İstemezükçülerden günümüze

  • GİRİŞ29.07.2010 08:30
  • GÜNCELLEME29.07.2010 08:30

İlk kurulduğunda iyi niyetlerle ve zamanına göre mükemmel bir savaşçı grubu olan yeniçeriler, zamanla bozularak işe yaramaz, asi hatta devlete zarar veren bir grup çapulcuya dönüşmüşlerdi. Fakat silahları ve yetkileri olduğu için yine de etkin bir gruptu. 

Talim yapmak yerine içmeyi, çağa uygun taktik ve stratejileri öğrenmek yerine tembelliği seçmiş İstanbul’u ve sarayı ele geçirdikleri için de istedikleri gibi hükmetmeye başlamışlardı. 

Yeniçerileri ara ara düzeltebilmek için müdahale eden padişahlar, her defasında isyanla karşılaşmışlar ve o meşhur kelimeyi duymuşlardır: istemezük! 

Sadece yeniçeriler mi istemiyor? Tabi ki hayır! 

Galileo “dünya düz değil, yuvarlak ve dönüyor” dediğinde Hıristiyan dünyası hemen istemezük dememişler mi? 

Yaratılmışların en şereflisi Hz. Muhammet (sav) Arap kavmine gönderilerek son hak din olan İslam’ı tebliğe başlayınca, dönemin Arapları başta istemezük dememişler mi? 

Ülkemizde ilk yollar yapıldığında; bu kadar lüzumsuz ve masraflı yollara ne gerek var istemezük dememişler mi? 

İstanbullular çok iyi bilirler; ilk boğaz köprüsü yapılırken gösterilen o tepkiler ne kadar haklıydı acaba? 

Hele televizyonun yurdumuza ilk geldiği günlerdeki o tepkileri eminim hepimiz hatırlıyoruz. 

Tabi ki her şeyi olduğu gibi kabul edelim demiyorum ama biraz da ön yargılı olmayıp, olayları ve gelişimlere ön yargısız hak tanırsak bir şeyin iyi mi kötü mü olduğunu çok daha iyi anlayabiliriz. 

Matbaaya gösterdiğimiz o lüzumsuz tepkiler yüzünden çağın gerisinde kalıp, bilgi ve teknolojide geri kalıp Avrupa’ya muhtaç olmadık mı? 

Ön bilgili olmak uzman ve profesyoneller için olayları anlamada ve çözmede gerçekten çok faydalı ve zaman kazandırıcı bir metot olduğu gerçek. Ama ön yargı cahillerde ve art niyetli insanlarda olmakta ve pek çok gelişimin ve güzelliklerin yok olmasına sebep olabilmektedir. 

Günümüzde bile hala aya gidildiğine inanmayan ve inkar eden insanlar görebilmekteyiz. Bütün bu inkar ve istemezliğin bize faydası ne? Hiçbir şey! Çünkü dinimiz ve tarihimizi incelediğimizde ilim ve çağdaş teknolojinin başlarda bizde olduğunu ama zamanla istemezükçülerin artarak ve güçlenerek yükselişlerden yıkılışlara hızla geçildiğini görmekteyiz. 

Dinlerde her ne kadar yaygınlaştırılıp su yüzüne çıkarılmasa da ilm-i ladün, ilm-i batın ve tasavvufa geçmişte verilen değeri araştırdığımızda çok rahat görebiliriz. Bu ilimler tehlikeli mi? Hem evet, hem hayır. Ehil ve olgun insanların elinde güzellikler, cahil ve art niyetli insanların elinde fitneydi. 

Doğuda bir adam, hamile eşini doğum için götürdüğü hastanede, kadın doğumcu doktor kadın değil diye, karısını alıp o haliyle köyüne götürdüğünü ve evinde doğum sırasında öldüğünü televizyondan izlemiştim.

Okuma yazma öğrenirlerse elde tutulması zor olur diye halkı cahil bırakanlar acaba bunun hesabını acaba nasıl verebilecekler? Hz. Peygamberimizi (sav) herhangi bir konuda fetva vermenin ne kadar tehlikeli ve zor olduğunu “ateşe en cüretli olanınız fetvaya en cüretli olanınızdır” sözüyle herhangi bir konuda fetva veya fetvayı çağrıştırabilecek yorum ve hükümlerde çok ama çok dikkatli olmamız gerektiğine dikkat çekmektedir. 

O yüzden şahsımda hiçbir konuda fetva ya da hüküm verebilecek cüreti görmemekteyim. Çünkü dönmüyor denen dünya dönüyor, evlerimizde televizyonlarımız bilgisayarlarımız her şeye rağmen mevcut, üçüncü köprümüz yolda ve Hz. Ali’nin dediği gibi biz kutsal değerlerden ödün vermemek kaydıyla çağa ayak uydurmak zorundayız. 

İstemezük!  

Neyi?  

Bilinçsiz istemezüklükleri!
 

Orhan ÇINAR / Haber 7
orhancinar01@gmail.com
www.orhancinar.net

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat