Türkiye niye her masada var?

  • GİRİŞ03.09.2026 09:00
  • GÜNCELLEME03.09.2026 11:08

Şanghay İşbirliği Teşkilatı Devlet Başkanları Zirvesi’ne katılmak üzere Kırgızistan‘ın başkenti Bişkek’e gelen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yoğun programını bir grup gazeteci ile birlikte takip ettik.

İki gün boyunca yoğun diploması çalışması ve görüşme trafiği yaşandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bişkek’e iner inmez başlayan görüşme trafiği devam ederken İstanbul’da da Mekke Savunma Anlaşmasına imza atan Türkiye, Pakistan, Suudi Arabistan’ın Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi, bir masanın etrafında buluşmuş ilk toplantısını yapıyordu. Bişkek’teki toplantıları takip ederken İstanbul’daki ilk toplantıda alınacak karaların işbirliğinin  geleceğini nasıl şekillendireceğini merak ediyorduk.

Cevabını dönüş yolunda Cumhurbaşkanı ile yaptığımız röportajın soru-cevap bölümünde aldık. Mekke İttifakı'nın ilk ve somut adımını atmak üzere Strateji, Siyaset ve Askeri Komiteleri İstanbul’da toplanmış. Üç ülkenin Dışişleri Bakanları, Milli Savunma Bakanları ve Genelkurmay Başkanları bir araya gelmişti. İttifakın atacağı somut adımlar ve teknik meseleler masaya yatırılmıştı. 

Ele alınacak askeri ve siyasi konular, savunma sanayiindeki işbirliği alanları, askeri operasyonel iş birliği alanıyla ilgili askeri eğitim ve kabiliyetlerin paylaşılması gibi teknik konular ele alınmıştı. Bunlar hangi zamanlamayla nasıl hayata geçecek, onun kararları bir takvime bağlanmıştı. Anladığımız Mekke Savunma İttifakı çalışmalarına beklendiği gibi oldukça hızlı başlanmıştı.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ve Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler İstanbul’daki kritik toplantılara katılabilmek için Bişkek heyetine gece gelip dahil olabildiler.  

Yaz başından beri Türkiye’nin de dahil olduğu birbirinden önemli zirveler, toplantılar yaşanıyor.

Daha birkaç ay önce dünyanın önemli liderleri NATO Zirvesi sebebiyle Ankara’daydı. Çok önemli bir zirveye ev sahipliği yaptık.

Sonra Mekke’de kimsenin beklemediği bir anda dünyaya duyurulan Mekke Savunma İttifakı anlaşması… Öyle bir anda açıklandı ki anlaşmaya taraf üç ülkenin, Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye dengesi, birçok aktörün açıktan bu ittifakı eleştirmesini zorlaştırmıştı.

Açıktan tepki koyamayan ülkeler, gizliden tepki koyarak aleyhte lobi faaliyeti yürütmeye koyuldu.

DÜNYADAKİ BÜYÜK DEĞİŞİM TÜRKİYE’YE AÇILAN ALAN

Dünyada büyük bir değişim yaşanıyor; hiçbir ülkenin güvenliği yalnızca kendi sınırları içerisinde tanımlanmıyor.

Bir bölgede yaşanan savaşın etkisi başka bir kıtaya ulaşabiliyor.

Bir enerji krizinin etkisi küresel ölçekte ülkeleri finansal olarak çıkmaza sokabiliyor.

Göç hareketleri ülkelerin iç siyasetini değiştirebiliyor.

Gıda güvenliği, enerji güvenliği ve ulaşım güvenliği birbirinden bağımsız başlıklar olmaktan çıktı artık.

Türkiye ise, dünyadaki bu büyük değişimi izlemek yerine değişen tüm dengelerin merkezinde kendi alanını genişletmeye çalışıyor.

Bişkek’teki Şanghay İşbirliği Teşkilatı Devlet Başkanları Zirvesi de bu kapsama alanını genişletme çalışmalarından biriydi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan bunu, “En batıdaki Asyalı ve en doğudaki Avrupalı ülke olarak bizimle aynı değerlere sahip her girişimin doğal parçası olmayı sürdüreceğiz.” diyerek özetledi.

Türkiye'nin Şangay İşbirliği Teşkilatı’na üyelik perspektifinin bir bloktan bir kopuş, Batı’ya sırt çevirme anlamına gelmeyeceğini ifade ederek “Hedefimiz; 360 derecelik bir vizyonla kendi ağırlığımızı artırmaktır.” sözleriyle Türkiye’nin yaklaşımı ortaya koydu.

PUTİN’LE 1 BUÇUK SAAT!

Bişkek’te en çok dikkat çeken görüşmelerden biri kuşkusuz Erdoğan-Putin görüşmesiydi. Önem atfedildiği gibi de oldu. İki lider bir buçuk saati bulan bir görüşme yaptı. Liderlerin programları müsait olabilseydi Çin Devlet Başkanı ile de bir görüşme gerçekleşecekti. Ama görüşme trafiğine sığmadı.

Yaklaşık bir buçuk saat süren görüşmede iki liderin, Türkiye-Rusya ilişkilerini ve bölgesel meseleleri enine boyuna değerlendirdiği anlaşılıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan uçakta yaptığımız röportaj sırasında Putin’le görüşmeden önemli detaylar verdi. Görüşme dosyasındaki başlıkları sıraladı. “Türkiye'nin F-35 programına yeniden dahil edilmesi meselesiyle bağlantılı olarak S400’lerin üçüncü bir ülkeye devri konusunda adım atılabileceği ifade ediliyor. Sayın Putin'le görüşmenizde bu konu masaya geldi mi?” şeklindeki soruma Sayın Cumhurbaşkan’nın “gelmemesi mümkün mü” diye mukabele etmesi bile görüşmede çok fazla konu başlığının konuşulduğunun işaretiydi. Heyettekilerden edindiğimiz, görüşmenin çok samimi ve verimli geçtiğiydi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in görüşme öncesinde kullandığı bir ifade özellikle dikkat çekiciydi: "Türkiye, dış politika ve ekonomi alanlarında ayrıcalıklı ortaklarımızdan biri." Diplomaside kullanılan her kelime önemlidir. Hiçbir cümle alelade kullanılmaz. Hele ki bu kelimeler Putin gibi küresel siyasetin en kritik aktörlerinden biri tarafından kullanılıyorsa…

Türkiye ile Rusya arasında pek çok alanda ilişkiler devam ediyor. Karadeniz’den Suriye’ye, enerjiden tarıma, turizmden ulaştırmaya kadar uzanan geniş bir ilişki yelpazesi söz konusu.

Akkuyu Nükleer Enerji Santrali sağlıklı devam eden diplomatik ilişkilerin en somut örneklerinden biri.  Santral bitirilme aşamasına gelmiş vaziyette…

Erdoğan, “Akkuyu Santrali’nin bitim dönemine girmiş vaziyetteyiz” sözleriyle duyurdu.

Dahasını da söyledi:

Akkuyu’nun ardından başka nükleer santraller konusunda da birlikte adımlar atılabileceğininsinyalini verdi. İlk etapta yapılması planlanan iki santral daha var. Rusların masada olması ihale rekabeti açısından mühim… Mesele Türkiye’nin enerji güvenliği açısından olduğu kadar Rusya ile ekonomik ilişkilerin geleceği bakımından da önemli bir noktada duruyor.

Ancak Bişkek’teki diplomasi yalnızca Moskova hattından ibaret değildi.

Erdoğan’ın Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile konakladığımız otelde gerçekleştirdiği görüşme de zirvenin önemli temaslarından biriydi. “İki devlet, tek millet” anlayışıyla Azerbaycan’ımızla da iki ülkenin gelişmesine ve bölgemizin huzuruna katkı arayışlarınız sürüyor.

Orta Asya’dan Kafkasya’ya, oradan Türkiye’ye uzanan ulaşım ve enerji koridorlarının önünü açacak çalışmalar büyük önem taşıyor.

Kafkasya’da tesis edilecek barış ortamı, Türkiye’nin Orta Asya’ya açılan kapılarını daha da genişletebilir.

ERDOĞAN’IN ŞANGAY ZİRVESİNDEKİ MESAJI

Bişkek Zirvesi’nin belki de en dikkate değer anlarından biri de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şanghay İşbirliği Teşkilatı’na ilişkin verdiği mesajlardı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, teşkilatı “çok kutuplu düzenin vazgeçilmez unsurlarından biri” olarak nitelendirdi. Daha da ötesi, “Şanghay Örgütü, BM’nin tamamlayıcısıdır” dedi.

Buna aynı zamanda, Türkiye’nin küresel sistemde aynı anda birden fazla aktörle konuşabilen, farklı coğrafyalarda diplomatik alan oluşturabilen bir ülke olma tezinin ifadeye yansıması gibiydi aynı zamanda…

NATO üyesi Türkiye, Avrupa ile ilişkilerini sürdürürken Rusya ile de çok rahat konuşabiliyor. Ortadoğu coğrafyasında yeni işbirlikleri kurarken Orta Asya ve uzak Asya ülkeleriyle bağlarını güçlendirebiliyor.

Ve Şanghay İşbirliği Teşkilatı gibi yükselen yapılarda daha fazla söz sahibi olmanın yollarını arıyor. Bu yaklaşımın temelinde ise değişen küresel dengeler bulunuyor. Çünkü artık dünya siyasetini yalnızca tek bir merkez üzerinden okumak giderek zorlaşıyor.

Asya’nın ekonomik ve siyasi ağırlığı artıyor. Çin ve Rusya başta olmak üzere farklı güç merkezleri daha fazla söz sahibi oluyor.

Türkiye’nin dış politikası tek bir eksene sıkıştırılamayacak kadar çok boyutlu yürütmeyi zorunlu kılıyor.  Bu sebeple Türkiye bulunduğu coğrafyanın üzerine yüklediği kilit ülke rolünü pekiştirmenin adımlarını atıyor. Bütün masalarda önemli aktör olarak yer buluyor.

Bu aynı zamanda çok boyutlu diplomatik vizyon ortaya koyan ve ekibinden de bu anlayışla hareket etmesini isteyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın küresel liderlik vizyonunun ve ikna sanatının sahadaki yansımasıdır.

Arap gazeteci bunu şöyle tanımlıyor;

Türkiye Ukrayna'yı silahlandırabilirken Putin'le oturabiliyor.

NATO üyesidir ama Şanghay Zirvesi'nde de bulunabilir.

Mekke İttifakı'nı kurar... İran'la kanallarını korur.

Rus nükleer teknolojisini satın alır...  ABD'yle askeri ittifakını sürdürür.

İşte siyaset bu ey ahali... Mümkün olanı elde edebilme sanatı... Denge sanatı... Tarafsızlık gerektiğinde tarafsızlık sanatı... Ve herkes sana ihtiyaç duyduğunda fırsatları sömürme sanatı.

Önümüzdeki dönemde Türkiye’yi hangi ittifakın yanında duracağından çok, bulunduğu masalara kattığı farklılıklarla konuşacağız. Türkiye artık yalnızca masada oturan değil, masanın ağırlığını belirleyen ülkelerden biridir.

Türkiye’nin jeopolitik konumu, ekonomik-askeri kapasitesi, diplomatik tecrübesi ve farklı aktörlerle aynı anda konuşabilme kabiliyeti bu farkı fazlasıyla hissettirmeye yetiyor.

Türkiye’nin stratejik bağımsızlık arayışı için önünde kocaman bir fırsat kapısı var. Bu fırsatı ıskalamamanın gereğini yapıyoruz. Onun için de her yerde her masada varız, olmaya da devam edeceğiz.

Osman Ateşli / Haber7

X: @oatesli

osman.atesli@haber7.com

Yorumlar4

  • İbrahim 1 saat önce Şikayet Et
    Çok açıklayıcı bir yazı, maaşallah!
    Cevapla
  • O k u r 1 saat önce Şikayet Et
    Meseleyi fırsat sanstı olarak gören hiç bir şey görememiştir.
    Cevapla
  • Cahar kale 1 saat önce Şikayet Et
    Yani tam üye olarak almıyorlar onu mu anlamamız gerekiyor ?
    Cevapla
  • Divane 45 dakika önce Şikayet Et
    NATO üyesi AB kapısında bekleyen ülke Şanghay a alınmaz normalde. Bilip bilmeden sallama.
Haber7 Mobil Sayfa Banner'ı Kapat