve hanedanlık yapılarının en hassas noktası mutlak egemenlik alanlarının korunmasında gösterdikleri hassasiyet ‘kaygıdan’ da öte bir anlam taşır.  

Gelişmelere bu açıdan bakıldığında, İlham Aliyev’in bizatihi şahsı için iktidarını devam ettirme amacı her türlü stratejik ortaklığın ve ne yazık ki kardeşlik söylemlerinin üzerinde olduğu apaçık bir biçimde görülecektir.

“Bir millet, iki devlet” retorik ambalajı ne kadar güçlü olursa olsun, rasyonel realizm argümanı, Aliyev tarafından, Türkiye’nin Azerbaycan iç siyasetine ve kültürel kodlarına müdahale potansiyelini bir iç güvenlik tehdidi olarak okunmaktadır.

Ne yazık ki hakikat budur ve bu nedenledir ki, Türkiye’deki iç siyasi dinamiklerin ve kamuoyu reflekslerinin Azerbaycan’daki başörtüsü tartışmalarına verdiği katkı, Aliyev’in karar alma mekanizmasındaki o kronik “kontrolü kaybetme” endişesini aktif hale getirmiştir.

 

Bu durum, modern bir yönetim refleksi veya anlık bir öfke patlaması gibi sunulsa da aslında tarihin tekerrüründen ibarettir…

Bu hadise tıpkı 19. yüzyılda Çarlık Rusya’sının Kafkasya’da “sekülerleşme ve modernleşme” adı altında yerel hanlıkları İstanbul’un (Osmanlı’nın) dini ve siyasi nüfuzundan koparma stratejisi gibi, bugün de okul kapısındaki başörtüsü yasağı üzerinden Türkiye’ye yapısal bir mesafe ayarı verilme maksadı taşımaktadır.

 

Yaşanan bu kaotik durumun en büyük mimarlarından biri hatta birincisi, şüphesiz perde arkasındaki en stratejik aktör olan İsrail’dir.

Biz buna ‘yılanın başı’ da diyebiliriz…

Gazze’deki savaş sonrası Türkiye’nin İsrail’i bölgesel bir tehdit olarak konumlandırması ve her alanda tecrit etme politikası, Tel Aviv’i hayati bir güvenlik ikilemine sokmuştur.

Herkes şu gerçeği kabul etmelidir ki İsrail için Azerbaycan, sıradan bir enerji ortağı değil; İran sınırındaki en kritik askeri, istihbari ve lojistik bir üstür.

Azerbaycan ordusunun Şuşa Beyannamesi sonrası tamamen Türk askeri modeline geçmesi ve Türkiye ile derin bir entegrasyona girmesi, İsrail devlet aklında “Bakü’yü Türkiye eliyle anti-İsrail cepheye kaptırma” korkusu husule getirmiştir ve bu artık tartışılmayacak derecede bedihi bir haikattir…

 

Bu tehdidi (?) bertaraf etmek adına İsrail istihbaratı ve diplomatik kanalları, Aliyev’in masasına sarsıcı bir senaryo bırakmıştır…

“Türkiye, İkinci Karabağ Savaşı’ndaki desteğini bir diyet tahsilatına dönüştürerek Azerbaycan’ı kendi neo-Osmanlı ve İslamcı dış politikasının Kafkasya’daki uydusu ve bir vekil devleti haline getirmek istiyor.”

Doğrudan yahut telkin yoluyla tam olarak böyle diyorlar…

Aliyev’in “himaye istemiyoruz” çıkışı, bütünüyle İsrail tarafından ilmek ilmek işlenen bu “vekil devlet olma” korkusunun dışa vurumudur.

Nitekim bu yönlendirmenin bir sonucu olarak Bakü, savunma sanayisinde Türkiye tekelini kırmak adına İsrail ile ortak silah fabrikalarını devreye sokmuş ve askeri dengede Türkiye’ye “tek seçeneğim sen değilsin” mesajı vermekten imtina etmemiştir.

 

Bir de hesaba katılmayan şöyle bir gerçek var…

Kafkasya denkleminde Rusya olmadan hiçbir taş yerinden oynamaz!..

Peki, bu hadisede Rusya’nın rolü nedir dersiniz?..

Moskova’nın buradaki rolü, Kafkasya’daki tarihsel hegemonyasını korumaya yöneliktir. İkinci Karabağ Savaşı’ndan sonra Türkiye’nin bölgede kurduğu mutlak askeri varlık Kremlin’i derinden rahatsız etmiştir.

Rusya için en ideal senaryo, Azerbaycan’ın hiçbir zaman Türkiye’ye tam entegre olmaması, Ankara ile Bakü arasında sürekli olarak kaşınabilir yapısal ve ideolojik krizlerin bulunmasıdır.

 

Bu noktada Rusya devlet aklı, Aliyev’in iktidarı adına duyduğu endişeyi zirveye çıkaracak mükemmel bir manivela kullanmıştır.

Rusya, Aliyev’e el altından şu tezi işlemiştir:

“Ankara’nın Kafkasya’daki tek önceliği siz değilsiniz; sınırları açarak ve Erivan ile ekonomik bağlar kurarak sizi Ermenistan ile dengelemek istiyorlar. Sırtınızı tamamen Türkiye’ye dayarsanız masada yalnız kalırsınız.”

Yani hem Rusya ve hem de İsrail, Türkiye’nin Ermenistan ile yakınlaşmasından duydukları rahatsızlığı Aliyev’e de bulaştırmışlardır ki bu hamle, Aliyev’i, ‘Gardaş’ dedikleri ülkeye karşı defansif bir pozisyon almaya ve kendi gücünü tahkim etmek için Türkiye’nin en hassas olduğu kültürel alanlarda kriz çıkarmak maksadıyla harekete geçmesine yetmiştir…

 

Buradaki en çarpıcı jeopolitik gerçeklik, normal şartlarda küresel siyasette ve Ukrayna-Suriye hatlarında karşı karşıya gelen Rusya ve İsrail’in, Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin mesafeli kalması konusunda kusursuz bir çıkar ortaklığında birleşmesidir.

İsrail, Azerbaycan’ın Türkiye eliyle İslamcı/anti-İsrail bir çizgiye kaymasını engellemek için Aliyev’in endişelerini körüklemekte, Rusya ise Azerbaycan’ın Türkiye eliyle tamamen NATO/Ankara eksenine entegre olup kendi arka bahçesinden çıkmasını önlemek için perde arkasından Aliyev’i baskılamaktadır.

Aliyev’in önünde hem Tel Aviv’den hem de Moskova’dan gelen hayli hacimli bir stratejik rapor vardır ve ikisi de farklı kelimelerle aynı şeyi söylemektedir:

“Türkiye egemenliğinizi yutuyor.”

 

Nitekim Aliyev, arkasına aldığı bu küresel fısıldamaların verdiği özgüvenle, geliştirdiği bu yeni mesafeli duruşu (aslında karşı duruşu), saklama ihtiyacı bile duymamaktadır.

Devletin resmi haber ajansı APA, İsrail Cumhurbaşkanı Herzog’un Bakü ziyaretine tepki gösteren Türkiye’yi doğrudan “her seferinde manipülasyon yapacak bir bahane aramakla” suçlamış ve Türkiye’nin bölgedeki hamilik rolünü açıkça reddettiğini resmi olarak kayıtlara geçirmiştir.

Azerbaycan merkezli Qafqazinfo’nun Türkiye’yi ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ı hedef alan haberi de bahsini ettiğimiz olumsuzluğun yaygın bir kanaate dönüşmesine sebep olmuştur.

Yani artık bu, bir ‘yanlış anlaşılma’ değil, rahatsızlığın apaçık ifadesidir!

 

Sonuç olarak; Azerbaycan’da patlak veren başörtüsü ve kıyafet yönetmeliği krizi, basit bir iç politika düzenlemesi değil; İsrail’in çevreleme doktrini, Rusya’nın böl-yönet siyaseti ve otoriter lider psikolojisinin kesiştiği çok katmanlı bir jeopolitik operasyondur.

İlham Aliyev, Türkiye’ye doğrudan diplomatik veya askeri bir cephe açamayacağı için, faturayı Türk hükumetinin en duyarlı olduğu İslâmî semboller üzerinden keserek aklı sıra sağlam bir argümanla bir karşı duruş sergilemektedir.

Yüksek sesle dillendirilen bu karşı duruşun, Türkiye’ye Kafkasya’da çizilen net bir sınır çizgisi telmih ettiğinde ise şüphe yoktur…  

 

Şimdi asıl soru şudur:

Biz kamuoyunda “Bir millet, iki devlet” retoriklerinin ninnisiyle uyurken, kardeşimizin (?) evine yerleştirilen yeni misafirleri ve etrafımıza örülen bu görünmez duvarları dolambaçlı ifadeler yerine doğrudan işaret edebilecek basirete sahip miyiz?

Açık söylemek gerekirse bu gerçekler yerli yerince tespit edilemezse eğer hiçbir eleştiri ve değerlendirme sahici manda bir etki husule getiremeyecek ve bir slogandan öteye gidemeyecektir.

 

Yorumlar3

  • ammar 58 dakika önce Şikayet Et
    Türkler çok duygusal, hemen sahipleniverdik ama olay şu DEVLETLER ARASINDA DOSTLUK DÜŞMANLIK YOKTUR MENFAAT VARDIR
    Cevapla Toplam 1 beğeni
  • Ali Çelik 1 saat önce Şikayet Et
    Zamanında Türkiye ile Azabeycanı sınır komşusu yapmayan Rusyanın Boş durduğunu düşünmek saflık olur
    Cevapla Toplam 1 beğeni
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat