"Seçmenin verdiği ve seçmenin aldığı mesaj!"

  • GİRİŞ03.11.2015 09:26
  • GÜNCELLEME03.11.2015 09:26

1 Kasım seçimlerinden "tek başına iktidar" çıkabileceğini öngörmüş ama bu ölçüde başarıyı tahmin edememiş biri olarak, bugünden değerlendirme yapmanın kolaylığını peşinen kabul ediyorum. 

"Ben demiştim" diye ortaya çıkmanın makbul davranış tarzı olmadığını da dikkate alarak, 27 Haziran 2015 tarihli yazımdaki son paragrafı hatırlatmak istiyorum: 

"... Türkiye, 7 Haziran seçimlerinin 'sağlamasını yapmaktan' çekinmemelidir. Denilebilir ki, 'Tablo değişmeyecek, vakit ve nakit kaybı olacak!' Bu gerekçe makul olsa bile Kasım ayında yenilenecek seçim bir tür 'referanduma dönüştürülebilir.' Seçmene, 'tek başına iktidar mı, koalisyon mu istiyorsun?' diye sorulabilir!" 

***

7 Haziran seçimlerini "seçmenin verdiği mesaj", 1 Kasım seçimlerini ise "seçmenin aldığı mesaj" olarak okumak mümkün. 7 Haziran'da "AK Parti'ye", 1 Kasım'da "muhalefete" ders verildiği açık. AK Parti, seçmenin uyarılarını en fazla dikkate alan parti kimliği ile öne çıktı. 
7 Haziran-1 Kasım arasında geçen süre gösterdi ki, 

 Türkiye, "siyasi, güvenlik ve ekonomik istikrarını" aynı anda kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı ve bunun bedeli çok ağır olacaktı. 
 Seçmen, 7 Haziran'da elinin ayarının biraz kaçtığını ama AK Parti'nin gerekli mesajı aldığını, diğer partilerin ülke sorumluluğunu üstlenmeye hazır olmadığını teyit etti. 

 Vatandaş, geçmiş 5 ay içindeki olaylarla "ülkeyi bölünmeye, ekonomiyi krize götürecek" içeriden ve dışarıdan desteklenen kirli senaryoyu fark etti ve bu büyük meydan okumalara ancak "güçlü tek başına iktidarla" karşı konulabileceğini belirtti. 

 CHP, "vaatleri" ve 7 Haziran sonrası "uzlaşmacı görüntüsü!" ile seçmenin saygısını kazandı ama oyunu kazanamadı. CHP'de ülke yönetimine talip olma arayışı ile 13 yıllık AK Parti iktidarından rövanş alma niyeti arasındaki "siyasi cari açık" giderilemedi. Vatandaş, vaatler boyutunda "Nasıl olsa AK Partisiz hükümet olmayacak. O halde eldeki bir daldaki ikiden iyidir" dedi. Çoklu istikrarsızlık riski karşısında iktidarı ne CHP ile paylaştırmaya ne de zayıf tek başına hükümet kurmaya razı oldu. 

 MHP, iki açıdan kaybetti. 1- Kampanyasını doğrudan Cumhurbaşkanı karşıtlığına odakladı. Milletin seçtiği Cumhurbaşkanı'na saldırarak milletle kavga eder duruma düştü. 2- Hükümet sorumluluğundan kaçmakla kalmadı, terörle mücadele gibi en iddialı olduğu alanda dahi "ortak siyasi tavır" çağrılarına kulağını tıkadı. Anayasa gereği zorunlu hale gelen geçici hükümete bile girmeyip, AK Parti'yi, HDP ile baş başa bırakarak siyasi fırsatçılığa soyundu. Bu oyuna, merhum Başbuğ'un oğlu Tuğrul Türkeş'in "dur" demesi ise Devlet Bey'in (Bahçeli) siyasi stratejisinin çöküşünün habercisi idi. 

yazının devamı için tıklayınız

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat