Kıyamet koptu

  • GİRİŞ27.04.2011 06:46
  • GÜNCELLEME27.04.2011 06:46

İstanbul yedi tepe kullanır insanı tepe tepe derler ya doğru imiş.

Gariban Memet, bavulunda umutları, azığında kuru soğan ve ekmeği, cebinde ikinci mevki tren bileti, dudaklarında tebessümü, yüreğindeki saf sevgisiyle köyünden İstanbul’a, taşı toprağı altın şehre geliyordu.

Yollar çok uzundu. Ama Memet’in ne umurunda. O yavuklusuna kavuşabilmek için bu yolları sabırla, inançla, zevkle aşmaya razıydı.

Tren, ağır ağır köyleri, kasabaları, şehirleri aşıp geçti. Memet dünyanın bu kadar büyük olduğunu ilk kez fark ediyor biraz da korkuyordu.

Soğanını ekmeğine katık edip güle oynaya geldi İstanbul’a. Geldi gelmesine ama bu kadar insan, araba, bina sanki her şey Memet’in üzerine üzerine geliyordu. Bu büyük şehirde kaybolmaktan korka korka hemşehrilerinin kahvesini buldu. Hemşehrileri Memet’e inşaatta iş bulup yatacak yer verdiler. Otuz metre kare yerde on beş kişi kalıyorlardı. Ne gam, işi vardı para kazanıyordu ya…

İşi paydos ettikten sonra Allah ne verdiyse yer, ucuz kaçak çaylarının yanında saz çalıp türkü söyleyen hemşehrisi Musto’yla saatlerce gurbet türküleri söylerlerdi.

Memet’in on beş günde bir olsa da gezmeye ayıracak bir günü vardı. Ona kalsa o bir günde de çalışacaktı ama usta başı zorunlu izin yaptırırdı ki ölesiye çalışan bu garipler azıcık da olsa dinlensinler diye.

Memet bu izin günlerinin birinde denizi görmeye sahile inmişti.

Garibim Memet, saf saf denizi, kocaman kocaman nasıl yüzdüğünü anlamadığı gemileri, martıları ve el ele gezen çiftleri seyretmeye başlamıştı ki “ateşin var mı” diye bir ses duydu. Yok demek için geriye döndüğünde dünyası alt üst oldu. Çok güzel bir kız elinde sigarası Memet’e bakıyordu.

Memet, bu yarı çıplak ama çok güzel kıza bakamadı, utandı. Kendinin bile zor duyduğu bir sesle “yok” dedi. “Kız sorun değil, canım çok sıkkın gel şu banka oturup dertleşelim” dedi. Memet şaşkın ama çarpılmış vaziyette “olur” dedi.

Memet’e göre sonsuz kıza göre bir on beş dakika o bankta oturdular.

Memet duymadan dinliyor, görmeden bakıyordu. İçinden bir şey ılık ılık akıyordu. “Allah’ım ne güzel kızdı, masum bakıyor, ne tatlı konuşuyordu, o insan olamazdı olsa olsa dünyaya inmiş bir melekti”.

Memet, çarpılmıştı çarpılmasına ya, oysa köyden Memet’i uyarmışlardı “İstanbul’un havasına, trafiğine, kızlarına dikkat et insanı çarpar” diye.

Kız müsaade isteyip kalktı. Arkadaşlarının yanına gittiğinde ilk sözü ben size demedim mi “kıroyu çarparım” diye, gülüştüler hep birlikte. Gitmeden Memet’e el sallayıp hep burada buluşalım, “ben geleceğim” dedi dudaklarında şeytanlığını saklayan meleksi tebessümü ile.

Gariban Memet, o günden sonra her gün o bankta saatlerce, günlerce, haftalarca oturdu. Çarpıldığı kızı bekledi ama nafile.

Bir gün parkın bekçisi sabaha doğru Memet’in cansız bedenini buldu. Memet’in hikayesini az çok bildiği için yüreği acıyla, öfkeyle, çaresizlikle doldu.

Döndü İstanbul’a ve haykırdı “ey yedi tepe kullanırsın insanı tepe tepe. Ne istedin bu garip, bu yoksul, bu masumdan”.

Parasını biriktirip köyüne yavuklusuna dönse kıyamet mi kopardı diye haykırdı, tüm yüreğiyle İstanbul’a.

Evet kıyamet kopmazdı ama yoksul Memet’in kıyameti kopmuştu.

Orhan Çınar / Haber 7
orhancinar01@gmail.com

Bu yazıya ilk yorum yapan sen ol

Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat