Mısır özelinde Arap Baharı
- GİRİŞ28.08.2011 09:43
- GÜNCELLEME28.08.2011 09:43
Bir önceki yazımızda Ortadoğu'yu derinden sarsan devrim sürecini genel hatlarıyla ele almıştık. Bu yazımızda ise Mısır özelinden yola çıkarak söz konusu süreç (Arap Baharı) hakkında genel çıkarımlarda bulunmaya çalışacağız.
Yeni dönemin paradigmalarını öğrenmek için Mısır'ı temel almamızın altında yatan neden, onun tarih boyunca özeliklide son yüz yılda bölgede üstlendiği ayrıcalıklı konumudur. Tarih bize Mısır'da ortaya çıkan ya da orada yankı bulan tüm siyasi, kültürel ya da dini hareketlerin bölgedeki diğer ülkeleri derinden etkilediğini göstermektedir.
Bu sonuca varabilmek için Mısır'ın geçirdiği tarihi sürece kısaca göz atmak yeterlidir.
Fransız işgali Mısır'ın geçirdiği en önemli tarihi kırılma noktalarından biridir. 1798'de başlayan işgal İngiltere’nin müdahalesi ve Akadaki Osmanlı direnişi sayesinde çok kısa sürer. Ama işgalin neden olduğu değişim ve dönüşüm Mısır'ı derinden etkiler.
İktidar boşluğundan yararlanarak İktidarı ele geçiren Kavalalı Mehmet Ali Paşa işgal sonrası Mısır'ın yapılandırılmasında kendine Fransa’yı örnek alır. Kararlılıkla yürüttüğü reformlar sayesinde Mısır'ı kısa sürede her açıdan örnek alınacak bir belde haline getirir. İktisadi alanda başlayan kalkınma askeri alana da yansır. Mehmet Ali Paşa bölgenin en modern ve en güçlü ordusunu kurar. Bu modern ordu sayesinde, Paşa, mensubu bulunduğu imparatorluğun ordusunu bir kaç defa yenip İstanbul önlerine kadar gelir.
Mehmet Ali Paşa'nın bıraktığı miras evlatları ve torunlarının yanlış politikaları ve müsriflikleri yüzünden heba olur. Bu arada 1867 Süveyş kanalının açılmasıyla, Mısır'ın Avrupa için önemi diğer bölgelere kıyaslanmayacak derecede artar. Ümit burnunun bulunmasıyla yitirdiği önemini tekrar hem de misliyle kazanır. Kanalın açılmasıyla perçinleştirdiği eşsiz jeopolitik konumu o dönem sömürgelere dayalı yayılmacı bir politika takip eden batının iştahını kabartır.
İngiltere kendi çıkarları için hayati konumda olan Mısır'ı bir fırsattan yararlanarak 1882 işgal eder. 1914’de de Mısır üzerinde hamiliğini ilan eder.
Teoride 1932’de biten Mısır'ın İngiltere tarafından işgali pratikte Süveyş kanalının Nasır tarafından millileştirildiği 1956 senesine kadar sürer. Bu tarih Mısır için yeni bir döneminde başlangıcıdır.
İngiltere’ye kafa tutan Cemal Abdul Nasır, Arapları emperyalizmin boyunduruğu altından kurtaracak ulusal kahraman olarak görülmeye başlanır. O tarihten itibaren Nasır ve Mısır tüm Arap dünyası için taklit edilecek ideal bir örnektir. Bu dönemde Mısır Siyasetten ekonomiye, Edebiyattan Sinema ve Müziğe kadar Arap dünyasını her alanda derinden etkiler.
Nasırın kuramcısı olduğu Arap sosyalizmi bölgenin maruz kaldığı tüm sorunlar için sihirli bir reçete olur. Ne İsrail’e karşı alınan 1967 hezimeti ne de 1979da İsrail’le imzalanan Kamp David antlaşmaları bu etkiyi kırmaya yetmez. 1960lardaki kadar olmasa da Mısır Arap dünyası üzerindeki etkisine günümüze kadar sürdürür.
Tüm bu tarihi süreçten çıkarılacak en önemli sonuç, Arap baharının Mısırda başarıya ulaşması başta Arap dünyası olmak üzere tüm bölgenin bir kırılma noktası ile karşı karşıya olduğunu göstermesidir. Mısır örneğinden sonra, devrim sürecinin diğer tüm Arap rejimleri etkilemesine kesin gözüyle bakılıyor.
Nitekim Arap baharı, sarstığı ilk ülke olan Tunus’ta başarıya ulaştıktan sonra değil de Mübarek rejimin devrilmesinden sonra ciddiye alınmaya başlandı. O ana kadar bunun yerel bir ayaklanma olduğu ve daha öncekiler gibi kısa sürede kanlı bir şekilde bastırılacağı kanaati ağır basıyordu.
Zeynel Abidin'in düşmesi bile bu kötümser bakış açısını değiştirmeye yetmedi. Devrimin Mısıra sıçraması ve kitleleri umulmadık şekilde sokağa dökmesiyle temkinli analizler yerini Mısır düşerse hepsi düşer gibi daha cüretkâr ifadelere bırakmaya başladı. Mübarek sonrası bölgede meydana gelen gelişmelerde bu ifadeleri haklı çıkardı.
Süreç henüz tamamlanmadı. Ama Fa' tan Umman'a, Suriye’den Sudan'a kadar tüm baskıcı rejimlerin devrimin neden olduğu dip dalgalar karşısında tutunamayıp yıkılması hiç sürpriz olmayacaktır.
Mısır örneğinin bize gösterdiği diğer bir nokta ise Arap baharının kısmi bir değişimden ziyade önceki döneme tamamen son verecek devrimsel bir süreç olmasıdır. Bu devrimsel süreç belirli bir zaman dilimi içerisinde mevcut rejimleri köklerinden tasfiye edip yerine yeni paradigmalara dayalı yepyeni bir düzen kuruyor.
Devrim sonrası gelişmeler, son derece iddialı olan bu bakış açısını haklı çıkarmaktadır. Mısırda, zamanla devrimin ateşinin düşmesi ve bir kaç küçük değişiklikle sınırlı kalınması düşünülüyordu. Oysa hadiseler bunun tam aksi istikametinde gelişti.
Devrimin meydanlarda en radikal gruplar tarafından dile getirilen talepleri tek tek gerçekleşti. Mübarek, oğulları, yakın ve uzak tüm çevresi ilk etapta tasfiye edildi sonrada tutuklanarak yargılanmaya başlandı. Hem de aşağılık bir suçlu gibi demir kafes içerisinde. İnanın bu kadarını Tahrir'in en radikal grupları dahi beklemiyordu.
Devrim sadece görüntü ile sınırlı kalmayıp Anayasa değişikliği gibi köklü yapısal değişiklikleri de gerçekleştirdi. İktidarı elinde tutan askerlerin bu saatten sonra süreci tersine döndürmeleri eşyanın tabiatına aykırı. Kaldı ki, süreç artık onların gücünü de aştı. Süreci durdurmaya ya da etkisizleştirmeye çalışmaları durumunda sonları Mübareğinden pek farklı olmayacaktır.
Mısır örneği bize devrimi gerçekleştiren siyasi ve dini gruplar ile ona yön veren düşünce akımları hakkında da önemli ipuçları veriyor. Devrimin analizi yapılırken özellikle sosyal kitle iletişim araçlarını kullanan gençler ile onlara destek veren liberaller üzerinde duruldu.
Arap baharını eleştirenler ise bir korku faktörü olarak Müslüman kardeşler hareketini öne sürdüler. Yeni nesil kitle iletişim aracını kullanan gençlerin gösterilerde aktif bir şekilde yer aldığı bir gerçektir. Liberallerin devrimi desteklediği de bir gerçektir. Ama bu grupların hiç biri rejimin devrilmesinde belirleyici rol oynamadı. Bu grupları yansıtan KİFAYE gibi hareketler senelerdir Mübarek rejimine karşı protestolar yürütmektedir. Ama hiç bir sonuç alamadılar.
Devrimin motor gücü hiç şüphesiz Müslüman Kardeşler'in başını çektiği muhafazakâr kanattır. Bunu atılan sloganlar ile gösterilere katılanların profilinden anlamak mümkün. Kaldı ki bu konuda analiz yapan uzmanlarda aynı noktaya vurgu yapıyor. Devrim sürecinin ve yeniden yapılanmanın en önemli mimarları hiç şüphesiz düne kadar İslamcı olarak lanse edilen muhafazakâr kanattır.
Bu, devrime çok önemli destek veren diğer grupların dışlanacağı manasına gelmiyor. Aynı şeyi, yeni dönemin paradigmaları konusunda da söylemek mümkün. Fikir bazında, bu yeni dönemde, Fransız devriminden miras kalan Milliyetçilik akımı ile sosyalizm karışımından meydana gelen Arap sosyalizmi, Baas türü ideolojiler yerine bölge halkının kendi öz değerlerini yani İslami bakış acısını öne çıkaran düşünce akımlarının temel alındığını göreceğiz.
Mısır'daki rejim değişikliği Mısır'ın yakın komşularını da yakından ilgilendiriyor. Bunların başında İsrail geliyor. İsrail, kurulduğu tarih olan 1948;den itibaren en büyük tehdit olarak her zaman Mısırı görmüştür. Mısıra yönelik endişeleri Nasır'ın Filistin davasının hamiliğine soyunduğu 1960lı yıllarda zirveye çıkmıştır. 1967dede ilk önce baş düşmanı olarak gördüğü Mısır'a saldırmıştır.
İsrail, Mısır konusunda ancak, Kamp David’den sonra rahat bir nefes alabilmiştir. Yahudi lobisi Mısır'ın bu antlaşmaya sadık kalması için her yıl Mısır'a milyarlarca dolar hibe vermekten çekinmemiştir. Sedat’ın yerine iktidara gelen Mübarek de bu antlaşmalara bağlı kalmıştır. İsrail, yeniden bir risk almamak için Mübarek'e her türlü desteği verdi.
Buna rağmen Mübarek'in devrilmesi, İsrail’i güvenliği noktasında endişelere sevk etmiştir. Bundan dolayı İsrail Arap baharına şiddetle karşı çıkmaktadır. Ama eli kanlı diktatörleri destekliyor görüntüsü vermemek için bu tepkisini açıktan ifade etmiyor.
İsrail’le birlikte devrim sürecinden tedirgin olan diğer bir bölge ülkesi de İran’dır.
İran başından itibaren bu ürece karşıdır, bunu engellemek içinde elinden geleni yapıyor. İran’ın rahatsızlığını Suriye örneğinde daha net görüyoruz. İran bu sürecin ilk etapta bölgedeki müttefiklerini daha sonrada kendisini etkileceginden çekinmektedir. Suriye’deki Nusayri rejimin düşmesi, İran’ı sadece 30 yıllık müttefikinden etmiyor aynı zamanda onun Lübnan Hizbullah’ı ile olan bağlantısını da koparıyor.
Hizbullah, Suriye desteği olmadan Lübnan’daki ayrıcalıklı konumunu koruyamaz. Kısaca ABD’nin bilinçli yanlış politikaları sayesinde kurulan bölgedeki Şii ekseni büyük bir tehditle karşı karşıya. Bundan dolayıdır ki Irak’ın Şii Başbakanı Maliki Baas rejimi olmasına rağmen sırf mezhep dayanışmasından dolayı kendi halkının meşru taleplerini kanlı bir şekilde bastıran Suriye’ye açıkça destek vermekten çekinmemektedir.
İran ve Hizbullah’a gelince, onların Suriye'ye destekleri sözlerin çok daha ötesindedir. Suriye halkına ateş açan ordu mensupları arasında Pasdaranlar ile Lübnan Hizbullah’ının militanlarını görmek bölgeyi tanıyanlar için hiç sürpriz olmayacaktır.
İran tüm engellemelerine rağmen bu süreci engelliyemiyecek’tir. İlk etapta en büyük müttefiki Suriye Baas rejimini kaybedecek. Daha sonra Lübnan’daki uzantısı Hizbullah, kademeli bir şekilde Lübnan siyasetindeki ayrıcalıklı etkisini kaybedecektir.
Süreç karşısında Irak'taki Şii gruplar da kendini gözden geçirmek zorunda kalacaklardır. En sonunda ise İran’ın kendi baharını yaşaması kuvvetli bir ihtimal olarak görülmektedir. Bu kadar endişenin altında yatan neden de bu korkudur. Ama atalarımızın da dediği gibi korkunun ecele faydası yoktur.
İsrail ve İran’ın aksine Arap Baharı 9 yıldır sessiz bir devrim yaşayan Türkiye’nin bölgedeki konumunu daha da güçlendirecektir. Her şeyden önce Mübarek ve rejimi AK parti yönetimindeki Türkiye’yi tehtid olarak görüyor, onun bölgedeki giderek artan etkisini her fırsatta kırmaya çalışıyordu.
Mübarek'in devrilmesi, Türkiye’nin bölgenin lideri olması önündeki en büyük engeli de bertaraf etmiştir.
Türkiye’nin artan etkisini devrim sonrası Mısırın da görmek mümkündür. Liberal partilerden İslamcı partilere kadar devrim sonrası kurulan tüm partiler kendine örnek olarak AK partiyi almaktadır. O kadar ki bu etki bazen aynı ismin kullanılmasına kadar gidiyor.
Kısacası yeni Mısır, rakip olmak bir tarafa Küresel güç olma yolunda dev adımlarla ilerleyen Türkiye’nin bölgedeki en önemli müttefiki olacaktır.
Ömer Turan - Haber 7
turanomer72@hotmail.com
Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol